InstagramKöşe Yazarlarımız

Kıbrıslılar Kadar Kafanıza Taş Düşsün







Kıbrıslılar kadar kafanıza taş düşsün” diye başlayan bir serzeniş, aslında öfkemin değil, birikmiş bir kırgınlığın ifadesidir.

Çünkü insan, kendini ait hissettiği yere yönelen haksızlığı en derinden hisseder. Ben de öyleyim.

Anne babam Türkiye’den gelmiş olabilir ama ben burada doğdum, çocuklarım da burada doğdu. Başka bir memleket bilmedim, bilmem. Bu topraklarla aramdaki bağ, tartışmaya açık değil; yürekten, kökten ve sarsılmaz.

Ama gelin görün ki, ne zaman bir mesele çıksa, birileri çıkar ve bu halkın tamamına bir etiket yapıştırmaya kalkar. Sanki herkes aynıymış gibi, sanki bu toplum tek tipmiş gibi konuşulur. Oysa gerçek hayat öyle mi?

Kıbrıs’ın yedi göbek yerlisi olup namaz kılan da vardır, meyhaneye giden de. Tıpkı kendini dindar gösterip çıkarı için her türlü yanlışı yapanların var olduğu gibi. Bu gerçeği konuşmayalım mı yani?

Bu çeşitliliği görmeyip, bir grubun davranışını tüm topluma mal etmek nasıl bir akıl tutulmasıdır? Sapla samanı ayırmak bu kadar mı zor?

Aynı durum emek meselesinde de geçerli. Bu memlekette yerli olup sokak süpüren, çöp toplayan, hayvancılık yapan insanlar da var; masa başında çalışan memurlar da. Ve bu sadece Kıbrıs’a özgü bir durum değil, dünyanın her yerinde böyledir.

Emeğin biçimi değişir ama değeri değişmez. Buna rağmen, bazıları kalkıp bu farklılıkları bir aşağılama aracına dönüştürmeye çalışıyor.

Asıl hadsizlik de burada başlıyor. Kendi çıkarı zedelenince bir topluma çamur atmayı hak gören bir zihniyet var karşımızda.

Benim işime gelmedi, o halde suçlu sizsiniz” kolaycılığı…

Daha da kötüsü, parasıyla her şeyi yapabileceğini sanan bir kibir. İnsanlara tepeden bakmayı, emir vermeyi alışkanlık haline getirmiş bir anlayış.

Yani senin casino hayatına başvuru yapmayan insanlar için genelleme yapman nasıl bir hadsizlik be arkadaş. Nasıl bir kafa yapısıdır bu? Bu kadar çalışan, emek veren, bedel ödeyen insanları görmezden gelmek akıl işi değil.

Oysa yıllardır boşuna söylemiyoruz: “Satmayın yerlerinizi, kök salın

Çünkü toprağını kaybeden, sadece mülkünü değil, söz hakkını da kaybeder. Kendi yurdunda işçi konumuna düşmenin acısı da buradan gelir. Bugün yaşanan birçok sorunun temelinde de bu gerçek yatıyor.

Irkçılık, ayrımcılık, sınıfçılık…

Adına ne derseniz deyin, bu zehirli dil kimden gelirse gelsin kabul edilemez. İnancı olan da olmayan da bunu yapmaz deriz ama görüyoruz ki yapanlar var. Ve daha kötüsü, bu ayrımcılıktan beslenen, bundan çıkar sağlayan bir kesim de var.

İşte tam da bu yüzden susmamak gerekiyor.

Yerli olup, aynı safta namaz kıldığım, aynı okul sırasını paylaştığım, aynı toprağın havasını soluduğum, aynı dertlerle boğuştuğum insanlara “dinsiz”, “tembel” diyenlere sessiz kalamam.

Sabahın köründe ekmek parası için tarlaya giden, hayvanının peşinde koşan, çöp toplayan, işsiz kalan yerli kardeşlerim varken, onları küçümseyenlere karşı susamam.

Çünkü bu memlekette artık sağ, sol, orta tartışması çoktan anlamını yitirdi. Geriye kalan şey ortak bir kaderdir. Aynı ekonomik sıkıntılar, aynı gelecek kaygısı, aynı belirsizlik…

Bu gerçeklik, bizi ayrıştırmak yerine birleştirmesi gerekirken, hâlâ kutuplaşma üzerinden siyaset yapılması ise ayrı bir trajedidir.

Şunu açıkça söylemek gerekir: Bu halktan Türkiye düşmanı çıkmaz. Saçma sapan konuşan, halkı yok sayana karşı düşmanlık olur.

Elbette her toplumda olduğu gibi burada da ayrımcılık yapan, nefret dili kullanan insanlar vardır. Ama onları genellemek, tüm topluma mal etmek en az o davranışlar kadar yanlıştır.

O yüzden bir kez daha söyleyelim: Sapla samanı ayırın.

Bu memleketi ve bu insanları sevin. Eleştirin, tartışın ama aşağılamayın. Çünkü bu topraklarda yaşayan herkesin hikâyesi, emeği ve onuru var.

Güneşin doğduğu yerden, herkese selam olsun.













Başa dön tuşu