JIN, JIYAN, AZADÎ !

8 Mart takvimde bir gün değil tarih boyunca susturulmuş, görünmez kılınmış emeğin ve direnişin anıldığı gündür.
Sınıflı toplumların yarattığı sömürüye, erkek egemenliğine, militarist devletlerin zorbalığına karşı yükselen kıpkızıl bir itirazın günüdür.
Kadınların tarih boyunca omuzladığı emek yalnızca evlerde, fabrikalarda harcanan bir güç değil özgürlük için duyulan kararlılıktır.
Biz kadınlar yüzyıllardır hem cinsiyetimizden hem de sınıfsal konumumuzdan dolayı baskı gördük. Kiminin “namusu”, kiminin “yollusu” olduk.
“Kadın dediğin…” diye başlayan cümlelerin altında ezilmemiz, sessiz kalmamız istendi. İtiraz edenler susturuldu. Ama direnen kadınlar her zaman vardı.
Fabrikalarda, yoksul mutfaklarda, bahçede, ovada ve ismini sayamayacağım ağır iş yüklerinin altında… Sokaklarda yükselen sesler hâlâ devam ediyor.
Biz kadınlar özgürlük ve eşitlik mücadelesinin en ön saflarındayız. Bizim direnişimiz yalnızca kadın olmanın değil, insan olmanın da mücadelesidir. 8 Mart, burjuva sisteminin dağıttığı gibi pahalı hediyelerle, süslü kartlarla geçiştirilecek bir gün değildir.
Bu gün, dünya üzerindeki tüm emekçi kadınların cinsel, sınıfsal ve ulusal baskıya, sömürüye ve tahakküme karşı ayağa kalktığı gündür.
Rengimiz kızıldır öfkenin, direnişin ve umudun rengidir.
Kadının özgürlüğü, sömürü düzeninin yıkılmasından geçer. Emekçi kadının kurtuluşu, emekçi ve ezilen halkların kurtuluşundan ayrı değildir.
Çünkü ikisi de insanı metaya dönüştüren, emeği değersizleştiren özel mülkiyet düzenine karşı yürür. İran sokaklarında saçlarını keserek özgürlüğü haykıran kadınlardan, savaşın ve yoksulluğun ortasında yaşam mücadelesi veren kadınlara…
Latin Amerika’nın işçi mahallelerinden Afrika’nın yoksul köylerine, Asya’nın fabrikalarından Avrupa’nın meydanlarına kadar yükselen direniş bize aynı gerçeği avazları çıktığı kadar haykırıyor. Kadınların özgürlüğü olmadan insanlığın özgürlüğü mümkün değildir.
Bu ada da bu düzenin dışında değildir. İşgalin, militarizmin ve sömürünün gölgesinde kurulan bu düzende kadınlar hem emeğin görünmez yükünü taşıyor hem de erkek şiddetinin hedefi oluyor. Devletin, hukukun ve sistemin koruyamadığı kadınlar birer birer yaşamdan koparılıyor.
Girne’de sokak ortasında bıçaklanarak öldürülen Elif Lort…
Yıllarca şiddete maruz kaldığı hâlde korunamayan ve hayatı elinden alınan Dam Thi Hop… Faili meçhul bir şekilde öldürülen ve hâlâ ölüm sebebi ve sebep olan kişisi açıklanmayan Ahsen Nur…
Onların adı yalnızca birer haber başlığı değildir. Bu düzenin kadınlara reva gördüğü kaderin kanlı tanıklarıdır.
Çünkü patriyarka, kapitalizm ve militarizm aynı karanlığın farklı yüzleridir. Kadınların emeğini sömüren, bedenini denetleyen, yaşamını değersizleştiren aynı düzendir.
Ama tarih bize direnişin de hep aynı yerden doğduğunu gösterdi. Ekmek isteyen eller aynı zamanda gülü de ister. Yaşamı yalnızca sürdürmek değil onurlu ve özgür yaşamak ister.
Bugün dünyanın dört bir yanında yürüyen kadınlar yalnızca kendileri için değil, henüz doğmamış kız çocukları için de yürüyor.
Çünkü biliyoruz ki hiçbir hak bize lütuf olarak verilmedi hepsi mücadeleyle kazanıldı. Ve yine biliyoruz ki bu mücadele bitmedi.
Bitmeyecek.
Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Selam olsun onuru ve hakları için direnen kadınlara! Ve yeniden tekrar ediyorum:
Yaşamak için ekmek, ruhumuz için gül.
Ekmek ve gül!
Ekmek ve gül!



















