InstagramKöşe Yazarlarımız

Altın Kum Ne Hâlde, Biliyor Musunuz?







Ekmek parasını kazanmak, çocuklarını okutmak, hayatta kalmak için geçirilen bir ömür…

Sonraki nesillerin o topraklarda tutunma çabası, geleceğe dair belirsizliklerin içinde sürüp giden koca bir hikâye bu.

Benzin parasını, o günün ekmek parasını dahi çıkaramadan geçen günler. Tüm çaba bir sonraki güne daha sağlıklı, daha tok uyanmak.

Önce var olan yerlere daha fazlası için izin verildi, “Büyüyün” dendi, göz yumuldu. Sonra bir gün “Yasal değil” denilerek o yerler yıkıldı. Ama yıkılan sadece yapılar değildi…

Hayaller, umutlar, gelecek planları, var olma mücadelesi de enkazın altında kaldı.

İki işletme için ceza, hapislik…

Ardından başka yerler gösterildi, yeni tesisler kuruldu. Bin bir çileyle geçen günlerde insanlar yine ayakta durmaya, üretmeye ve en önemlisi hayatta kalmaya çalıştı.

Peki ya geride kalanlar?

Her sohbet, her tanıklık insanı susturuyor. Ne diyeceğini bilemez hâle geliyorsun. Belirsizlik, geride kalanları içten içe eritiyor. “Yeriniz taşınacak” dendi, “Size de yer gösterilecek” dendi.

Yetmedi, protokol yapıldı. O protokole imza atanlar şimdi yönetimin en tepe noktasında. Peki sonuç?

Ortalık çöplük, bakımsız, terk edilmişlik var. Görmek istediklerinin bu olduğunu çok iyi biliyorum.

Bugün orada halen daha ayakta kalmaya çalışan insanlar iş yeri çalıştırma izni bile alamıyor.

Mevcut yerlerinde, istenilen şartlarda kalmayı kabul eden, “Yeter ki evimize ekmek götürelim” diyen insanlara yol gösteren yok, destek olan yok.

Be kardeşim, işletmelerle oturup bir yol haritası çizin. Bir şey söyleyin ki, insanlar insanca yaşama umudunu kaybetmesin. Evlerine bir lokma ekmek götürebilsinler.

Zaten Karpaz’ın durumu ortada: işsizlik, geçim derdi… Bari kalanlara sahip çıkın.

Yaptığınız protokolün arkasında durun. Düzgün bir yer gösterin ya da mevcut yerleri düzenli, insani şartlara uygun hale getirin. Bu haliyle ne onlara yarar, ne başkasına.

Zaten “Ben insanım” diyen biri, bu kadar strese uzun süre dayanamaz. Her gün, her saat “Ne olacak?” kaygısıyla yaşamak insanın elini kolunu bağlıyor, iş yapamaz hale getiriyor.

Birebir şahit olduğum için yazmak zorunda kalıyorum. Altın kum, mevcut yapısı, doğallığı ve güzellikleri bozulmadan, düzenli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşmalı.

Ama laf olsun diye değil; gerçek anlamda bir planlama şart.

Sırf birilerine çıkar sağlansın diye adım atmayın. Yapılacak olan her şeyi bilimsel çerçevede masaya koyup, ortak akılla, radikal ama adil kararlar alınmalı.

Devlet eli, yerel yönetimler hep orada olmalı. Orada olmalı ki sürdürülebilir bir yapı olsun.

Peki neden yazıyorum bunları?

Bu süreci bizzat yaşayanları, bir şekilde ayakta kalmayı başaranları da gördüm; canıyla, ailesiyle bedel ödeyenleri de…

Şimdi can çekişenleri de görüyorum. Yazıktır bu insanlara. Aylarca çocuklarından, ailelerinden uzak kalan, parçalanan aile yapılarıyla hayata tutunmaya çalışan bu insanlara yazıktır.

Neden çözüm bulmuyorlar diyenlere verdiğim cevap aynen bu: çünkü bizimle aynı duyguyu, aynı hisleri hiç yaşamadılar.

Yaşamadıkları için de bizi asla anlamayacaklar.

Yönetimde, karar mekanizmasında, olmanın ve elini taşın altına koymanın zamanı gelmiştir. Karpaz halkı bunu talep etmeli ve bu hakkı almalıdır. Yoksa bu işler düzelmez, var olanlar da elden gider.

Yönetenlere söylüyorum;

Eğer amacınız, bu insanları yıldırmak, halkı bezdirip bu toprakları birilerine peşkeş çekmekse, sakın denemeyin.

Çünkü karşınızda durmaya hazır bir halk var.

Güneşin Doğduğu Yerden, Herkese Selam Olsun.













Başa dön tuşu