InstagramKöşe Yazarlarımız

Herkes Şikâyetçi







Ortada artık inkâr edilemeyecek bir olumsuzluk hâli var. Atılan her adım, yapılmak istenen her iş, sanki bu olumsuzluk üzerine kurulmuş gibi ilerliyor.

Sonuç değişmiyor; herkes mutsuz.

Yöneten de yönetmeye talip olan da şikâyetçi, halk da. Ama asıl sorun şu; şikâyet ortak, çözüm ortada yok.

Beklediğin hizmeti dile getirdiğinde, haklı bir talebi yüksek sesle söylediğinde, karşında çözüm üretmeye çalışan bir irade değil; senden şikâyet eden bir yönetici profili buluyorsun.

Sorun anlatmak neredeyse suç gibi algılanıyor. Oysa yöneten ile halk arasındaki ilişkinin özü tam da budur; sorunları konuşmak, çözümü birlikte aramak.

Daha da vahimi, umut bağladığın, iradeni teslim ettiğin, bir dönem “kurtarıcı” olarak gördüğün yapılarda bile şikâyet hâkim.

Herkes bir şeylerden yakınıyor ama kimse sorumluluğu üzerine almıyor. Herkes yükü bir başkasına bırakma telaşında.

Halk ise umutsuz, mutsuz, inançsız.

Bu ruh hâli geçici değil; tam tersine giderek derinleşiyor. İnsanlar yarını konuşmuyor artık. Plan yapmıyor, hayal kurmuyor. Sadece günü kurtarmaya çalışıyor. Umut yerini kabullenişe, kabulleniş de sessiz bir öfkeye bırakıyor.

Hep söylüyorum; kopuk bir düzen oluştu. Halktan kopmuş, merkezde kendi içine kapanmış bir siyaset var.

Siyaset sokaktan uzaklaştı, merkeze hapsoldu. Sosyal medya, televizyon ve benzeri platformlar sokağın yerini almış gibi sunuluyor ama bu büyük bir hata.

Çünkü sokak başka bir şeydir.
Sokak, rakam değil; yüzdür.
Sokak, anket değil; sestir.
Sokak, istatistik değil; hayattır.

Ve bugün sokakta beklenti var. Sokakta ciddi bir umutsuzluk var.

Görülmeyen, duyulmayan, ötelenen bir halk var. Bu umutsuzluğu ortadan kaldıracak olanlar da aslında çok net;

Yerelden genele, yönetici vasfı taşıyan kim varsa, halkın yanında olmak zorunda. Sadece seçim zamanı değil; her zaman.

Bölgesel temsiliyet meselesini daha önce de yazdım. İnsan, karşısına baktığında kendisini göremiyorsa, orada bağ kopar. İnanç kaybolur. Aidiyet zedelenir.

Ve bu boşluk, zamanla telafisi zor bir kırılmaya dönüşür.

Ayakta kalacak olan, bunu lafta değil, somut olarak gösteren olacak. Dokunan, dinleyen, gerçekten sokağa inen; bölgesel temsiliyeti önemseyen ve değişen toplumsal yapıya gözlerini kapatmayan bir adım öne geçecek.

Zaman değişti, toplum değişti, beklentiler değişti.

Artık “Ben anlatırım, isteyen dinler” anlayışı asla ama asla yol aldırmaz. Bu dil bitti. Bu yöntem tükendi.

Yukarıdan bakan, nasihat eden, halkı ikna edilmesi gereken bir kitle gibi gören anlayış, bugünün dünyasında sadece daha fazla kopuş üretir.

Bu umutsuzluk ve umursamazlık ancak sokakta biter. Çünkü çözüm de sorun da orada. Bunun için sokağın dilini bilen, sokağın tozunu yutmuş, eleştiriden korkmayan yönetici ve temsilci her zamankinden daha kıymetli hâle geldi.

Gören kazanacak, dinleyen kazanacak.

SokağI anlayan ve buna göre plan yapan kazanacak.

Aksi hâlde herkes şikâyet etmeye devam eder…

Ama kaybeden yine halk olur.

Güneşin Doğduğu Yerden,
Herkese Selam Olsun.













Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu