Karikatür Krizi mi, Gündem Saptırması mı?

Hükümet karşıtı sol grupların İstanbul Kadıköy’deki gösterilerinde en az 40 kişinin ters kelepçeyle derdest edilmesi, CHP’li belediye yönetici ve çalışanlarının toplu gözaltıları, muhalif (partizan) TV kanallarına ceza yağmuru, Netflix ve Spotify’a gözdağı derken, bütün bu hengamenin ortasında Türkiye’nin bir de nur topu gibi bir karikatür krizi oldu.
Nur topu kelimesi yanlış. Pimi çekilmiş bomba demek belki daha doğru.
Öyle böyle değil. Yıllardır süren bir “kültür savaşı”na tanıklık ediyorduk, şimdi yeniden alevlendi. Popüler mizah dergisi LeMan’ın son sayısında çıkan bir karikatür, şeriat-cihat yanlısı bir güruhu öfke içinde Taksim sokaklarını istila etmeye yetti.
Protestocuların iddiasına göre dergi Muhammed Peygamber’in karikatürünü yayınlamıştı. “Şeriat isteriz”, “Kemalist köpekler”, “Ölüm ya bize ya onlara!” bağırışları arasında sokakta namaz kılındı, ardından başlayan itiş kakış, çevreden geçenlere sataşmalara, derken LeMan ofisine saldırılara ve polisle çatışmalara dönüştü.
Çok geçmeden gözaltı kararları alındı. 6 kişi hakkında gözaltı kararı verildi;
Derginin yazı işleri müdürü Zafer Aknar, grafik sanatçısı Cebrail Okçu, karikatürün çizeri Doğan Pehlivan ve müessese müdürü Ali Yavuz bulunuyor.
İmtiyaz sahibi ve genel yayın yönetmeni Tuncay Akgün ile yazı işleri müdürü Aslan Özdemir ise yurt dışında olduğu için gözaltına alınamadı.
İçişleri Bakanı sosyal medyadan “suçluların yakalandığını” duyurdu. Dergiden dört kişi –karikatürün çizeri de dahil– derhal gözaltına alındı.
“Yakalandılar” deniyordu, ama kaçan yoktu. Servis edilen görüntüler arasında derginin ters kelepçeyle yerlerde sürüklenen yaşlı müessese müdürü Ali Yavuz da vardı.
Başka gösterilerde –az önce TİP’in Kadıköy mitinginde olanlara değindim– mesela LGBTQ veya kadınların gösterilerinde göz açtırmayan polis, ortalığı darmadağın eden protestocuları nedense bu kez “lütfen dağılınız” ricası ile dağıtmayı tercih etmişti.
Böyle durumlarda beklenenler de oldu. Medya bu netameli konuyu ucundan tutmayı yeğledi, “bu karikatür ne anlatıyor?” veya “iddialar doğru mu?” konusu yabancı ajanslara kaldı.
Gördüğüm şuydu: Çizimde iki melek gökte karşılaşıyordu. Birinin adı Muhammed, diğerinin adı Musa’ydı. Savaşın kurbanı olan bir Müslüman, bir de Musevi çocuk. Pasifist bir karikatürdü söz konusu olan.
“Savaş herkesi yer” demek istiyordu.
AFP’nin Paris’te ulaştığı LeMan yönetmeni Tuncay Akgün şunu söylüyordu:
“Bu karikatürün Peygamber Muhammed ile hiçbir ilgisi yok. “Çizimde İsrail bombardımanlarında öldürülen bir Müslümanın adı Muhammed olarak kurgulanmıştır. İslam dünyasında 200 milyondan fazla kişi Muhammed adını taşıyor“
Pek dinleyen olmadı. Rüzgâr bir kere sert esmeye başladı mı herkes oraya yelken açar, hele böylesi konularda iş teksesli koroyla biter.
Malum, bu tür konular popülist siyasiler için biçilmez kaftandır. Dolayısıyla biri hariç hepsi mal bulmuş mağribi gibi üstüne atladı.
“Cihadi” konularda hiçbir fırsatı kaçırmamakla bilinen Ahmet Davutoğlu, hükmü vermişti bile.
“İslam inancımıza açıkça hakaret teşkil eden karikatür hem inananların kutsallarına hem de toplumsal barışa yönelik açık bir provokasyondur” diye yazdı.
“Edebe aykırı ve aşağılayıcı biçimde karikatürize edilmesini şiddetle kınıyorum”
Cezaevindeki Ekrem İmamoğlu da durur mu? Tumturaklı bir dille o da yargısını paylaştı.
“Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e (s.a.v.) ve Hz. Musa’ya (a.s) yapılan hadsizliği kınıyorum. Karikatürde Gazze’deki zulme dikkat çekilmek istendiği ifade edilse de kullanılan yöntem inançlı insanların kalbini kırmış, derin bir hassasiyet yaratmıştır”
“Kullanılan yöntem” (!) nedir, bilmek mümkün değil, belli ki bu siyasilere kalsa her biri basına mizah dergilerine danışmanlık yapmaya hazır.
Ama şu kesin: Alelacele kendilerini ortaya atan bu siyasiler (başkaları da var) söz konusu karikatürü görmeden fikir beyan etmekte bir beis görmediler.
Görenler olduysa onlar da akıntıya kendilerini atmayı kullanışlı buldular.
Aralarında –hele böyle bir hengamede– Türkiye için alışılmamış bir cesaret örneği gösteren, CHP lideri Özgür Özel oldu.
Karikatürü incelemiş.
“Ben baktığımda Gazze’de bombardıman altında hayatını kaybetmiş bir melek görüyorum, başında haresiyle, kanadıyla” diyor.
“Bir başka bombanın öldürdüğü bir melekle karşılaşıyor. Bunu Hz. Muhammed’i resmetmişler olarak söylüyorlar. Hz. Muhammed peygamber katındadır, melek falan değildir. Orada Muhammed, Gazze’de öldürülmüş, ismini Muhammed SAV’dan alan bir çocuktur. Gökyüzünde bir başka peygamberden alan bir başka çocuk, bir başka Gazzelidir. Peygamberin adını alanlar burada ölüyor diye resmedilmiş ve bu şekilde açıklanmış bir karikatürdür”
“Ama kolay, fırsat var; ‘peygamberin resmini çizdiler, saldırın Leman’a’!” diye devam ediyor Özel. “O Leman, hepiniz susarken Mavi Marmara’ya destek karikatürü çizdi, İsrail’e ticarete karşı cephe alan Leman’dır, motokurye Samet’i kapak yaptı. Hz. Muhammed’e bir saygısızlığa da izin vermem, ama yapılmamış bir saygısızlık üzerinden o toplumsal linçe de sessiz kalmam, herkes doğru yerde kalmayı bilecek!”
Ertesi gün TV kanallarında fikirleri sorulan (çoğu muhtelif konularda mangalda kül bırakmayan seküler figürlerdi) “uzmanların” hemfikir oldukları nokta ise ibretlikti;
Efendim, ülkenin çok hassas bir noktada olması hasebiyle bu tür karikatürler yayınlamak doğru değilmiş.
Tabii bunlara, “ülkede ne zaman hassasiyetlerin olmadığı bir dönem yaşanmıştı acaba?” diye sormaya kimse de cesaret edemedi.
Hiçbir TV kanalı AFP’nin doğru refleksle yaptığı gibi LeMan yöneticilerini yayına davet edip merak edilen soruları da sormadı tabii.
Tipik bir “Yeni Türkiye” durumu.
Ama daha önemli sorular var. Derginin söz konusu sayısı 26 Haziran’da yayımlanmış. Protestolar ise 30 Haziran gecesi.

