InstagramKöşe Yazarlarımız

Bölünme Normaleşiyor (mu)?







Kıbrıs Cumhuriyeti’nde gerçekleşen parlamento seçimleri yalnızca birkaç partinin yükselip birkaçının çökmesiyle açıklanabilecek sıradan bir seçim değildi.

Bu seçimler, adanın geleceğine dair çok daha derin bir kırılmanın işaretlerini verdi.

Çünkü ortaya çıkan tablo, artık Kıbrıs’taki siyasal krizin yalnızca “çözüm bulunamaması” olmadığını; toplumların uzun süredir çözümsüzlüğe alıştığını gösteriyor.

Ve en tehlikeli olan da budur.

Bir toplumun umudunu kaybetmesi…

Çözümsüzlüğü kader gibi görmeye başlaması…

Bugün güneyde yaşanan tam olarak budur.

Yıllardır Kıbrıs sorunu etrafında şekillenen siyasal hayat, ilk kez bu kadar geri plana itildi. Seçim kampanyalarında hayat pahalılığı konuşuldu, yolsuzluk konuşuldu, göç konuşuldu, yozlaşma konuşuldu ama çözüm konuşulmadı. Çünkü insanlar artık çözüm ihtimaline inanmıyor.

İnanç kaybolduğunda ise siyasetin yerini korku alır. Korkunun olduğu yerde de aşırı sağ büyür.

ELAM’ın yükselişini yalnızca bir “faşist parti yükseliyor” başlığıyla okumak eksik olur. ELAM, çözümsüzlüğün çocuğudur. Tıpkı Avrupa’daki AfD’nin, Le Pen’in, Meloni’nin yükselişi gibi…

İnsanların sisteme olan öfkesini, güvensizliğini ve geleceksizliğini milliyetçilik üzerinden örgütleyen bir yapı.

Daha kötüsü şu:
Artık marjinal değiller.

Sistemin içine yerleşiyorlar.

Ve bunu yalnızca Rum toplumunda görmüyoruz. Kuzeyde yıllardır normalleştirilen milliyetçilikle birlikte düşündüğümüzde, aslında adanın iki tarafında da benzer bir siyasal çürümenin yaşandığını görüyoruz. Biz kuzeyde UBP’yi, YDP’yi, DP’yi yıllardır “merkez siyaset” diye yuttuk. Güneyde ise ELAM yükseliyor diye şaşırılıyor.

Oysa mesele aynı.

Faşizm bazen postal giyer, bazen kravat takar.

Bazen parmağının arkasına saklanır, bazen açık açık konuşur.

Ama özünde aynı yere çıkar:
Korku siyaseti.

Bu seçimlerin ortaya koyduğu en önemli gerçeklerden biri de şu oldu:
Kıbrıs’ta artık klasik merkez siyaset çöküyor ama yerine güçlü bir alternatif de doğmuyor.

EDEK’in meclis dışı kalması tarihsel bir kırılmadır. Bir dönem “merkez sol” diye pazarlanan ama yıllar içinde milliyetçiliğin limanına demir atan bir partinin siyasal ömrü tükendi. DİPA’nın çöküşü de aynı şekilde Hristodulidis’in merkez mühendisliğinin iflasıdır.

Ama onların yerine gelenler ne kadar kalıcı?

Fidias’ın “Doğrudan Demokrasi” hareketi bir öfke boşalmasının ürünüdür. İnsanlar mevcut sisteme kızgın oldukları için oy verdiler. Aynı şey ALMA için de geçerli. Bu partiler gerçekten örgütlü siyasal yapılara mı dönüşecek, yoksa birkaç yıl sonra sosyal medya algoritmaları değişince buhar mı olacaklar?

Büyük ihtimalle ikincisi.

Çünkü bu ada hâlâ örgütlü siyasetin adasıdır.

Bunu bir kez daha AKEL ve DİSİ gösterdi.

Bütün yıpranmalarına rağmen hâlâ ayaktalar. Çünkü örgütleri var. Kadroları var. Seçmeni sandığa taşıyabiliyorlar. Özellikle AKEL’in aşırı sağın yükseldiği böyle bir dönemde oyunu koruması hatta artırması küçümsenecek bir şey değil. Çünkü bugün federal çözüm perspektifini tutarlı şekilde savunan ender büyük yapılardan biri hâlâ AKEL’dir.

Ama burada başka bir tehlike daha var.

Çözüm fikri artık yalnızca belirli siyasi çevrelerin savunduğu nostaljik bir slogana dönüşürse, yeni kuşaklar federasyonu bir gelecek projesi olarak değil, geçmişten kalmış başarısız bir hikâye olarak görmeye başlayacak.

İşte esas kırılma burada yaşanıyor.

Gençlik siyasete inanmıyor.
Siyaset çözüm üretemiyor.
Çözümsüzlük normalleşiyor.
Milliyetçilik büyüyor.

Bu dörtlü denklem, önümüzdeki yılların ana siyasi atmosferini oluşturacak gibi görünüyor.

Ve bu yalnızca güney için geçerli değil.

Kuzeyde de benzer bir çürüme yaşanıyor. Türkiye’ye ekonomik, siyasi ve demografik bağımlılığın derinleştiği; laikliğin aşındığı; toplumun göç ettiği; kalanların ise hayatta kalma mücadelesine sıkıştığı bir düzen var. Güneyde ise Avrupa Birliği içinde ama giderek daha içe kapanan, korkularıyla hareket eden bir toplum ortaya çıkıyor.

İki toplum da aslında birbirine benzemeye başlıyor.

Yorgun.
Güvensiz.
Öfkeli.
Ve umutsuz.

Tam da bu yüzden önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimleri sıradan bir seçim olmayacak. Çünkü mesele artık yalnızca hangi partinin kazanacağı değil. Mesele, çözüm fikrinin tamamen çöküp çökmeyeceği.

Eğer federal çözüm yanlısı siyaset güçlü bir toplumsal enerji yaratamazsa, önümüzdeki yıllarda şu üç şey kaçınılmaz hale gelecek:

Birincisi, ELAM ve benzeri aşırı sağ hareketler daha da güçlenecek.

İkincisi, kuzey ile güney arasındaki psikolojik kopuş derinleşecek. İnsanlar birbirini artık yalnızca “öteki” olarak görecek.

Üçüncüsü ise bölünme fiilen kalıcılaşacak.

Ve belki de en trajik olan şu:
Bu süreç büyük çatışmalarla değil, sessiz bir kabullenişle gerçekleşecek.

İnsanlar bir sabah uyanıp “Kıbrıs bölündü” demeyecek.

Sadece yıllar içinde çözüm ihtimaline inanmayı bırakacaklar.

Asıl yenilgi de tam burada başlayacak.















Başa dön tuşu