InstagramKöşe Yazarlarımız

Hangi Taraftasın?







Memleketi öyle bir hale getirdiler ki, artık ne söyleyeceğimizi şaşırır olduk. İnsanlar düşüncelerine, kimliklerine, ilişkilerine ve hatta tanıdıkları kişilere göre sınıflandırılıyor.

Farklı görüşlere sahip olmak ya da farklı insanlarla temas kurmak, neredeyse başlı başına bir suç gibi görülüyor.

Bugün görüyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti’ne giriş yapabilenler ve çeşitli kodlamalar nedeniyle giriş yapamayanlar olarak ikiye ayrılmış insanlar var. Kimi çocukluk arkadaşımız, kimi sosyal medyada tanıdığımız insanlar, kimi ise yıllardır bu topraklarda yaşayan, hayatını burada kurmuş kişiler.

İnsanın sormadan edemediği bir soru var: Ne zaman bu hale geldik?

Ne zaman insanlar arasında bu kadar kolay duvarlar örmeye başladık? Ne zaman farklı olanı anlamaya çalışmak yerine etiketlemeyi, dışlamayı ve ötekileştirmeyi tercih ettik?

Ne zaman aynı sofrayı paylaştığımız, aynı sokaklarda yürüdüğümüz, çocuklarımızı aynı okullara gönderdiğimiz insanlara şüpheyle bakar olduk?

Bu sorunun cevabı aslında çok açık.

Türkiye Cumhuriyeti’ne bilgi aktaran, insanları kategorilere ayıran ve toplumsal kutuplaşmayı körükleyen anlayışa prim verildiği sürece bu sorun devam edecek.

İnsanları tanımadan, yaşamlarını bilmeden, yalnızca duyumlarla ve önyargılarla karar verilmesi, toplumsal barışı zedeleyen en büyük etkenlerden biridir.

Oysa burada doğup büyüyen insanlar çok iyi bilir ki; ayrımcılığa uğrayan, hedef gösterilen kişilerin bizim çocuklarımızdan, kardeşlerimizden, komşularımızdan hiçbir farkı yoktur.

Onlar da bizim gibi geçim derdi taşır, üretim mücadelesi verir, aile sorunlarıyla uğraşır, çocuklarının geleceğini düşünür.

Ben bunu yalnızca bu toplum için değil, Rum komşularımızla birlikte büyümüş biri olarak da söylüyorum. Aynı adayı ve köyü paylaşmak, aynı kaderi yaşamak insana çok şey öğretir.

Dillerimiz farklı olabilir, inançlarımız farklı olabilir, ama kaygılarımız çoğu zaman aynıdır. Geçim sıkıntısı, göç, üretim sorunları, çocuklarımızın geleceği… Hepimiz benzer mücadelelerin içindeyiz.

İşte bu nedenle, toplumsal çıkarlarımızın ortak olduğu, aynı kaderi paylaştığımız insanların çeşitli gerekçelerle Türkiye Cumhuriyeti’ne alınmaması bana ağır geliyor.

Elbette ciddi bir suç varsa devlet gereğini yapar. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak tanıdığımız, bildiğimiz ve yaşamlarına şahit olduğumuz insanlara yönelik oluşturulan algı son derece rahatsız edicidir.

Özellikle küçük toplumlarda insanları mimlemek, onları belli kalıplara sıkıştırmak ve toplum önünde damgalamak kabul edilemez. Bu tutum yalnızca bireyleri değil, toplumun tamamını yaralar.

Etnik köken, dil, din ya da ırk üzerinden ayrım yapan kim varsa artık bu anlayıştan vazgeçmelidir. Çünkü ayrımcılık, toplumları güçlendirmez; aksine birbirine yabancılaştırır.

Ben bu ayrımcılıkla yaşamak istemiyorum.

Bu nedenle, özellikle bu topraklarda yaşayan bizlerin daha fazla konuşması, daha çok anlatması ve birlikte yaşamanın değerini savunması gerektiğine inanıyorum.

Sessizlik, çoğu zaman haksızlığın en büyük destekçisidir.

İnsanları onları gerçekten tanıyanlardan dinleyin. Bu toplumun içinden doğup büyüyenlerin sesine kulak verin.

Ancak o zaman gerçekleri daha net görebilirsiniz.

Çünkü bu memlekette en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, birbirimizi yeniden anlamaktır.

Güneşin doğduğu yerden herkese selam olsun.













Başa dön tuşu