Karpaz’ın Başıboş Köpek Sorunu

Karpaz, sadece Kuzey Kıbrıs’ın değil tüm Akdeniz’in nadide bölgelerinden biri.
Doğasıyla, tarihiyle, misafirperver insanlarıyla her daim özeldir.
Fakat son yıllarda Karpaz’ın gündemine oturan önemli bir sorun var: Başıboş köpekler.
Ne yazık ki bu sorunun arkasında çoğunlukla bilinçsiz davranan insanlar yatıyor.
Avcılık yapmak için Karpaz’a gelen bazı sözde avcılar “avcı köpeği” olarak getirdikleri hayvanlardan verim alamayınca ya da onlardan sıkılınca, hiç düşünmeden onları sahipsiz bırakıyor.
İşte o noktada bu canlar kendi başlarının çaresine bakmaya çalışırken hem bölge halkı hem de tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar için ciddi bir tehdit hâline geliyor. Bu sorumsuzluğu “gerçek avcıların” da yapmayacağını adımız gibi biliyoruz.
Başıboş köpeklerin sayısının giderek artmasıyla birlikte, köylüler sabah tarlaya çıktıklarında ya da akşam evlerine dönerken karşılarında saldırgan sürüler buluyor.
Kimi zaman kümeste tavuklarını, ahırda koyun- keçilerini kaybeden üreticiler, çoğu zaman bu zararlarının karşılanmasını istese de sonuç yine aynı; Kimse bu durumun gerçek sorumluluğunu üstlenmiyor.
Dahası, çocuklar için ciddi güvenlik riskleri doğuyor; okul servislerinin indiği yollar da bekleyen çocuklarımız, sabah yürüyüşe çıkan yerli veya yabancı turistler için artık eskisi kadar güvenli bir ortam yok.
Elbette, bu sahipsiz hayvanlar da bu hikâyenin mağduru. Karpaz’ın zor şartlarına terk edilmiş köpekler, aç, susuz, hastalıklarla mücadele ederek hayatta kalmaya çalışıyor.
Onların bu hâlde olmalarının nedeni yine biziz. Av için gelen, işine yaramadığını düşündüğü köpeği dağa, bayıra salan; ya da bilinçsiz üremeyi kontrol altına almayan biz insanlar.
Bu kısır döngüden çıkmanın yolu ise hepimize düşen sorumluluklardan geçiyor. İlk adım, güçlü bir kısırlaştırma ve aşılama seferberliğiyle köpek popülasyonunun kontrol altına alınması.
Belediyeler, veterinerler, gönüllüler ve yerel halk el ele vererek bu hayvanların sağlığını güvenceye almalı, barınak oluşturulmalı, onların daha iyi koşullarda yaşamasını sağlamalı. Öte yandan, hayvanları terk edenlere karşı ciddi yasal yaptırımlar ve sıkı denetimler şart.
Karpaz gibi doğal zenginliklerle dolu bir bölgeyi yaşatmanın yolu, yalnızca tarihî ve kültürel mirası korumaktan değil, bu topraklarda var olan her canlıya saygı göstermekten geçiyor.
Bir şehir ya da bölge, en savunmasız canlılarını nasıl sahiplendiğiyle ölçülür. Karpaz’ın hem insan hem hayvan için güvenli, huzurlu ve sürdürülebilir bir yer olması hepimizin elinde.
Ancak bu bilinçlenme, yalnızca halkın vicdanına bırakılmamalı; yetkililerin de devreye girerek sorunun çözümüne öncülük etmesi gerekiyor.
Avcılıkla uğraşanlardan sahipsiz hayvanların kontrolüne kadar sıkı denetimler yapılmalı, başıboş köpeklerin kısırlaştırma, aşılama ve bakım çalışmaları için kapsamlı bir plan hazırlanmalı.
Ayrıca, bu süreçte zarar gören hayvan sahiplerinin de yalnız bırakılmaması şart. Zarar gören üreticilere ve çiftçilere maddi destek verilmeli, onların kayıplarının telafisi için resmi bir mekanizma oluşturulmalı.
Karpaz hepimizin ortak yuvası; bu yuvayı güvenli ve huzurlu kılmak için hem bireysel hem de kurumsal sorumlulukla hareket etmeliyiz.
Güneşin Doğduğu Yerden, Herkese Selam Olsun.



















