Dünyanın En Güvenli Yeri: “Kıbrıs” | The Safest Place in the World: “Cyprus”

1960’lı yılların sonunda, çocukluk dönemimde göçmenlik yaşadığımız Tatlısu (Mari) Köyü’nde arkadaşlarımızla, gökyüzünü izlerken arkasında bembeyaz bir çizgi bırakıp, hiç ses çıkarmayan uçaklara bakar, onlara “sessiz tayyare” derdik.
Yüksek hızla ve çok yüksekten uçtukları için sessini duyamadığımız bu uçakların, Kıbrıs’taki İngiliz üslerinden kalkıp devriye ve casusluk görevi yapan NATO’ya ait “U2 casus uçakları” olduğunu yıllar sonra öğrenecektik.
Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluş antlaşmalarında kendilerine iki egemen üs ayıran İngilizler, ayrıca Trodos Dağı’nın iki zirvesinde tüm Orta Doğu, Balkanlar, Rusya ve Afrika içlerine kadar dinleme ve casusluk faaliyeti yapacak tesisler inşa ettiler.
Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluş antlaşmalarının eklerini ve haritalarını inceleyenler, Karpaz yarımadasının füze deneme alanı, Lefkonuk (Geçitkale) Havaalanı bölgesinin topçu atış alanı, Akama bölgesinin atış talim alanı, Mağusa Limanı’da 1974’ten sonra Türk ordusunun kullandığı bölümün de İngilizlerin kullanımında olduğunu ve birçok yolun da ayrıcalıklı olarak İngiliz ordusunun kullanımına verildiğini göreceklerdir.
Bununla birlikte adadaki İngiliz egemen üslerinin varlığı, Türkiye ve Yunanistan tarafından garanti edilerek, güvenceye alınmıştır.
1960’ta, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğü ve anayasası, NATO’nun üç müttefiki Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından garanti altına alınmıştı.
Anavatanların NATO’nun çıkarlarına hizmet için “milliyetçilik” üzerinden başlattıkları toplumlararası çatışmalar sonunda kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nde bağımsızlık, kâğıt üzerinde görülen, sözde kalmış bir gerçeklikti.
Kıbrıslılara verilen sözde bağımsızlığı fazla görenler, iki toplumu 1963’te tekrardan çatışmaya sokarak, bir kez daha rehine almışlardır.
Bu da yetmemiş, 1974’te NATO Yunanistan’ı kullanarak faşist Yunan cuntasına askeri darbe yaptırarak, bir başka NATO ülkesi Türkiye’nin adaya asker çıkarıp, adanın yüzde 37’sini işgal etmesine göz yummuştur.
İngiltere, Kıbrıs’tan asla vazgeçmiş değildir. 2000’li yılların başında Kıbrıs sorununa cözüm bulma amacıyla bize sunulan Annan Planı, ABD Dış İşleri Bakanı Richard Holbrook’un talimatıyla, Lord David Hannay ve İngiliz Dışişleri Eski Bakanı Jack Straw tarafından hazırlanmıştı.
Annan Planı, 2004’teki referandumda onaylanmış olsaydı, İngilizler Kıbrıs karasularında petrol ve doğal gaz bulunan alanları içeren, sınırlarını kendi uzmanlarının çizeceği deniz yetki alanlarında egemenlik alacaklardı. 2014 yılında, İngiliz Parlamentosu’nda birlikte kahvaltılı toplantı yaptığım Jack Straw’a bu soruyu yönelttiğimde;
“Evet doğrudur. Bu bizim Kıbrıs konusunda yaptığımız pazarlıkların bir parçasıydı” diyerek, yanıt vermişti.
Annan Planı onaylansaydı, 1960’ta oldubittiye getirerek, Kıbrıs’a bağımsızlık verme karşılığı, uluslararası hukukun “uti possidetis” (sahip olduğun gibi) ilkesine aykırı elde ettikleri üsleri yasallaştırmış olacaklardı.
