Arsa Değil Gelecek Dağıtın

Kırsal kesim arsası meselesini yıllardır konuşuyoruz. Kim aldı, kim alamadı, kim hak etti, kim listeye girdi, kim dışarıda kaldı…
Ama asıl soruyu çoğu zaman es geçiyoruz: Bu sistem neden böyle işliyor ve bizi neden sürekli aynı döngüye mahkûm ediyor?
Köylerde yaşayan gençlerin en temel ihtiyacı barınma. Bir yuva kurmak, bir hayat inşa etmek. Fakat bu en doğal hak, yıllardır “kırsal kesim arsası” adı altında bir beklentiye, bir umuda, çoğu zaman da bir hayal kırıklığına dönüştürülüyor.
Çünkü ortada ne sürdürülebilir bir plan var ne de gerçek anlamda bir sosyal politika.
Gerçekleri konuşalım. Dağıtılan bazı arsaların kısa süre içinde el değiştirdiğini bilmiyor muyuz? Üzerine yapılan evlerin altyapı sorunlarıyla boğuştuğunu görmüyor muyuz?
Elektriği, suyu, yolu olmayan yerlerde insanların yaşam kurmaya zorlandığını kaç kez duyduk? Ya da hiç arsa verilmeyen bölgelerde, gençlerin hâlâ bir gün “sıra bize gelir” umuduyla beklediğini…
Bu tablo tesadüf değil. Yıllardır sürdürülen yanlış bir politikanın sonucu ve siyasiler için iyi bir silah. Daha doğrusu, politika eksikliğinin en net göstergesi.
Asıl mesele şu: Kırsal kesim arsası, bir sosyal devlet aracı olmaktan çıkıp, seçim dönemlerinin en işlevsel enstrümanlarından biri haline geldiğidir.
Dağıtım listeleri, şeffaflıktan uzak süreçler, “hak” yerine “lütuf” gibi sunulan imkanlar… Tüm bunlar, insanların en temel ihtiyacını bir tür bağımlılık ilişkisine dönüştürüyor.
Sorulması gereken açık bir soru var: Neden?
Neden gençlerin geleceği, seçim takvimine göre şekilleniyor? Neden kalıcı çözümler yerine geçici dağıtımlarla bu mesele öteleniyor? Ve en önemlisi, neden bu ülke hâlâ gerçek anlamda bir sosyal konut politikasına sahip değil?
Oysa çözüm karmaşık değil. Aksine, son derece somut ve uygulanabilir.
Kırsal kesim arsası dağıtmak yerine, planlı, altyapısı hazır, ulaşımı düşünülmüş toplu konut projeleri hayata geçirilmelidir. Devlet, gerçekten “devlet” olduğunu göstermek istiyorsa, gençlere sadece toprak değil, yaşam sunmalıdır.
Uygun fiyatlı, uzun vadeli ödeme seçenekleriyle erişilebilir konutlar inşa edilmelidir. İnsanlar arsayı alıp satmak zorunda kalmamalı; doğrudan içinde yaşayabilecekleri, güvenli ve insanca koşullara sahip evlere ulaşabilmelidir.
Bugün gelinen noktada şunu açıkça söylemek gerekiyor: “Arsa verelim, oyları alalım gerisini vatandaş halleder” anlayışı çökmüştür.
Çünkü vatandaşın tek başına halledebileceği bir mesele değil bu. İnşaat maliyetleri ortada, altyapı sorunları ortada, ekonomik koşullar ortada. Gençler borçla, belirsizlikle ve çaresizlikle baş başa bırakılıyor.
Karpaz’da yıllardır “kırsal kesim arsası verin” diyen biri olarak bugün şunu söylüyorum: Bu mesele siyasi oldu.
Artık arsa değil, çözüm istiyoruz.
Çünkü arsa vermek kolaydır. Listeler hazırlanır, dağıtım yapılır, birkaç ay sonra unutulur. Ama sosyal konut yapmak sorumluluk ister. Planlama ister. Şeffaflık ister. Ve en önemlisi, gerçekten halkı düşünmeyi gerektirir.
Eğer amaç gerçekten gençleri bu topraklarda tutmaksa, onları göçe zorlayan koşulları değiştirmekse, yapılması gereken bellidir. Sosyal konut projeleriyle, insanların geleceğe güvenle bakabileceği bir sistem kurulmalıdır.
Aksi halde ne olur?
Aynı senaryoyu izlemeye devam ederiz.
Kullananlar kullanmaya devam eder.
Kullanılanlar ise yerinde sayar.
Ve her seçim döneminde, aynı umut yeniden paketlenip insanların önüne konur.
Artık bu döngüyü kırmanın zamanı gelmedi mi?
Güneşin doğduğu yerden, herkese selam olsun.



















