“İki Devletli Masal” Aynen Devam Ediyor

Erdoğan’ın ve Erhürman’ın yaptığı açıklamalar, aslında yıllardır bildiğimiz ama bazı çevrelerin hâlâ “anlamazlıktan geldiği” gerçeği bir kez daha tokat gibi yüzümüze çarptı:
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Kıbrıs’ta işgal ve sömürge statüsünü tahkim eden “iki devletli çözüm” propagandasından milim geri adım atmış değil.
Ne diplomasi oyunu, ne taktik değişimi, ne “yeni bir yaklaşım”…
Hiçbiri yok!
Aynı söylem, aynı dayatma, aynı statükonun ısrarla sürdürülmesi.
Ama gelin görün ki…
Bu kadar açık ve net bir tabloya rağmen, Kıbrıs Türk siyasetinde bazı parti, örgüt, birlik, gazeteci ve “aydın” geçinen kesimler yine aynı hataya düşüyor:
Gerçeği çarpıtmak!
Halkı yanıltmak!
Erdoğan’ın açıklamalarını bile “olumlu gelişme” diye pazarlamak!
Sanki TC devleti, işgale son vermeye hazırlanıyormuş gibi;
Sanki çözüme kapı aralıyormuş gibi;
Sanki federasyon yeniden masaya gelebilirmiş gibi bir illüzyon yaratmaya çalışanlar var.
Bu artık safdillik değil;
Bu artık politik miyopluk değil;
Bu düpedüz halkı yanıltmaya dönük bir görev bilinciyle yapılan propaganda.
Dünya kabul etmiyor.
Avrupa Birliği kabul etmiyor.
Birleşmiş Milletler kabul etmiyor.
Ve en önemlisi:
Kıbrıs Türk halkının ezici çoğunluğu kabul etmiyor.
Ama TC devleti ediyor.
Etmek zorunda olduğuna inanıyor.
Çünkü bu politika, Kuzey Kıbrıs’ın askeri-stratejik bir ileri karakol olarak tutulmasını sağlıyor.
Çünkü bu politika, Kıbrıs Türk halkının kendi geleceğine dair söz hakkını Ankara’nın eline bırakıyor.
Çünkü bu politika, ekonomik bağımlılığı daha da derinleştiriyor.
Ve işin kötüsü…
Bu gerçeği görmek istemeyenler, halkı kandırmayı bir siyasi görev gibi görüyor.
CTP, uzun zamandır “federasyon” çizgisinde kalmaya çalışıyor ama son yıllarda Ankara ile “diplomatik denge” kurma adına giderek daha fazla esniyor.
Erhürman’ın Erdoğan’la görüşmesi, görüşmenin ardından yapılan açıklamalar, Ankara’nın propagandasına doğrudan hizmet etmese bile zayıf bir görüntü verdi.
Fakat mesele bu değil.
Mesele şu:
Bazı CTP’li kalemler, gazeteciler, akademisyenler ve “aydın” sıfatlı yorumcular;
Erdoğan’ın apaçık “iki devlet” vurgusunu;
“Bir yakınlaşma”,
“Bir olumlu sinyal”,
“Bir siyasi açılım” gibi sunmaya çalışıyor.
Bu artık masum bir yorum değil.
Bu artık bir analiz hatası da değil.
Bu bizimle alay etmektir.
Halkın aklıyla dalga geçmektir.
Kuzey’deki işgal düzenini normalleştirmektir.
Sömürgeciliğin üzerine kalın bir örtü sermeye çalışmaktır.
Bugün Kuzey Kıbrıs’ta:
Ekonomi çökmüş,
Kurumlar çürümüş,
Demokrasi delik deşik olmuş,
Tüm kritik kararlar Ankara’dan dikte edilir hale gelmiş,
Seçimlere müdahale rutin bir pratik haline gelmiş,
Eğitimden sağlığa, medyadan sivil topluma kadar her alan kontrol altına alınmıştır.
Tüm bunlar yaşanırken hâlâ çıkıp:
“Erdoğan’ın açıklaması olumlu!”
“Masada bir hareketlenme var!”
“Yeni bir süreç başlıyor!”
diye pazarlamaya kalkmak, sadece siyasi ahlaksızlık değil;
aynı zamanda sömürgeciliğe gönüllü aracılık etmektir.
Erdoğan dün ne dediyse, aslında son 4 yıldır sürekli söylüyor:
Federasyon yok.
BM parametreleri yok.
Tek çözüm iki devlettir.
Ve bu söylem, masaya çözüm getirmek için değil;
çözümü sonsuza kadar ortadan kaldırmak için dile getiriliyor.
Kısacası:
“İki devletli çözüm” denen şey, aslında çözümsüzlüğün kurumsallaştırılmasıdır.
Peki ya bu gerçeği perdelemeye çalışanlar?
Onlar, iki devlet politikası çökerse beraberinde kendi siyasi konforlarının da çökeceğini biliyorlar.
Bazıları Ankara’ya göbekten bağlı olduğu için bu propagandayı yapmak zorunda.
Bazıları korkudan yapıyor.
Bazıları ise kontrolsüz saflıktan.
Ama sonuç değişmiyor:
Kıbrıs Türk halkı yanıltılıyor.
Bugün yapılması gereken çok net:
Erdoğan’a karşı masayı “uzlaşma masası” gibi sunanlara karşı çıkmak,
Sömürge statüsünü normalleştiren tüm söylemleri deşifre etmek,
Kıbrıs Türk halkının kendi kaderini tayin hakkını savunmak,
Statükonun yaldızlı paketler içinde pazarlanmasına izin vermemek.
Birilerinin sustuğu, eğip büktüğü, makyajladığı şeyi biz açıkça söyleyelim:
TC devleti, Kuzey Kıbrıs’ta askeri-siyasi-ekonomik hâkimiyetini sürdürmek için “iki devlet” masalını kullanıyor.
Bazı yerel aktörler ise bu masala figüranlık yapıyor.
Ve en acı olanı da şu:
Kıbrıs Türk toplumunun geleceği, bu masalı yayanların siyasi hesaplarına kurban ediliyor.



















