InstagramKöşe Yazarlarımız

Kadın İyi Olmayınca Dünyada Hiçbir Şey İyi Olamaz







Yirmilerden ellilere kadar kadınlara oy hakkı verilmemiş, eğitim düzeyi artırılmamış, şehirleşme kadın iş gücünü görünür kılmasaydı eğer; İkinci Dünya Savaşı’ndaki hiçbir ülke savaş ekonomisini yürütemez, yurttaşlık bilinci gelişemez, anayasal reformlar hızlanamazdı.

Sanatta Woolf ve Adıvar gibi kadınlar olmasaydı eğer, toplumsal yeni bilinç kazandırılamazdı. Ekonomi kadınlar üzerinden büyümüştü.

Bir kadının göğsünde parmak izi kadar küçük, saklanmış göç yolları vardır derler.

Kadın içindeki sesleri küçültür, bastırır, başkalarına yer açar, hatta bazan “boşver, önemli değil” der, yutkunur ama kimseler bilmez onun sessizlik kampına itildiğini.

Ellilerden yetmişlere “ev kadını” kalıbı geri dayatılmıştı.
Görünürde huzurlu, içeride kaynayan bir dönemdi.

Aile içi patlamalar artmış, kadınların antidepresan kullanımı patlamış, emeği görünmezliğe, kadının kendisi sessizliğe büründükçe sanatta kadınların sessizlik dönemi, altmışlarda patlayacak feminist dalganın yakıtı olmuştu.

Sızar gelir bacak kaslarına kadınların,
rahminin karanlık sularına,
omzunda taşınan görünmez kuşatma.

Beni duydun mu?” diye seslenir duyulmak istenenlerin kampından, “Hallederim” der yorgun ama güçlülerin kampının içinden.

Yetmişlerden doksanlara boşanma hakkı, kürtaj hakkı, eğitim ve iş gücü hakkı artmıştı. Kadınlar ilk kez kendi bedenleri üzerinde söz sahibi olmaya başlamıştı.

Bu sayede insan hakları tarihinin en geniş reformları bu dönem yaşandı. Yeni anlatı biçimleri kadın yazarların, yönetmenlerin görünürlüğüyle artmış, kadın iş gücünün artışı ekonomik büyümeyi hızlandırmıştı.

Seksenlere gelindiğinde kadınların iş gücüne katılımı ABD’nin büyümesinin yüzde otuz sekizini oluşturmuştu.

Bir toplumsal sözlük yaşarmış o kadının sütyeninin içinde;
kes, uzat, boya, sakla…

Sürekli kayıt tutar, kendine bir gün ayırdı diye kötü hisseder, “Sorun yok” der ama içinde görünmez bir çini gibi çatlama anları vardır kadının.

Doksanlardan ikibinlere kadınlar için kariyer fırsatları artmıştı ama aynı anda ev içi yük yine kadınlar üzerinde kalmış, çift mesai kültürü işte böyle başlamıştı.

Tükenmişlik salgını kadınlardan başlamış, kadınlar görünür ama düşük ücret alan, sanatta kadın karakterler çok ama derinlik hâlâ eksikti.

İkibinlere geldiğimizde kariyer sahibi kadınların yüzde yetmişi ev içi işlerin tamamını tek başına üstlenmişti. Kadınlar yükleniyor ama toplum ekonomiyi onların üzerine bindiriyordu.

Kadınların seyrilen sesi göz altlarında bir gölgeydi.

Sürekli yorumlanır, toplantıda sözü kesilir, korkudan anahtar elinde yürür, “İyi misin?” diye yine ilk kadınlar sorardı.

İkibin onlardan ikibin yirmilere kadınlar arasında dijital dayanışma başlamış, taciz görünür olmuş, yüz binlerce kadın ilk kez anlatılmıştı. Ama bu kadınlar için siber şiddet, ifşa, taciz, linç kültürünü başlatmış, dijital hayat kadın bedenini meta hâline getirmişti.

Cinsel taciz yasaları güçlenmiş ama dijital şiddete karşı hâlâ gerideydi. Sanattaki kadın hikâyeleri travma turizmine dönüşmüş, dijital çağın en ağır yükü kadınların duygu yüküydü.

Bir kadının cebinde kimselerin bilmediği, kendine dönüş yolunu bulduğu çakıl taşları vardır derler.

Ne kadar küçükse bir o kadar ağır çakıl taşları,
ne kadar okşarsa o kadar bulurmuş kendine dönüş yolunu.

Çocukluğundan bir uyarıyı, her ihtimale karşın çantasında yedekler taşır; bayramda ilk arayan yine kadınlardır.

Bunda bir şey var” der, sezer. Haksızlığı sezdiği hâlde barışı korumak adına sustukça sustum kampına sürülür. “Ben iyi olurum sen rahat ol” der.

Olanı olduğundan fazla düşünme kampında yazlarını, kışlarını geçirdiği olmuştur. Kendinden beklenen rollerin, kendini erteleyen kamplara çadırını kurar; insanların ortasında bile içsel yalnızlığı, bazan kendinin annesi, elbet ama elbet içinde bir şey doğacak, ihtişamlı iç sesiyle güneşin kampına taşınacaktır kadın.

İkibin yirmilerden ikibin yirmi beşlere gelindiğinde ev ve iş arası sınırlar yok olmuştu. Bakım yükü kadınlara geri dönmüş, salgında işini kaybedenlerin çoğu kadındı.

Kadın iş gücünün azalması ekonomik büyümeyi ciddi şekilde yavaşlatmış, aile içi şiddet yüzde otuz ile yetmiş oranında artmış, kadın yaratıcıların üretimi durdurmasıyla görünmez bir kültürel kayıp yaşanmış, kadın düşünce ekonomi de çökmüştü.

Küçük bir sığınak saklı kadının göğsünün kafesinde,
emer iç sesi gün ışığını.

Doğuda “kız dediğin”, batıda “benim kararım
Doğuda balkon sohbetlerinde derin sırlar, batıda protesto pankartları kadınlar.

Coğrafya fark etmez; aynı yorgunluk, başka biçimler… İçinde tükenmişlik yaşayan bütün kadınlar, sadece bir saatlik sessizlik ister.













Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu