Ortaylı’ya Açık Mektup: “Tarihi Siz Yazmadınız, Biz Yaşadık”

Anlatacak çok şeyim var size. Ama hepsinin özeti şu:
Tarihi siz yazmadınız, biz yaşadık!
Siz bize yükseklerden konuşuyorsunuz, biz ise toprağın altındaki insanlarız. Katledilenleri, sürgün edilenleri, yok sayılanlarız. Ve artık sizin o yukarıdan, tepeden, akıl veren ama hiçbir şey bilmeyen sesinize tahammülümüz yok.
Geçtiğimiz günlerde Annan Planı ve Kıbrıs meselesi üzerine söyledikleriniz, artık sadece bilgisizlik değil, yerli işbirlikçilerin ve sömürgecilerin dilini konuşmaya başladığınızın göstergesidir.
Hakeza bulduğunuz noktadan da kayyumun desteğiniz alkışlar ile aldığınızı da birlikte gördük.
“Efendim, Kıbrıslılar çözüm fırsatını kaçırdı”
Hayır efendim. Biz kaçırmadık.
Kıbrıslı Türkler 2004’te yüzde 65’le ‘evet’ dedi. Ve siz o gün değil, bugün çıkıp bize parmak sallıyorsunuz. Bize hainlik ile itham ediyorsunuz.
Misafir edildiğiniz evde, ev sahibine hakaret ediyorsunuz. Hatırlatmamda fayda var, ev sahibi biziz ve misafir da siz!
İşgal ettiğiniz topraklar asla size ait olmadı, olmayacak da.
Sormakta fayda var;
“Hangi fırsat, hangi çözüm? 40 bin askerin gölgesinde, kayyumların atandığı, basının susturulduğu, eğitimin Türkiye’nin ideolojik tahakkümüne teslim edildiği bir adada kim çözümden söz edebilir?” size göre yalnızca hainler tabiki!
Annan Planı sonrası sözde mükafatlandırılacak denilen toplum, ambargolarla cezalandırılmaya devam etti ve sebebi ise adada bulunan Türk askeri.
Başka tek bir sebebi yok. Avrupa Birliği’nin kapıları kapandı. Türkiye’den gelenler ‘yerli’ ilan edildi, bu adanın aydın insanları ise ‘hain’.
Ve siz kalkıp diyorsunuz ki:
“Kıbrıslılar her şeye rağmen Türkiye ile bağlarını güçlü tutmalı”
Hayır İlber Bey, biz her şeye rağmen insanca yaşamak istiyoruz.
Kendimize ait bir yönetim, bir kimlik, bir gelecek istiyoruz.
Siz o çok övdüğünüz Osmanlı’nın mirasına methiyeler dizerken, biz Osmanlı’nın bile buraya sizden daha saygılı yaklaştığını biliyoruz. Çünkü en azından adayı kültürel olarak yutmaya çalışmadı.
Ama sizin gibiler, bir yandan “tarih bilinci” derken, diğer yandan bu adada süren işgali görmezden geliyor.
Size birkaç isim hatırlatayım:
Derviş Ali Kavazoğlu, barış savunucusu. TMT tarafından kurşunlandı. Ayhan Hikmet ve Muzaffer Gürkan, 1962’de, bu halkın kendi yolunu çizmesini savunduğu için öldürüldüler.
Bunlar sizin tarih kitaplarınıza yazmadığınız ama bizim mezar taşlarında okuduğumuz gerçeklerdir. Gerçek tarihimizdir.
Siz belki İstanbul’da lüks salonlarda konuşmalar yaparken alkış topluyorsunuz.
Ama biz, Lefkoşa’da dikenli tellerin gölgesinde, göç yollarında, yoksullukla, aşağılanmayla büyüdük.
Ve sizin gibi aydınların susması gerekirken, hâlâ konuşuyor olmanız bu toplum için hakarettir.
Siz bilmezsiniz;
Bir ülkeye Ankara’dan vali gibi atanan bir Cumhurbaşkanıyla yaşamak ne demek.
Siz bilmezsiniz;
Bir sabah uyandığınızda, mahallenizdeki okulun adının değiştirildiğini, müfredatınızın Ankara’dan yazıldığını öğrenmek ne demek.
Ve siz bilmezsiniz;
Kendi ülkenizde “Türk’sen sus, Türklüğünü ispat et” diye yaşamaya zorlanmak ne demek.
İlber Bey, size saygı duymuyorum.
Çünkü bu toplumun çektiği acıları görmeden, üstten üstten konuşan, çözümü halkın iradesinde değil, dışarıdan “hizaya getirmekte” arayan hiç kimseye saygı duymuyorum.
Bu yüzden söylüyorum:
Biz sizden tarih dersi değil, yüzleşme bekliyoruz.
Biz sizden yol gösterme değil, susma hakkınızı kullanmanızı istiyoruz.
Tarihi siz yazmadınız. Biz yaşadık.
Ve artık bizim de sözümüz var.
Türkiye aydınlarından çok çektik, ilk değilsiniz ama son olmanızı ümit ederim!



















