Dere Geliyor Dere Yalele Yalele: Salih, Özgür ve Bir Sel Hikayesi

Her şey 7 Aralık Pazar günü, bir gün önceden bulutlu olan havanın iç bölgelerde sıçan işemesine, Girne sahillerinde ve Boğaz‘da ise gayet güzel bir şekilde yağışa dönmesi ile başladı.
Zaten mutsuzduk çok, bunca gün varken yağışın pazarı seçmesinden.
Dağ ve deniz manzaralı villa ve malikanelerde oturanlar ki bunların çoğunluğu çevreci ve doğaya saygılı vatandaşlardır, teselliyi şömine başında çıtır çıtır yanan odun ateşini izlemekte buldu gün boyu.
Lefkoşa ve bir şehircilik harikası olan Gönyeli Yenikent’te de durum daha farklı değildi, 350 metrekare ve üzeri evciklerde.
Girneli “serbest meslek” sahibi Salih dağ ve deniz manzaralı, dik arazideki malikanesinde, Gönyelili “girişimci” Özgür de evvelden köylülerin “burası bataklık, ev yapılmaz” dedikleri villasında mutluydu şömine başında.
Belediye başkanları da işgüzarlık edip, zaten güvenilmez olan Meteoroloji Dairesi’nin ikazlarına aldanarak şiddetli yağış ve tedbirli olma çağrısı yapmıştı. Peh!
Ne tedbiri alacaktı ki Salih, malikanesi meyilli arazideydi ama etrafına, mis gibi dağdan getirtilen taşlarla set duvarlar çekmiş, ev kadar para harcamıştı o duvarlara. Yağmur vız gelir tırıs giderdi.
Özgür de aynı fikirdeydi, en planlı şehrin, kapısında ikisi arazi tipi 4 otomobil olan milyonluk evinde yoktu öyle bir tasası.
***
Yağmur 8 Aralık Pazartesi, Girne sahillerinde ve Boğaz’da gün boyu bardaktan boşanırcasına yağmaya devam etti. Salih biraz tedirgindi duruma ama Özgür çok rahattı.
İkisi de sosyal medyadan yağmur, bolluk, bereket, özlemiştik mesajları içeren gönderiler paylaştı, ikisinin de evinde, ıslak odunlarla biraz zor hale gelse de, şömine yanmaya devam ediyordu. Pastırma ve şarap da cabasıydı.
Metrekareye düşen yağış miktarı inanılmazdı bu arada, Girne bölgesinde 200 kg/m2’nin üzerindeydi örneğin.
Ne olduysa o gece oldu.
Hem Salih hem de Özgür şömine önünde keyifle içilen single malt pahalı viskinin tatlı uykusundayken olanlar oldu.
Salih’in evi yapılırken meyilli arazi üzerindeki asla akmayan dereyi de düzleştirmişti ya, işte o dere yatağını arayan dağdan şiddetle gelen sular, önce güney yönünden sonra da diğer cenahlardan yerle bir etmeye başladı canım taş duvarları.
Ardından da bakımı özel şirket tarafından yapılan muhteşem bahçeyi mahvederek evin pardon malikanenin arka kapısından girip önünden çıkmaya başladı.
Yenikent’de de durum iyi değildi.
Boğaz’dan gelen dereler, janjanlı baraj adı taşıyan ama aslında içi toprakla dolu göletçikleri 30 dakikada aşmış, Özgür’ün ultra lüks mahallesini bir nehre çevirmişti. Salih’in başına gelenler Özgür’ün de başına gelmiş, güzelim villayı cumburlop suyla dolmuştu.
Her ikisi de o gece YGS³, bip bip bip, nerede bu devlet, nerede bu yetkililer feryatları içeren, selin vahametini ve uğranılan zararı anlatan videolu ve fotoğraflı sosyal medya mesajları paylaştılar. Paylaşımlarına pek çok geçmiş olsun ve yetkililere çağrı yapan yorum geldi, kızgın ve üzüntülü emojiler bırakıldı.
***
Yağmur bir sonraki gün de yağmaya devam etti, metrekareye bir o kadar daha yağış düştü, dereler birleşti, yatağından çıktı, daha doğrusu yatağını geri talep etti.
Merkezi otoritenin tamamen ortadan kaybolduğu bu dönemde yağış ve selden etkilenen belediyelerin hepsinde de başkanından tüm çalışanlarına kadar herkes günlerce canla başla uğraştı, doğanın kendisinin olanı geri alma çabasında halkın zararının azaltmaya çalıştı.
Lefkoşa, Boğaz ve Girne’deki pek çok Salih ve Kamil öfkeli, üzgün ve kırgındı. Yetkilerden hesap vermesini, ihmallerinin bedelini ödemesini ve zararlarını tazmin etmesini istiyorlardı. Haklarıydı bu.
Halbuki KKTC olarak bizler Polyanna modunda durumdan çok memnun ve mesut yaşayıp gidiyorduk.
Zaten bu kurak memlekette yılda yağacak olan hepi topu 4 gün yağmur için kafayı yormaya, parti işleri, yandaş üleştirmesi gibi zaruri ve daha faydalı işlere harcanacak olan parayı harcamaya hiç mi hiç değmezdi.
Hangi şer odaklarına hizmet ettikleri belli olan bir takım münafık ve haddiniz bilmez bilim insan kisvesi altındaki kişilerin cılız sesleri duyuluyordu ara ara, “tedbir alın, su havzaları, dereler işgal altında, bunun bedeli ağır olacak” gibi ama Allah’tan toplumda bunlara prim veren yoktu.
Hayır, toprak fakiri bu ülkede yüzlerce gereksiz derenin kilometrelerce işgal ettiği atıl kıymetli arazileri güzel güzel inşaatlarla ekonomiye kazandırmak mı daha öncelikliydi yoksa akıp akmayacağı zaten belirsiz olan bu dereleri korumak, ıslah etmek mi? Cevabı yazmak bile gereksiz.
***
Olan oldu, sel aktı izi kaldı ama çok ağır kaldı. “Alçak yerde yatma sel alır, yüksek yerde yatma yel alır” demiş atalarımız.
Selin ve yıkımın üzerinden 6 gün geçti, doğal olarak unutmaya başladık bile. Bizler bir sonraki gadimici gündemimize kadar, örneğin anayasal hak olan plajlara ücretsiz giriş veya asla alınmayacak olan yangın helikopteri meselesi gibi, mangalımıza meyhanemize bakacağız.
Kamiller ve Salihler de yaralarını sardıktan sonra memlekette yolunda gitmeyen işlerden, plansızlıktan, doğa talanından şikayet etmeye ve çevreci yaşamaya devam edecekler.
Geriye kaldı “bu bir doğal afet midir, değil midir” tartışması.
Doldurulan, daraltılan ve kapatılan dereleri, ağaçsızlaştırılıp suyun akış hızını kesmeyen dağları, uzman raporları doğrultusunda yenilerini yapmak bir yana bakımı yapılmayan göletleri, imara açılan sulak alanları, şehircilik anlayışından uzak kentleşmeyi ve nüfusu 4’e katlanan şehirleri saymazsak eğer;
Ben de hemfikirim, bu bir doğal afettir.



















