InstagramKöşe Yazarlarımız

Komisyon Tamam: Erdoğan Yine Kazandı







CHP’nin henüz adı bile belli olmayan, “Terörsüz Türkiye” diye lanse edilen komisyona katılacağını açıklamasıyla Başkan Erdoğan rejim konsolidasyonu sürecinde kritik bir eşiği daha aştı. Daha basit bir deyişle, Cumhur İttifakı için işler yolunda.

Geçen Ekim ayında MHP lideri ve iktidar ortağı Devlet Bahçeli’nin başlattığı “İmralı Girişimi”, Abdullah Öcalan’ın devreye alınması ardından PKK’nin kendisini feshetmesi ile yeni bir evreye girmiş, bunu 30 kadar PKK yönetici ve militanının sembolik olarak silah bırakması izlemişti.

Girişim” ile bağlantılı olarak, Anayasa değişikliklerini de içereceği anlaşılan bir ad-hoc Meclis komisyonu kurulması da o sıralarda gündeme gelmişti.

Tüm bu “süreç” esnasında, “girişim”in sahibi Bahçeli ve iktidar olmasına rağmen siyasi partilerle görüşme trafiği için evrensel teamüllere aykırı olarak DEM Parti gönüllü olmuştu.

Süregiden temaslarda, milliyetçi muhalefetten İYİP’in komisyona katılmayacağı da netleşmişti.

Kilit konu CHP’nin ne yapacağıydı. Komisyona ana-muhalefet partisinin katılıp katılmayacağı son günlere kadar belirsizliğini korumuştu.

Bunun arka plandaki nedeni, bir yandan “barış ve demokrasi” denirken, diğer yandan CHP’li belediyeleri hedefleyen sistematik gözaltı ve tutuklama dalgasının sürmekte oluşuydu.

Tereddütte kalan CHP liderliği, katılım için bir süre yalpaladı, ve en son olarak da kararlar için nitelikli çoğunluğu şart koştu.

İktidar kanadı talebi oyalanmadan kabul etti. TBMM başkanı Numan Kurtulmuş, ad-hoc komisyonun (adı bile belli olmayan, içtüzükle bağlantısız çalışacak, gündemi bulanık ve dead-line’ı dahi saptanmamış olduğu için ancak “ad-hoc” diye tanımlanabilir) Ağustos’un ilk haftasında toplanacağını ve kararların 5/3, yani nitelikli çoğunlukla anılacağını açıkladı.

Şimdi, siyaset mühendisliği açısından bir eşiğin daha aşılmasına mı tanık olmaktayız? Muhtemelen öyle.
CHP lideri Özgür Özel, açıklamasında şöyle akıl yürütmekteydi:

“CHP nitelikli çoğunlukla; yani AK Parti, MHP veya 50 kişilik komisyonda 26’nın bulunmasıyla karar verilmesini sağlıklı bulmuyordu. Nitelikli çoğunlukla -ki komisyon ilk toplantısında bunun usul ve esaslarını belirler- karar alınacak olması bizim açımızdan önemlidir”

Bu çerçevede Özel’in en son Şile mitinginde sarfettiği şu sözler de dikkatlerden kaçmamalı:

“Ekrem Başkan’ın, Özgür Özel’in, AK Parti’liyle MHP’liyle derdi yok. Asla ve asla AK Parti’nin ve MHP’nin üyeleri, emekliler, esnaflar, asla onlarla işimiz yok. Devr-i sabık yaratmayacağız. Kutuplaşmayı bırakıyoruz, kucaklaşmaya geliyoruz”

CHP’nin gerek “süreç” gerekse komisyona katılma gibi konularda tam bir açmaza sürüklendiğinden kuşku yok. Süreci sözle destekliyor olsa da, aktif olarak içine entegre olmak, partinin maruz kaldığı baskı dalgası dikkate alındığında, kaba tabirle “iki ucu boklu değnek” olarak tanımlanabilir.

Parti üzerinbde iktidarın kurduğu strateji, “rejim bekası” için olmazsa olmaz görünen bir anayasa değişikliği için “döverek rızasını sağlamak” olarak temayüz etti. Gelişmeler katmerli oldu.

Erdoğan’ı seçimde yenebilecek tek kişi olduğu anlaşılan Ekrem İmamoğlu hapiste; en son olarak yüksek lisans diplomasının da iptali, hapisten en iyi ihtimalle uzun süreli siyaset yasağı ile çıkabileceğini söylüyor.

Öte yandan, parti kurultayı ile ilgili dava sonbaharda görülecek. Buradan çıkacak karar da doğrudan doğruya Özel ve arkadaşlarının siyasi geleceğini belirleyecek.

Özel dün açıklamalarını yapmadan önce Silivri’de İmamoğlu ile görüştü. İki siyasi figürün, ikisinin de siyasi geleceği üzerindeki iktidar ipoteği konusunu ele almamış olmamaları imkan dahilinde değil. Komisyona katılma kararının bu görüşmede netleştiğini rahatlıkla varsayabiliriz.