Peki, madem bir “saygısızlık” söz konusu, cihatçı güruh neden dört gün bekledi?
Bu sorunun cevabını ararken insan ister istemez “organize kışkırtma”yı son derece güçlü ve güncel bir ihtimal olarak düşünüyor.
30 Haziran gecesi izlediğimiz koreografi, spontane bir eylemi işaret etmiyor, planlı programlı görünüyor.
Peki, öyleyse neden?
Bazı meslektaşlarımın da dikkat çektiği üzre amaç, ekonomik krizin habire kabarmakta olduğu ve CHP’ye karşı gözaltı kampanyasının tırmanışa geçtiği dönemde gündemi saptırmak.
Daha da ötesinde, dinciliğin koçbaşı olarak kullanıldığı berdevam kültür savaşında, laik kesimlerin sesini ve direncini zayıflatmak.
Bunu işaret eden bir nokta var ki, önemli: 30 Haziran günü (aynı gün) öğle saatlerinde İstanbul’da Muharrem Orucu İftar Programı’na katılan CHP lideri Özel, “Kimsenin zorunlu olarak din dersi görmediği, herkesin çocuğunun kendi kararına göre inancını yaşadığı, devletin tüm inançlara eşit mesafede olduğu yarınları hep birlikte sağlayacağız” şeklinde bir açıklama yapmıştı.

Bu sözler iktidar medyası tarafından hızla “din derslerini kaldıracağız” şeklinde başlıklarla çarpıtıldı.
Ve gösterilerin ayyuka çıktığı gece, sosyal medyada Özel’in birkaç hafta önce bir ziyaret sırasında elinde Leman dergisi (eski sayılarından biri) ile çekilmiş fotoğrafı servis edildi.
Kriz derinleştikçe, toplumu daha da bölen bu kültür savaşının sonu gelir mi? Bir rahatlama durulma mı olur, daha beter bir hal mi alır? Doğrusu, hiç mi hiç öngöremiyorum.
Bildiğim tek şey, ülkede medyanın, ifade özgürlüğünün gitgide karanlığa gömüldüğü.



















