Bayramlar mı Eskidi, Bizler mi Yaşlandık…

O çocuk yüzlü bayramlar şimdi nerdeler?
Hani nerde o ışıklar çocuksu sevgiler,
Gitti mi yoksa yine gelir mi o günler?
Nerde kaldı masallar sevgiler günler…
Bunları söyler İbo, hepimizin ezbere bildiği o muhteşem şarkısında. Ardından da ekler o cevabını asla bulmadığımız soruyu;
Bayramları bekler bayramları yaşardık.
Bayramlar mı eskidi bizler mi yaşlandık…
Sahi, hangi ara büyüdük, yaşlandık da bu sorunun cevabını arar olduk bizler? 1977 imiş bu şarkının yayınlandığı yıl, o zaman anlam veremediğim sözler şimdi pek bir kıymetli, pek bir anlamlı benim içim. Tahmin ederim 40’lı yaşlarına ulaşmış çoğu kişi için de böyledir durum.
***
Bayramları, çalışan bir ailenin ferdi olarak daha farklı yaşadım ben çocukluğumda ve gençliğimde bayramları. 70’lerin sonları ve 80’ler söylediğim tarihler.
Londra Pastanesi için 2 değil, 4 değil, en az 12 kat daha yoğun günlerdi bayramlar. Belki de daha fazla.
Bir yandan Girne Kapısı‘ndaki atölyede günler öncesinden başlayan bayram siparişlerine yetişme yoğunluğu ve hemen üst kattaki pastanede satış yoğunluğu yaşanırken bir yandan da Çağlayan’daki yazlık pastanede yoğun bayram hazırlıkları yapılırdı.
O bastiş, şarlot, kok ve ekler kokularını anlatmam size bu yazıda, sadece belleğimdeki muazzam hallerini tarif edebilirim.
Dondurma yapılacak süt dev kazanlarda kaynarken çıkan koku, dondurma makinesinden ilk çıkan yumuşacık hali…. Hepsi tüm detayıyla hafızamda.
Giderek daha azalan yaştaki kişiler hatırlar sanırım Çağlayan bölgesinde kurulan bayram yerini. Yerini şimdi çirkin apartmanlara bırakmış olan, Anibal lokantasının karşısındaki Londra Pastanesi’nden başlar, eski Çağlayan Gazinosu’nu da aşarak Gençlik Gücü Spor Kulübü‘ne kadar uzanırdı.
Binler demeyeceğim, on binlerce kişi ziyaret ederdi bayram yerini her gece.
Şimdilerde kurulur mu bayram yeri bilmem ama format da biraz değişikti. Lahmacun veya gözlemeciler yoktu mesela ama mutlaka felafelciler vardı. Kıbrıs usulü ama, sonradan olma değil, o kırmızı lahana turşularıyla, çıtır, çıtır, önlerinde hiç bitmeyen kuyruklarla.
Özellikle köylerden gelenlerin çok alışveriş yaptığı kuruyemişçiler vardı mutlaka.
Şevket Hapçı amcam, oğulları Türker ve Ramadan adeta aileden birileriydi bizler için, her sene değişmez yerleri Londra Pastanesi’nin tam karşısındaydı. Kahkahaları ve çok güldüğüm hikayeleri hala daha kulağımdadır Hapçı amcanın.
Lokumlar, sucuklar, taze kavrulmuş muhteşem lezzette kuruyemişlerle dolu tezgahın arkasında sabırla her müşteri ile sohbet ederek, güler yüzle yapardı satışını, önünde hem önlük hem de para cüzdanı görevi gören, arkadan bağlı önlüğüyle.
Bilardolar çok fazla vardı bayram yerinde. Isdegga ile oynanan değil ha bu bilardo, yüzde on kazanma şanası olan bir çekiliş masasıydı, önünde yüzlerce rengârenk hediye ile. Kazanamadığımda avaz avaz ağladığımı çok hatırlarım çocukken bilardoda.
Halka masaları vardı, hani o viski şişelerine veya hediyelik eşyalara halka atılırdı. Çok zordu ama halkayı tam geçirerek hediyeyi kazanmak.
Yolun sonuna doğru ise bütün alanın en büyük çekim merkezi olan Lunapark vardı. Beyaz Lunapark. Gündüz saatlerinden başlayarak dolar taşar, geceleri ise yer bulmak asla mümkün olmazdı çarpışan arabalarda ve uçaklarda.
Kendimizi adeta gerçekten uçuyor hissederdik bir yuvarlak platformda dönen ve büyük bir attraksiyonla, vites kolunu ileri geri iterek yükseltip alçalttığımız uçaklarda.
Babam ve Beyaz Lunaparın sahibi Zeki Beyaz yakın arkadaştılar, kahkahaların havada uçuştuğu, bol gonyaklı sohbetleri hala daha anımsarım.
Bize gelince;
Yazlık Londra Pastanesi tam kalbindeydi bayram yerinin.
Tüm aile birlikte çalışırdık, bayram döneminde yakın eş, dost ve akrabanın takviyesi ile tabii. Normal gece kapasitesinin beş altı kat sandalye ve masa koymamıza rağmen gecenin geç saatlerine kadar yer bulmak mümkün olmazı.
Ne pasta, tatlı kalırdı gecenin sonunda ne de dondurma ve kola bubble up. Tümü de biterdi. Babamlar siparişleri hazırlar, annem bulaşıkta, bizler de saniye durmadan serviste.
Gelsin dondurmalı suplar, gitsin dondurmalı ekmek gadeyifleri.
Dondurmalar mutlaka krom metal guppilerde servis edilirdi. Öyle şimdiki gibi 58 çeşit de yoktu ha! Sütlü, kakaolu, çilekli, mevsimine göre kavunlu ve ekşili. Bazen de fıstıklı, bu kadardı çeşitler. Kasalar dolusu biterdi bayramlarda dondurma.
Ayaklarımıza inen kara sular, birkaç saat uykudan sonra ertesi sabah hazırlıklar sil baştan başlardı. Atölyede pastaların imalatı bir yandan devam ederken, buzlukların kapasitesi yetmediği için Buz Fabrikasından alınan otuz kırk kiloluk buz kalıplarını kırılarak içerisinde meşrubat ve biraların soğutulması hazırlıkları öte yandan. Temizlik, hazırlık derken gene akşam olur ve aynı tempo devam ederdi.
***
Daha sonraları, nişanlanıp evlendikten sonra diğer tarafını da görme şansını yakaladım bayramların, eşimin ailesinde. Büyük nenenin evinde toplanan tüm aile, damatlar, torunlar, kızlar oğlanlar, kurulan sofralar, mis kokulu badadez kebabı ve kahkahalı sohbetler.
Ne oldu, hangi ara oldu bilmem, ondan sonra bayram eşittir tatil oldu, halen yaşayanlar mutlaka vardır ama ne bayram yeri kaldı, ne oradaki basit şeylerden keyif alanlar, ne de geniş aile toplantıları.
Başta sorduğum sorunun, “Bayramlar mı eskidi bizler mi yaşlandık” sorusunu da yanıtını buldum galiba yazının sonuna gelince.
Hem bayramlar eskidi, hem değerler paslandı, çürüdü ve yok olmaya yüz tuttu, hem de bizler yaşlandık.
Hepinizin bayramını kutlarım.



