Görüşmede muhtemelen şöyle bir akıl yürütüldü: “Ayak dirersek iktidarın öfkesi daha da artacak, müstakbel seçimlerde CHP dışı Kürt oylarını da kaybedebiliriz. Katılırsak ayrıca belki kurultay davası lehimize işleyebilir en azından uzar gider. Uysal tavır alırsak belki İmamoğlu da hapisten çıkabilir. Yani zamana yayalım, zaman kazanalım

Bu şartlarda ikilinin başka bir seçeneği de yoktu, denebilir. Ama, bir de seçmen tabanı var. Bu tabanın bir numaralı gündemi, geçim derdi, ekonomik kriz. Ayrıca tabanın muhafzakar Kemalist denebilecek bir bölümü, yaşanan tuhaflıklar nedeniyle, “süreç” adı altındaki gelişmelerin hayırlı olabileceğine ikna olmuş/edilmiş değil.

Partililer arasında da anayasa değişikliğinin sadece iktidara yarayacağı ve aynı zamanda temel cumhuriyet ilkelerinin budanacağı konusunda derin kaygılar mevcut. Son günlerde parti içi bir kesimden gelen “bu komisyona böyle katılmayalım” itirazları da bundan kaynaklanıyor.

Son birkaç anket “süreç”in ZP, İYİP ve Anahtar Parti gibi katı milliyetçi partilere kaymayı tetiklediğini işaret etmekte. Bu üç partinin toplamı yüzde 10’lara yaklaştı, belki de geçmekte.

Yakın geçmişte CHP’nin tercihleri, kararları, ülke gidişatında hep büyük önem taşıdı. Malum, parti içinden bazı muhalif sesler de dahil olmak üzere pek çok eleştirel görüş, CHP’nin 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, 2016 darbe teşebbüsü ardından Yenikapı’da, Kürt milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasında, 2017 referandumunda, Mayıs 2023 seçimlerinde vahim ve tarihi hatalarla ülkenin krizine katkıda bulunduğu yönünde olmuştu.

Peki, ad-hoc komisyon CHP için bir yeni tuzak mı?

Öyle görünüyor. Aritmetik hesaplar bunu doğruluyor.

Kurtulmuş, Komisyonun 51 üyeden oluşacağını açıklamıştı. Kurtulmuş, Meclis’teki temsil oranlarına göre, AK Parti’den 21, CHP’den 10, DEM Parti ve MHP’den 4’er, İYİ Parti ve Yeni Yol Partisi’nden 3’er, HÜDA PAR, Yeniden Refah Partisi, TİP, EMEP, DSP ve DP’den 1’er milletvekili ismi istemişti.

Basit çoğunluk hesabına göre, kararlar yarıdan bir fazla, yani 26 oyla alınabilecekti. AK Parti ve MHP’nin toplamı 25 ettiğine göre, herhangi bir partiden 1 oy daha alınması durumunda, CHP bir yana, sürecin asli aktörlerinden olan DEM Parti’nin oyuna da ihtiyaç duyulmadan Cumhur İttifakının istediği kararların alınması ihtimali vardı. Bu kabul görmedi. 2/3 nitelikli çoğunluk 34 oy gerektiriyordu. Bunun da düşünülmediği ortaya çıktı.

Peki 5/3 nitelikli çoğunluk? Bu yöntem Meclis’te uygulanıyor. Şimdi, 51 milletvekilinin yer alacağı komisyonda buna göre en az 31 oy gerekecek. Özel son açıklamasında aritmetiği ya hafife aldı, ya da geçiştirmeye çalıştı. Onun sunumunda DEM oyları yoktu. Oysa komisyonu en çok isteyen partilerden biri, DEM.
Prof Eser Karakaş’ın dikkatli hesabına göre durum açık şekilde iktidar lehine.

Şöyle yazıyor Karakaş:

“AKP + MHP + DEM + DSP + Hüda Par zaten 31 oy ediyor, geriye üç oy kalıyor. Yeniden Refah, DP ve Yeni Yol Partisinden en az bir kişi (neden olmasın, hatta kuvvetle muhtemel) beraberce iktidarı desteklerse her kararı çıkarabilirler, TİP ve EMEP de sürpriz yapabilirler.

İşte tam da bu nedenden CHP’nin bu nitelikli çoğunluk üzerinden bir tuzağa çekildiğini düşünebiliriz. İlk toplantıda nitelikli çoğunluk ile alınacak kararların usul ve esasları saptanırken İYİP’in üç üyesinin Komisyondan çekilme ihtimali ya da hiç girmemeleri de düşünülürse tam üye sayısı 51 değil de 48 diye de saptanabilir”

Özetle, ad-hoc komisyonda Cumhur İttifakı 31 oyu hemen garantilemiş görünmekte. İktidarın istediği, lastik gibi ucu açık bir komisyon sürecinde hem zaman kazanmak, hem de özellikle milliyetçi-muhafazakar kanat ve DEM üzerinden ilerlemekti.

CHP bu süreçte dekoratif unsur olmaya adaydır artık. İşler ilerde sarpa sararsa komisyondan çekilmek de bir başka risk unsuru olarak üzerine yapışmış bulunuyor. Evet, Erdoğan yine kazandı.

Geçmiş olsun.













Başa dön tuşu