Silahların Gölgesinde Barış Olmaz

Kıbrıs’ın kuzeyi bir süredir yeniden “güvenlik” söylemiyle yönetiliyor.
Her kriz döneminde olduğu gibi, silahlar yine “barışı korumak” bahanesiyle gündeme taşınıyor.
Oysa bu adada barış, çoktan silahların gölgesinde boğulmuş durumda. Türkiye’nin adanın kuzeyine ne kadar asker ve silah taşıdığı hâlâ bilinmiyor; kimse sormaya cesaret edemiyor.
Çünkü burada sorgulamak bile “ihanet” sayılıyor. Fakat asıl ihanet, bu adanın geleceğini silahların namlusuna teslim etmek değil midir?
Kuzeydeki iktidar, halkın iradesini temsil ettiğini iddia ederken, fiilen Ankara’nın askeri vesayeti altında hareket ediyor.
Her seçim, her hükümet değişikliği bu gerçekliği daha da görünür kılıyor. Bugün “bağımsızlık” veya “tanınma” hayaliyle halkı oyalayanlar, aslında kendi yönetimlerinin ne kadar bağımlı olduğunu gizlemeye çalışıyor.
Çünkü bir halkın toprağında yabancı bir ordunun varlığı sürüyorsa, orada egemenlikten değil, kolonizasyondan söz edilir.
Bu noktada Tufan Erhürman’ın son çıkışı önemlidir. O, yalnızca güneyin değil, kuzeyin de silahlanmasını tartışmamız gerektiğini açıkça söyleyerek tabuyu kırmıştır.
Kıbrıs’ta kalıcı barış, sadece güney Kıbrıs’ın değil işgal bölgesinde bulunan silahları sorgulamasıyla mümkündür.
Federasyon fikri, tam da bu yüzden hâlâ en akılcı ve en insani çözümdür çünkü o, askeri değil sivil bir gelecek önerir.
Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayanlar artık şunu anlamalı: Barış, dikenli tellerin arkasında değil; ortak akılda, ortak irade de yeşerir.
Türkiye’nin “güvenlik” bahanesiyle sürdürdüğü askeri varlık, halkın kendi kaderini tayin etme hakkını yıllardır gasp ediyor. Bu topraklar, tanklarla değil, insanlar arasında kurulan köprülerle korunur.
Kıbrıs, yeniden silahsız bir barış adası olmalı. Ne Türk ordusu ne Yunan üssü ne garantörlük ne işgal…
Yalnızca insanın, adaletin ve ortak yaşamın egemen olduğu bir düzen.
Çünkü silahların gölgesinde federasyon kurulmaz; ama federasyon kurulmadan da bu ada asla özgürleşemez.



















