InstagramKöşe Yazarlarımız

Öğretmenin Yargılandığı Yerde Demokrasi Ne Kadar Var?







Bir ülkede insanların sokağa çıkıp sesini yükseltmesi, hakkını araması ve itiraz etmesi suç olarak görülüyorsa, orada tartışılması gereken yalnızca bir olay değil; doğrudan demokrasinin kendisidir.

Bugün burada yaşanan tablo tam da budur. Sadece eylem yaptıkları gerekçesiyle 25 öğretmene dava okunması, hukuki bir işlem olmanın ötesinde, toplumun geniş kesimlerinde ciddi bir rahatsızlık yaratmaktadır. Çünkü mesele basit:

Eylem yapmak bir hak mıdır, yoksa suç mu sayılmaktadır?

Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) üyesi öğretmenler, hayat pahalılığına, alım gücünün düşmesine ve eğitim sistemindeki sorunlara dikkat çekmek için sokağa çıktı. Yani ortada silahlı bir kalkışma, şiddet temelli bir başkaldırı değil; anayasal hak çerçevesinde yapılan bir protesto vardı.

Ancak gelinen noktada, bu eylemlere katılan öğretmenler hakkında “ayaklanma”, “dağılmama” ve “görevi yaptırmama” gibi ağır suçlamalarla dava açılması, tartışmayı bambaşka bir noktaya taşıdı.

Burada temel bir ilke hatırlanmalıdır:

Demokrasi, yalnızca seçim sandığı değildir. Demokrasi, aynı zamanda sokakta ifade edilen iradedir. Grevdir, yürüyüştür, protestodur. Bunlar bir sistemin zayıflığı değil; aksine gücüdür.

Eğer insanlar konuşamıyorsa, bağırıyorsa; eğer bağırdığında da yargılanıyorsa, o zaman mesele sadece hukuk değildir—özgürlük alanlarının daralmasıdır.

Elbette devletin görevi kamu düzenini sağlamaktır. Polis, yasalar çerçevesinde hareket etmek zorundadır. Ancak bu görev, temel hak ve özgürlüklerin önüne geçemez. Barışçıl bir eylem ile “ayaklanma” kavramı arasındaki fark, sadece hukuki değil, aynı zamanda siyasal bir meseledir.

Eğer bu çizgi bulanıklaştırılırsa, ortaya çıkan sonuç tehlikelidir:

Her protesto potansiyel bir suç haline gelir.

Bu durum sadece öğretmenleri değil, toplumun tamamını ilgilendirir. Çünkü bugün öğretmene yönelen bu yaklaşım, yarın başka bir meslek grubuna, başka bir toplumsal kesime de yöneltilebilir.

İşte bu yüzden mesele bireysel değil, sistemseldir.

Ahmet Karaoğulları’nın “bizi susturamazlar” mesajı, aslında sadece sendikanın değil, daha geniş bir kesimin duygusunu yansıtmaktadır. İnsanlar artık şunu sorguluyor:

Hak aramak neden cezalandırılıyor?

Bu sorunun net bir cevabı yoksa, o zaman ortada ciddi bir sorun vardır.

Bir hukuk devletinde cezalar, hak arayanlara değil; hukuku ihlal edenlere yönelmelidir. Eğer bu denge kayarsa, adalet duygusu zedelenir. Ve adalet duygusu zedelendiğinde, en büyük zarar devlete olan güvendir.

Sonuç olarak;

Eylem yapmak suç değildir.
İtiraz etmek tehdit değildir.
Hak aramak cezalandırılacak bir davranış değildir.

Tam tersine, bunlar demokrasinin temelidir.

Ve eğer bir ülkede bu temel sarsılıyorsa, o zaman asıl tartışılması gereken şey şudur:

Sorun eylem yapanlar mı, yoksa eyleme tahammül edemeyen sistem mi?













Başa dön tuşu