Kıbrıslılar, birbirleri ile kavga etmekten ve yabancıları kurtarıcı gibi görüp el açıp çözüm beklemekten, kendi ülkelerine sahip çıkamamışlardır.
Kıbrıs’taki İngiliz üsleri konusuna benzer, Hint Okyanusu’nda ABD ve İngiliz üslerine ev sahipliği yapan Chagos takımadalarının egemenliğine sahip eski İngiliz sömürgesi Mairitus bile, 1969’da egemenliğini kazandıktan sonra bir mücadele başlatarak, 2019 yılında sonuçlandırmıştır.
Uluslararası hukuk egemenlik karşılığında, sömürgelerden toprak çalınmasına karşı Lahey’de karar üretmiş ve bunu Birleşmiş Milletler de kabul etmiştir.
Burada mahkemeye gidecek olan taraf, 4 Mart 1964’te Türkiye’nin de onayı ile Birleşmiş Milletler’de alınan 186 karara bağlı olarak Kıbrıs Cumhuriyeti devletini elinde tutan Kıbrıs Rum tarafıdır.
İran – İsrail – ABD arasında başlayan savaşla tekrardan gündeme gelen üsler konusu, Kıbrıs sorununu gerçek yüzüdür. Kıbrıslıların neden birbirlerine düşman edilip, çatıştırıldıkları üsler konusu incelendiğinde daha da iyi anlaşılır.
Türkiye’nin Kıbrıs’taki askeri varlığı da İngilizlerin onayı ile devam etmektedir. Kıbrıs’ın güvenliği de onlardan sorulur.
İngiliz Başbakan Yardımcısı David Laamy’nin “Kıbrıs NATO ülkesidir” demesi boşa söylenmemiştir. Kıbrıs resmen NATO’ya girmemiştir fakat NATO Kıbrıs’a gireli çok olmuştur.
İzmir’deki NATO karargahında görevli Türk üst düzey subayların güney Kıbrıs’ta NATO’nun kullandığı askeri tesisleri sık sık ziyaret etmeleri bilinmeyen değildir.
İngilizlerin, Fransızların, İspanyolların, Hollandalıların, İtalyanların, Almanların, Yunanistan’ın ve Türkiye’nin buraya gemi, asker ve uçak yollamaları Kıbrıslıları korumak için veya iki topluma yönelik çatışmaları önlemeye dönük değildir.
Buradaki İngiliz üslerini ve NATO çıkarlarını korumak içindir. Batmayan uçak gemisi Kıbrıs, NATO’da faaliyet gösteren bütün casus ve askeri personelin tatil yaptığı güvenli bir bölgedir.
Vatan, millet, bayrak edebiyatı yapıp, Türkiye’nin Kıbrıslı Türkleri korumak için buraya uçak gönderdiği ile ilgili yalanlara sarılanlara, başlarını gökyüzüne döndürüp, NATO’ya ait ve İngiliz üslerinde konuşlanan o “sessiz tayyarelerin” sadece adamızın güneyinde değil kuzeyinde de neden dolaştıklarını, Türkiye’nin bunlara nasıl izin verebildiğini kendi kendilerine sormalarını tavsiye ederim.
Kıbrıs’ta varlık göstermek, asker bulundurmak ancak NATO’nun izniyle olur.
***
The Safest Place in the World: “Cyprus”
In the late 1960s, during my childhood, when we were living as refugee in the village of Tatlısu (Mari), my friends and I would watch the sky and see airplanes that left a bright white trail behind them but made no sound at all. We called them “silent planes.” Because they were flying very fast and at extremely high altitudes, we could not hear them. Years later we learned that these aircraft were NATO U-2 spy planes, taking off from the British bases in Cyprus to carry out surveillance and reconnaissance missions.
Through the founding agreements of the Republic of Cyprus, the British reserved two sovereign bases for themselves. In addition, they built facilities on two peaks of the Troodos Mountains capable of conducting listening and intelligence operations covering the entire Middle East, the Balkans, Russia, and even deep into Africa. Those who examine the annexes and maps of the founding agreements of the Republic of Cyprus will see that the Karpaz Peninsula was designated as a missile testing area; the Lefkonuk (Geçitkale) Airport region as an artillery firing range; the Akamas region as a training and firing area; and that the section of the Famagusta Port used by the Turkish army after 1974 was also allocated for British use. Many roads were also granted for the privileged use of the British army. Moreover, the presence of the British sovereign bases on the island was guaranteed and secured by both Turkey and Greece.
In 1960, the territorial integrity and constitution of the Republic of Cyprus were guaranteed by three NATO allies: Turkey, Greece, and the United Kingdom. In the Republic of Cyprus that emerged after intercommunal conflicts—sparked by the “motherlands” through nationalism in service of NATO interests—independence existed mostly on paper and remained a nominal reality. Those who found even this nominal independence too much for Cypriots pushed the two communities back into conflict in 1963, effectively taking them hostage once again. That was not enough; in 1974 NATO allowed Greece to be used by the fascist Greek junta to stage a military coup, and then turned a blind eye as another NATO country, Turkey, landed troops on the island and occupied 37% of it.
Britain has never given up on Cyprus. In the early 2000s, the Annan Plan—presented to us as a solution to the Cyprus problem—was prepared under the instructions of U.S. Secretary of State Richard Holbrooke by Lord David Hannay and former British Foreign Secretary Jack Straw. If the Annan Plan had been approved in the 2004 referendum, the British would have obtained sovereignty in maritime jurisdiction areas whose boundaries would have been drawn by their own experts, including areas in Cypriot waters where oil and natural gas reserves were located. When I asked Jack Straw about this during a breakfast meeting in the British Parliament in 2014, he replied:
“Yes, that is correct. It was part of the negotiations we conducted on Cyprus.”
Had the Annan Plan been approved, Britain would have legalized the bases it had obtained in 1960—contrary to the principle of “uti possidetis” in international law—in exchange for granting Cyprus its independence through a fait accompli.
Cypriots have been unable to take ownership of their own country, being busy fighting among themselves and looking to foreigners as saviors while waiting for solutions from outside. Even Mauritius, a former British colony that holds sovereignty over the Chagos Archipelago—home to U.S. and British bases in the Indian Ocean—launched a struggle after gaining independence in 1969 and concluded it successfully in 2019. International law ruled in The Hague against the seizure of colonial lands in exchange for sovereignty, and the United Nations accepted this decision. In the case of Cyprus, the party that could take the issue to court would be the Greek Cypriot side that holds the Republic of Cyprus government, based on UN Resolution 186 adopted on March 4, 1964, with Turkey’s approval.
The issue of military bases, which has come back into the spotlight with the war that began between Iran, Israel, and the United States, is in fact the true face of the Cyprus problem. When the issue of bases is examined, it becomes clearer why Cypriots were turned against one another and pushed into conflict. Turkey’s military presence in Cyprus also continues with Britain’s approval. The island’s security is effectively overseen by them. The statement by British Deputy Prime Minister David Lammy that “Cyprus is a NATO country” was not made without reason. Cyprus has not officially joined NATO, but NATO has been present in Cyprus for a long time. It is not unknown that high-ranking Turkish officers serving at NATO headquarters in İzmir frequently visit military facilities used by NATO in southern Cyprus.
The deployment of ships, soldiers, and aircraft to Cyprus by Britain, France, Spain, the Netherlands, Italy, Germany, Greece, and Turkey is not to protect Cypriots or to prevent conflicts between the two communities. It is to protect the British bases and NATO interests here. Cyprus, an unsinkable aircraft carrier, is a safe zone where all the intelligence and military personnel operating within NATO take their holidays.
To those who engage in patriotic rhetoric about homeland, nation, and flag—and cling to the claim that Turkey sends planes here to protect Turkish Cypriots—I recommend they simply look up at the sky and ask themselves how NATO’s “silent planes,” stationed at British bases, can fly not only over the south of our island but also over the north, and how Turkey can allow this. To maintain a presence and station troops in Cyprus is only possible with NATO’s permission.




















