
İnsan Hakları Platformu (İHP), sendikal mücadele ve barışçıl protesto hakkının Anayasa tarafından güvence altında olduğunu, hükümetin ve polisin görevinin bu hakkı bastırmak değil kullanılması için ortam sağlamak olduğunu vurgulayarak, hükümete; bugün yapılacak protestolarda, geçen hafta yaşanılanların yaşanmaması için Anayasa’ya saygı göstermesi çağrısında bulundu
İHP: Eylemcilere orantısız müdahale ve dava okunması kabul edilemez
Yazılı açıklama yapan İHP, “Demokratik haklara saygı gösterilmeli; sendikal mücadele ve barışçıl eylem hakkı kriminalize edilemez!” diyerek, hayat pahalılığı ödeneğinin durdurulmasına ilişkin hükümetin attığı adımlar sonrasında başlayan toplumsal tepki ve bu tepki karşısında gösterilen tavrın son günlerde demokratik haklar bakımından ciddi kaygılar yaratacak bir boyuta ulaştığını vurguladı.
İHP’den yapılan açıklamada, “30 Mart tarihinde Cumhuriyet Meclisi önünde gerçekleştirilen barışçıl eylem sırasında yurttaşlara ve sendika temsilcilerine yönelik orantısız polis müdahalesi, toplumsal tepkilere rağmen demokratik süreçlerin by-pass edilerek ‘yasa gücünde kararname’ ile istenilen kararın çıkarılması, ardından sendika yetkililerine dava okunması, demokratik toplum düzeni açısından kabul edilemez bir tablo ortaya koymuştur” denildi.
“Protesto ve sendikal örgütlenme hakkı anayasal güvence altındadır”
Açıklama şöyle devam etti;
“Barışçıl toplanma, protesto ve sendikal örgütlenme hakkı anayasal güvence altındadır. Anayasa’nın 32. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesi, yurttaşların önceden izin almaksızın barışçıl şekilde toplanma ve hak arama özgürlüğünü açık biçimde korumaktadır.
“Devletin görevi yurttaşları bastırmak değil, hak kullanımını güvence altına almaktır”
Devletin görevi, bu hakkı kullanan yurttaşları bastırmak değil, hak kullanımını güvence altına almaktır. Meclis önündeki eylem sırasında biber gazı, tazyikli su ve fiziksel güç kullanımına başvurulmuş olması; özellikle müdahalenin barışçıl göstericilere yönelmiş olması, ölçülülük ve orantılılık ilkeleri bakımından ciddi soru işaretleri yaratmaktadır.
Daha da kaygı verici olan, bu müdahaleye maruz kalan sendika temsilcileri hakkında şimdi de dava süreçlerinin başlatılmış olmasıdır.
“Toplumsal muhalefet baskı altına alınmak isteniyor”
Hak arama mücadelesi veren sendikacıların, anayasal haklarını kullandıkları bir eylem sonrasında ‘kamu malına zarar verme’, ‘polisi görevden men’ ve benzeri suçlamalarla karşı karşıya bırakılması, demokratik katılım alanını daraltan ve toplumsal muhalefeti baskı altına alan bir uygulamadır.
Demokratik toplumlarda protesto hakkı cezalandırılacak değil, korunacak bir haktır. Sendikal mücadeleyi kriminalize eden her türlü girişim, yalnızca ilgili sendikaları değil, toplumun tamamının demokratik hak ve özgürlüklerini tehdit etmektedir.
“Müzakere süreçleri devre dışı bırakıldı”
Hayat pahalılığı karşısında emeğin ve yaşam koşullarının korunması talebi meşru, demokratik ve insan hakları temelli bir taleptir. Bu talebin yasa gücünde kararname yoluyla, toplumsal müzakere süreçleri devre dışı bırakılarak düzenlenmesi ise hukukun üstünlüğü ve demokratik meşruiyet ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
“Barışçıl protesto ve grev hakkına tam saygı gösterin”
Bugün yeniden gerçekleştirilecek genel grev öncesinde hükümete çağrımız açıktır; Barışçıl protesto ve grev hakkına tam saygı gösterilmeli, kolluk güçleri demokratik hakların kullanımını engelleyecek veya yıldıracak hiçbir müdahaleye başvurmamalıdır.
Ayrıca sendika temsilcilerine yönelik dava ve soruşturma süreçleri, bir an önce geri çekilmeli ve bu girilen yoldan hemen dönülmelidir.
Hükümeti, demokratik haklara, sendikal özgürlüklere ve hukukun üstünlüğüne saygılı davranmaya; yurttaşların itiraz hakkını güvence altına almaya davet ediyoruz. Demokratik toplum, yurttaşların sesine kulak verilerek korunur; baskıyla değil”




















