InstagramKöşe Yazarlarımız

Felakete Karpaz’dan Bakmak







Yıllardır dile getiriyorum; Karpaz Emirnamesi artık geciktirilmeden bir İmar Planı‘na dönüşmeli.

Çünkü Karpaz, sıradan bir bölge değil; kültürel dokusuyla, doğal zenginliğiyle, tarihi derinliğiyle ve çevresel hassasiyetiyle adanın nefes borusudur.

Bu yüzden Karpaz’ın gelişim süreci, yalnızca ekonomik beklentilerle değil, aynı zamanda ekolojik sorumlulukla da ele alınmalıdır.

Gelişmek isteyen ama aynı zamanda korunması şart olan bu coğrafyada, her adımın bilimsel bir temele dayanması artık bir zorunluluktur.

Karpaz’ın mevcut yapısını korumak demek, yalnızca doğayı sevmek değil; aynı zamanda doğanın dilini okumak, uyarılarını ciddiye almak demektir.

Ekolojik dengeyi bozan her müdahale, yıllar sonra bile olsa mutlaka bir bedel olarak karşımıza çıkar. Bu yüzden planlama sürecinin, “nasıl daha çok yapı dikilir” mantığıyla değil, “nasıl daha güvenli, daha sürdürülebilir ve daha yaşanabilir bir gelecek kurulur” anlayışıyla yapılması gerekir.

Planlı gelişim, felaketleri önceden öngörmek ve bugün atılacak adımlarla yarını güvence altına almak demektir.

Dere yatakları, tarihi yapılar, eski köprüler, göletler ve yüzlerce yıl önce belirlenmiş doğal su geçitleri… Bunlar Karpaz’ın coğrafi hafızasıdır. Bu hafızayı yok saydığınız anda doğa intikamını alır.

Ne kadar zaman geçerse geçsin, su kendi yatağını bulur; suyun hakkını elinden almaya kalktığınızda, o da sizin hakkınızda hüküm verir.

Adanın diğer bölgelerinde yaşanan sel felaketleri bunun en net ve acı göstergesidir. İnsan eliyle yapılan yanlış planlamanın, doğanın en güçlü tepkisini nasıl tetiklediğini hep birlikte izledik.

O görüntüler yalnızca bir felaket değil; aynı zamanda geleceğe dair bir uyarı niteliğindedir. Karpaz’da aynı hataların tekrarlanmasına izin verirsek, bugün konuştuğumuz her şeyin yarın hiçbir anlamı kalmaz.

Bu nedenle Karpaz İmar Planı, yalnızca bir masa başı çalışması olmamalıdır. Bu plan, sahayı bilen uzmanların, çevre mühendislerinin, şehir plancılarının, akademisyenlerin, mimarların ve bölgenin gerçeklerini yakından tanıyan sivil toplum örgütlerinin ortak aklıyla hazırlanmalıdır. Bilimsel veriyi rehber edinmeyen bir planın ömrü olmaz.

Hazırlanan her dokümanın altında, bilimsel sorumluluğun ağırlığı hissedilmelidir. Çünkü Karpaz’ın geleceği, hata kaldırabilecek kadar geniş bir alan değildir.

Bugün atacağımız doğru adımlar, yarın yaşanacak büyük zararların önüne geçecektir. Karpaz’ın doğası, yalnızca bugünün değil; bizden sonraki nesillerin de mirasıdır.

Bu mirası tüketmek, yalnızca bir yönetim yanlışı değil, gelecek nesillere karşı işlenen bir sorumsuzluktur. Karpaz’da yapılacak her planlama, geleceğe ışık olmalıdır.

Felaketleri önlemek istiyorsak, önce doğayı anlamalı, sonra bilimi rehber edinmeli ve en sonunda da sorumluluk bilinciyle hareket etmeliyiz.

Karpaz’ın kaderi, bizim bugün vereceğimiz kararlarla şekillenecek. Doğanın uyarılarını görmezden gelmek yerine, onları doğru okuyarak yol almak zorundayız.

Karpaz, yalnızca bir bölge değil; adanın hafızası, geleceğin umudu ve doğanın bize bıraktığı bir emanettir.

Bu emaneti korumak için aklın, bilimin ve sorumluluğun ışığında ilerlemekten başka bir yol yoktur. Hepimize geçmiş olsun ve bu görüntüler tekrar yaşanmasın.

Güneşin Doğduğu Yerden, Herkese Selam Olsun.













Başa dön tuşu