Yarının Hiçliği Üzerine

Bazı cümleler vardır; insanın içine düşer. Nilgün Marmara’nın o keskin sesi gibi; “Yarının hiçlik olması tehdidiyle mutlu olamam”
Bu söz, yalnızca varoluşun ağırlığını değil insanın umuda duyduğu kör inancı da sorgular.
Çünkü bazen umut, bir teselli değil; kendini kandırmanın zarif bir biçimidir.
Belki de asıl yorgunluk, yanılmanın kendisinden değil her defasında yeniden inanabilme cesaretinden gelir.
Kırıldığımız yerleri onarırken, bir yanımız eksilir. Ve biz o eksilmenin adını “tecrübe” koyarız.
Oysa çoğu zaman bu, sessiz bir sarsıntıdır derinde, görünmeyen bir yerde olur. İşte orada, insan kendi sınırlarıyla karşılaşır.
Kendine, doğaya, yaşama… hepsine aynı anda kırılır.
Bizi hayal kurmaya iten şeyle, yıkıma sürükleyen neden çoğu zaman aynıdır; var olma çabası. İnsan, anlam aradıkça anlamdan uzaklaşır.
Bir an gelir, içimizdeki umut bile yabancılaşır; sanki artık o da bize ait değildir.
Bir zamanlar ellerimizde ışık gibi tuttuğumuz düşler, yavaşça sönmeye başlar. Kırıldığımızda sessizleşiriz, sessizleştikçe kabuk bağlarız.
Kabuk bağladıkça da içimizdeki o ilk inanç silinir.
Ve biz, “olması gerekenle” “olan” arasındaki uçurumda, denge kaybederiz.
Bazen düşünürüm; belki de hiçbirimiz ihanete uğramıyoruz. Belki hayat sadece kendi doğasını sürdürüyor.
Bizse, olmasını istediğimiz hâl ile karşımıza çıkan gerçeği karıştırıyoruz. İşte o çelişki, bütün sarsıntıların kaynağı.
Marmara’nın “su götürmez davacı, savcı ve davalı” hâli, aslında hepimizin içindedir.
Kendimizi suçlar, kendimizi savunur, sonra da yine kendimizi mahkûm ederiz. Çünkü doğayı yok edemeyiz; ama kendi içimizi sessizce tüketiriz.
İnsanın en büyük yanılgısı, her şeye anlam yükleme ihtiyacıdır.
Oysa bazen hiçbir şeyin anlamı yoktur. Ve belki de en büyük özgürlük, bunu kabullenebilme gücüdür. Yarın gerçekten “hiçlik” olabilir.
Ama belki de o hiçliğin içinde, bir tür huzur saklıdır. Kırıldığımız, sustuğumuz, vazgeçtiğimiz her yerde yaşamın çıplak hâliyle tanışırız.
Ve işte orada, belki de ilk kez gerçekten var oluruz.
Öperim hırpalanmış kalbinizden…



















