
Ceza Hukukçusu Av. Doç. Dr. Ramadan Sanıvar, Ceza Yasası‘nda, “masumiyet karinesi” maskesiyle yapılan düzenlemenin basın özgürlüğünü fiilen felç etme riski taşıdığına dikkat çekerek, bir kamu görevlisinin özellikle yolsuzluk, rüşvet veya görevi kötüye kullanma gibi iddialarla anıldığı durumlarda kimliğinin bilinmesinin, yalnızca bir “merak” konusu değil, “kamusal denetimin zorunlu bir unsuru” olduğunu vurguladı. Sanıver, Masumiyet karinesi elbette korunmalıdır; ancak bu ilke, kamu gücünü kullanan kişilerin kimliklerinin tamamen gizlenmesi için bir sığınak haline getirilemez” dedi
Sanıvar: En temel ayrım, kamu gücünü kullanan kişiler ile sıradan bireyler arasında yapılmak zorunda
Sosyal medya hesabından açıklama yapan Sanıvar, isim ve görüntü paylaşımının kamu yararı taşıyıp taşımadığı meselesinin, yüzeysel bir “yasak-serbest” ikilemiyle açıklanamayacağını, bunun doğrudan doğruya demokratik denetimin sınırlarını belirleyen bir konu olduğunu söyleyerek, “Bu nedenle en temel ayrım, kamu gücünü kullanan kişiler ile sıradan bireyler arasında yapılmak zorundadır” dedi.
“AİHM: Kamu görevi üstlenen kişiler, sıradan bireylere kıyasla daha dar bir mahremiyet alanına sahiptir”
Sanıvar şöyle devam etti;
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında da açıkça vurgulandığı üzere; her şeyden önce şu ilke tartışmasızdır: Kamu görevi üstlenen kişiler, sıradan bireylere kıyasla daha dar bir mahremiyet alanına sahiptir.
Çünkü bu kişiler, yetkilerini toplum adına kullanır; aldıkları kararlar, yaptıkları işlemler ve hatta ihmalleri dahi doğrudan kamuyu etkiler.
“Kimliğin bilinmesi, yalnızca bir ‘merak’ konusu değil, kamusal denetimin zorunlu bir unsurudur”
Bu nedenle bir kamu görevlisinin özellikle yolsuzluk, rüşvet, görevi kötüye kullanma veya kamu kaynaklarının istismarı gibi iddialarla anıldığı durumlarda kimliğinin bilinmesi, yalnızca bir ‘merak’ konusu değil, kamusal denetimin zorunlu bir unsurudur.
Buna karşılık sıradan bireyler açısından durum tamamen farklıdır. Kamu gücü kullanmayan, kamusal etki yaratmayan kişilerin isim ve görüntülerinin ifşa edilmesi, çoğu durumda kişilik haklarının ihlali anlamına gelir ve korunmaları gerekir.
İşte hukuk burada bir denge kurmaktadır: güç sahibi olan daha fazla denetlenir, güçsüz olan daha fazla korunur. Ne var ki söz konusu bugün görüșülüp oy çokluğu ile kabul edilen yasal düzenleme, bu hayati ayrımı ortadan kaldırarak son derece tehlikeli bir eşitleme yapmaktadır.
Kamu gücünü kullananlarla sıradan vatandaşları aynı koruma zırhı içine almak, gerçekte güç sahiplerini görünmez kılmak anlamına gelir. Daha açık bir ifadeyle:
Bu düzenleme, vatandaşı değil; iktidarı ve kamu gücünü kullananları korumaktadır. Basın özgürlüğü tam da bu noktada devreye girer.
Basın, demokratik toplumlarda yalnızca bilgi aktaran bir araç değil, aynı zamanda iktidarın denetlenmesini sağlayan temel mekanizmadır.
“Bu doğrudan doğruya ‘otosansür rejimi’ yaratır”
Gazetecilerin, kamu yararı taşıyan bir konuda isim ve görüntü paylaşmaları nedeniyle hapis tehdidiyle karşı karşıya bırakılması, basını hata yapmaktan değil, gerçeği ortaya koymaktan caydırır. Bu ise doğrudan doğruya ‘otosansür rejimi’ yaratır.
Masumiyet karinesi elbette korunmalıdır; ancak bu ilke, kamu gücünü kullanan kişilerin kimliklerinin tamamen gizlenmesi için bir sığınak haline getirilemez.
“Hukuki bir koruma değil; demokratik şeffaflığın sistematik olarak ortadan kaldırılması”
Kanaatimce bu düzenleme ile ortaya çıkan tablo şudur: Hakkında ciddi yolsuzluk iddiaları bulunan bir kamu görevlisi gizlenecek, toplum bu bilgiden mahrum bırakılacak; basın ise susturulacak ve susmaz ise cezalandırılacaktır.
Sonuç olarak, isim ve görüntü yasağını genel ve ayrım gözetmeyen bir biçimde uygulamak, hukuki bir koruma değil; demokratik şeffaflığın sistematik olarak ortadan kaldırılmasıdır.
Gerçek bir hukuk devleti, sıradan bireyi korurken kamu gücünü kullananı gizlemez; tam tersine onu daha görünür, daha hesap verebilir ve daha denetlenebilir kılar. Bu düzenleme ise tam tersini yaparak, demokrasinin en hayati damarlarından biri olan basın özgürlüğünü fiilen felç etme riski taşımaktadır…”




















