Bu Hükümete Güven Bitmiştir

Memlekette yaşanan sorunları tek tek sıralamaya kalksak sayfalar yetmez. Ekonomiden eğitime, kamudan özel sektöre kadar her alanda bir tıkanıklık hissediliyor.
Ancak bana göre bütün bu sorunların temelinde yatan tek bir ana mesele var: güven eksikliği.
Bugün öyle bir noktadayız ki, aynı parti içinde siyaset yapan vekil veya bakanların bile en kritik konularda birbirinden tamamen farklı, hatta çelişkili açıklamalar yaptığını görüyoruz.
Dakika dakika değişen demeçler, geri çekilen sözler, tutarsızlıklar… Hal böyleyken vatandaşın “kime inanacağı” sorusu cevapsız kalıyor.
Aynı masa etrafında çözüm üretileceği söylenirken, arka planda yasa gücünde kararname çıkarılması ise bu güvensizliği daha da derinleştiriyor.
Böyle bir ortamda kim, kime güvenebilir?
Devletin gücünü ve varlığını dilinden düşürmeyenlerin, farkında olmadan ya da bilerek bu güveni zedelemesi en acı tabloyu oluşturuyor.
Çünkü devlet dediğimiz yapı sadece kurumlardan ibaret değildir; o yapı, halkın ona duyduğu güvenle ayakta durur. Bugün gelinen noktada ise ne yazık ki halkın devlete olan güveninde ciddi bir aşınma söz konusu.
Sokakta konuşulanlara kulak verdiğinizde, farklı görüşlerden insanların ortaklaştığı nadir başlıklardan birinin “hükümete olan güvenin kalmaması” olduğunu görürsünüz.
Bu çok önemli bir göstergedir. Çünkü bir toplumda farklı kesimler aynı duyguda birleşiyorsa, orada artık bireysel değil, toplumsal bir sorun vardır.
Peki bu güven yeniden inşa edilebilir mi? Açık konuşmak gerekirse, yaşanan onca olaydan sonra bunun kısa vadede mümkün görünmediğini düşünüyorum.
Güven, bir günde kurulmaz ama bir günde yıkılabilir. Bugün yaşadığımız da tam olarak budur. Güvenin olmadığı bir ortamda ise ne ekonomik istikrar sağlanabilir ne de toplumsal huzur.
İşte tam da bu yüzden, bu buhranın aşılması için en gerçekçi yolun seçim olduğu gerçeği artık herkes tarafından biliniyor. İktidar vekillerinin bile kendi aralarında dillendirdiği bu gerçek, aslında meselenin ne kadar derin olduğunu ortaya koyuyor.
Halkın yeniden söz söylemesi, iradesini ortaya koyması gerekiyor. Aksi halde bu kısır döngü devam eder ve hiçbir alanda verim alınamaz.
Öte yandan, sendikaların ve muhalefet vekillerinin sergilediği dik duruşun, mücadelenin doğru bir zemine taşınmasına katkı sağladığını da görmek gerekir.
Öğretmenler, polisler ve diğer kamu çalışanlarını halkla karşı karşıya getirme çabaları ise toplumda beklenen karşılığı bulmadı. Çünkü artık insanlar, en ücra köyde bile bu mücadelenin kişisel değil, toplumsal olduğunu kavramış durumda.
Bu noktadan sonra atılacak yanlış adımların ters tepeceği açıktır.
Çünkü toplum, olup bitenin farkında. Algıyla, baskıyla ya da geçici çözümlerle bu sürecin yönetilmesi mümkün değil.
Sonuç olarak; yaratılan bu güvensizlik ortamından mevcut hükümetin çıkmasının imkansız olduğu kanaatindeyim.
Sürekli “ne yapılmalı” sorusu sorulur ya, bana göre cevabı çok net; Önce güven oluşturulmalı. Halk devlete güvenirse, piyasa da buna ayak uydurur, istikrar kendiliğinden gelir. Ama güven yoksa, en iyi politikalar bile karşılık bulmaz.
Bugün yaşadıklarımız bunun en açık göstergesidir.
Güneşin doğduğu yerden herkese selam olsun.



















