InstagramKıbrısManşetSiyaset

Gelener: Eğitim temennilerle değil; planla, programla, bütçeyle yönetilir







Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) Eğitim Sekreteri Süleyman Gelener, Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu‘nun yarıyıl tatili mesajında eğitimle ilgili dilek ve temennilerde bulunduğunu söyleyerek, eğitimin bir şov alanı olmadığını vurguladı

Gelener: Eğitim dilek ve temennilerle değil; planla, programla, bütçeyle yönetilir

Yazılı açıklama yapan Gelener, Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu’nun yarıyıl tatili mesajında dilek ve temennilerde bulunduğunu ancak eğitimin dilek ve temennilerle değil; planla, programla, bütçeyle, denetimle, liyakatle ve hukukla yönetilmesi gerektiğini söyledi.

Gelener, “Nazım Çavuşoğlu yönetimindeki Eğitim Bakanlığı sorun çözen bir idareden çok, kriz üreten, dayatan ve yargı önünde kaybeden bir tablo ortaya koymuştur. Aşağıdaki başlıklar bu tablonun yalnızca en görünür örnekleridir” diyerek şöyle devam etti;

1) Sahte diploma meselesi

Eğitim Bakanlığı döneminde sahte diploma olgusu kamuoyunun gündemine yerleşmiş, mesele münferit olmaktan çıkmıştır. Bu durum kurumsal denetim kapasitesi ve kamu yönetimi sorunu olduğunu göstermektedir. Diplomanın gerçekliği tartışılır hale gelmişse, yükseköğrenimde yaşanan bu güven erozyonu bir çöküş değil de nedir?

2) Konteyner sınıfın kalıcılaştırılması

Konteyner sınıf, ancak kısa süreli bir afet/onarım tedbiri olarak meşru görülebilir. Buna rağmen öğrenciler aylar değil, yıllardır konteynerlerde eğitim görmektedir. Konteyner sınıf sayısı 250’nin üzerindedir. Geçici denilen uygulama, sahada kalıcı bir düzene dönüşmüş görünmektedir. Konteynerde eğitim sınıf iklimini, güvenliği, hijyeni ve eğitim niteliğini doğrudan etkiler. Burada yaşanan, pedagojik bir kayıp değil midir?

3) Hukuk devleti sınavı

Bu dönemin en belirgin özelliği eğitimde alınan kritik idari kararların istişare–usul–yetki zemini yerine, son dakika dayatma zeminiyle yürütülmesi ve bunun sonucu olarak çok sayıda konunun yargıya taşınmasıdır.

Bu dönemde başörtüsünü serbest bırakan Disiplin Tüzüğü değişikliği Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.

Bununla birlikte Öğretmenler (Değişiklik) Yasası kapsamındaki düzenlemeler de Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Eğitim Bakanı’nın ‘ben yaptım oldu’ tavrının eğitim gibi kamusal bir alanda işlemediğini mahkeme kararlarıyla tekrar tekrar göstermiştir.

4) Sendikal haklar

Öğretmenlerin hazırlık ödeneği gaspı ve sendikal grev hakkı kullanımından ötürü ölçüsüz/haksız kesinti uyguladığı da mahkemeler önünde kanıtlanmıştır. Öğretmenin yasal alacağı ve sendikal hakların kullanımı idarenin takdirine göre değil, hukuka göre değerlendirilir.

Bakanlığın, sorunları çözmek yerine öğretmeni ve sendikaları dava açmaya zorlayan bir anlayışa saplanması yargıyı gereksiz yere meşgul etmekte, kamu maliyesine zarar vermekte, öğretmenlik mesleğinin itibarını aşındırmakta, öğretmen ile Bakanlık arasında sürekli bir çatışma üretmektedir. Eğitim yönetimi, mahkeme kapılarında mı öğrenilir?

5) Baskı siyaseti

2022 yılı Temmuz ayında yaşanan anti-demokratik teknik kurul sürecinden neredeyse iki yıl sonra, 24 Kasım 2023 Öğretmenler Günü’nde 22 öğretmen hakkında dava açılmış, süreç 14 duruşma sürmüş ve savcılık tarafından geri çekilerek dosya kapanmıştır. Bakanlığın öğretmenle ilişkisinde diyalog ve çözüm yerine baskı ve yargı tehdidi yöntemini tercih ettiği görülmüştür. Bu yöntem, kamu hizmetinin ruhunu zedelemez mi?

6) Ders kitapları

İlkokul Türkçe ve Hayat Bilgisi ders kitaplarının gizli biçimde güncellendiği kamuoyuna yansımış, sendikamız bu durumu kültürel bir müdahale olarak değerlendirmiş ve hukuki süreç başlatmıştır. Ayrıca bu değişikliklerin yazarların bilgisi ve onayı dışında gerçekleştiği de belirtilmiştir.

Ders kitapları ve materyaller ideolojik, dini veya cinsiyetçi kalıplarla biçimlendirilecek bir propaganda nesnesi değildir. Hukuken idarenin, eğitim materyalini üretirken usul ve yetki sınırlarına bağlı kalması gerekmiyor mu?

7) Rehberlik hizmetleri

Rehber öğretmen adayları, Bakanlığın yanlış yaptığı tüzük düzenlemeleri ve uygulama nedeniyle mağdur olmuştur. İlkokullarda rehberlik hizmeti seçmeli bir hizmet değil, özellikle sosyal-psikolojik risklerin arttığı bu dönemde zorunlu kamusal hizmettir.

Atama süreçlerini tüzük hataları ve idari sürüncemelerle kilitlemek, bedeli çocukların omzuna yüklenen bir yönetim zaafı değil midir?

8) Bir gün kala erteleme

2024-2025 eğitim-öğretim yılı, başlamasına bir gün kala alınan kararla bir hafta ertelendi. Resmi gerekçe öğretmen atama süreçlerinin tamamlanmaması olarak açıklanmış olmasına rağmen bütün kamuoyu UBP kurultayının 21 Eylül 2024’te yapılacağını biliyordu.

Eğitim, parti içi takvim tartışmalarının içine düşmeyecek kadar ciddi bir kamu hizmetidir. Eğitim yılı bir gün kala erteleniyorsa, ortada idari kapasite ve planlama zaafı vardır. Sonuçta bunun bedelini çocuklar, veliler ve öğretmenler öder.

Sorun eğitim sorunu değil, yönetim sorunudur. Bu tabloyu yaratanlar, eğitim sorunlarına çözüm üretemez. Sorun okullarda değil, yönetimdedir. Somut olgular, kamuoyu önünde yaşananlar ve yargı süreçleri ortadadır.

Eğitim, siyasi şov alanı değildir. Çocukların hakkı, öğretmenin emeği ve kamusal eğitimin geleceği için dayatmalara da denetimsizliğe de hukuksuzluğa da geçit vermeyeceğiz. Nitelikli kamusal eğitim mücadelemizi her alanda sürdüreceğiz”













Başa dön tuşu