Yüzde 86 ve Diğeri

Geçen gün tavanla bakışırken telefon çaldı. Komodinin üzerinde uzun uzun kendi kendine titreşerek sessizliğe ve düşüncelerime sızmakta ısrarcı oldu.
Bir süre oralı olmadım, bıraktım çalsın. Susmayıp devam edince ekrana baktım. Arayan bendim. Telefon rehberine kendi numaramı “Ben” diye kaydetmiştim, bir gün kendime ulaşmam gerekirse yabancılık çekmemek için. Gene de çektim…
Açtım. Ses benim sesim ama sanki biraz daha… heyecanlı?
— “Duydun mu?” dedi öteki ben. “Eurobarometer açıklamış. Kıbrıslı Türklerin yüzde 86’sı yaşamından memnunmuş. Bildiğin, on kişiden neredeyse dokuzu ‘iyiyik gardaş böyle” diyor.
Durup dururken gelen bu bilgi sağanağına biraz hazırlıksız yakalanıp sersemledim. “Yüzde 86 mı?” dedim, “Bizim bakkal Hüseyin abi dahil mi buna? Daha geçen gün ‘yediler memleketi, bitirdiler’ derdi.”
— “Dahil” dedi telefondaki ses. “Hüseyin abi de dahil, sen de dahilsin, hatta bitmek bilmeyen asfalt çalışmaları da dahil. Sonbahar 2025 raporu bu, taze. Adamlar sordu, bizmkiler de ‘memnunuz’ demiş. Hade kapattım, biraz da bunu düşün”
Dıt. Dıt. Dıt… ve sessizlik.
Telefonu bıraktım. Kaldığım yerden tavanla bakışmaya devam ettik. Yüzde 86. Bu öyle bir oran ki, bir toplulukta “Dondurma sever misiniz?” diye sorsan, iki-üç kişi “Boğazımı şişirir” diye mırın kırın eder, bir kaç kişi “gereksiz yere şeker, boşuna kilo” der ama yüzde 86 çıkmaz. Fakat biz, hayatımızdan memnunuz.
İster istemez kendime sordum: “Ben bu yüzde 86’nın neresindeyim? İçinde miyim, yoksa dışarıda, genetik ve kronik olarak huzursuz yüzde 14’lük azınlığın içinde mi?”
Düşündüm…
Elektrik kesiliyor, “Mum ışığında kitap okumanın güzel bir yanı var” diyorum. Trafik kilitleniyor, “biraz daha müzik dinlemek için fırsat çıktı” diyorum.
Döviz alıp başını gidince “aman allahtan okuduk bitti” diye teselli buluyorum.
Acaba memnuniyet denen şey sonunda yıkılıp yerle bir olup toprağa değince “yer çekimi ne güzel çalışıyor” diye sevinmek, beklentiyi o kadar aşağı çekmek mi demek?
Mesela en sevdiğim mevsim kış, bu ülkede kısa süren bir zaman dilimi. Ama uzun, sıcak yaz boyunca kuzeyden gelecek bulutları, yağmuru, yeşeren ovaları beklemenin insana sabrı öğreten, yazın içinde serinleten bir yanı da var.
Beklemekten memnunum.
Evet, dinlediğim müzisyenler bu ülkeye konser vermeye hayatta gelmez. Gelmeyecekler de, bekleyecek bir şey bile yok.
Ama bu yüzden, olur da onları yurt dışında denk getirirsem bu adadaki bütün o sessizliği, o boğucu suskunluğu telafi edecek kadar zevkle, nota nota, es es dinliyorum.
O konser salonlarında belki de sahnedeki müzisyenden sonra en çok ben zevk alıyorum.
Evet, barışı bekleyerek büyüdüm. Gelmedi.
Barışı bekleyerek yaşlanıyorum. Gelecek mi? Bilmiyorum.
Ama bir ömrü barış mücadelesine vakfetmenin kendisinin de çok büyük bir kazanım olduğunu, bu mücadelenin, ısrarın, direncin hayatıma anlam kattığını da biliyorum.
Bu durumda memnun olmayan yüzde 14’ün içinde olamam muhtemelen?
Ama rapora bakılırsa, kişisel durumumuzdan, işimizden, hayat kalitemizden yana da bir sıkıntımız yokmuş. Ki, aynı raporun alt satırlarında “ekonomi berbat” diyor, “enflasyon belimizi büküyor” diyor.
İşte bu memnuniyetin bu kısmı da bana yabancı.
Bu durumda yüzde 86’nın de içinde değilim. İçindeysem de dışındaysam da yüzde 86’yı anlamıyor, çoğu ankette olduğu gibi bir kez daha üstünde “diğeri” yazan küçük dilimde kendimi buluyorum.
– Memnun musunuz?
– Hayır.
– Mutsuz musunuz?
– Hayır
– Peki nesiniz be beyefendi ama?
– Eee… Diğeri…
Hepimiz de izledikçe anlam vermesi zorlaşan film karakterleri gibiyiz bu ülkede. Uzun uzun susup, birbirimizin yüzüne bakıyoruz, sonra biri çıkıp “E, napan?” dediğinde “İyiyim be, nolsun işte…” diyoruz.
O “nolsun işte“nin içine sığan onca hayal kırıklığı, onca gerçekleşmemiş rüya, onca ertelenmiş hayat… Hepsi yüzde 86’nın içine preslenmiş. Düşününce, adadaki en güçlü siyasi ittifak olabilir.
Belki de bu bir hayatta kalma mekanizması. Memnun olmasak, o kadar yüksek bir mutsuzlukla bu adada başa çıkmak çok daha zor olurdu.
Denize bakıp “En azından denizimiz var” demek, bizi Brüksel’deki anketörün gözünde “mutlu” yapıyor.
Aklımdan bunlar geçerken tavana bakmaya devam ettim. Telefonu tekrar elime aldım. Kendimi geri arayacaktım. “Ben de memnunum galiba, sadece yüzde 86’nınkiyle aynı memnuniyet değil” diyecektim.
Ama hat düşmedi. Ya kapsama alanı dışındaydım, ya da kendi kendimle konuşacak kadar “memnun” değildim o an. Belki de işim vardı, mevsimlerin geçip gitmesini izliyordum.
Tom Waits ya da Charles Mingus dinliyordum. Görürsem, ya da daha sonra gene aklıma gelirse kendimi geri ararım. Açmam ama. Arasın pezevenk.



















