InstagramKöşe Yazarlarımız

Yine Umut Dağıtılıyor: Peki 50 Yıldır Sonuç Nerede?







Bu kez farklı olacak

Kıbrıs meselesinde belki de en çok duyduğumuz cümle budur. Her yeni BM Genel Sekreteri geldiğinde, her yeni özel temsilci atandığında, her uluslararası zirve öncesinde aynı sözler söylenir:

Bu kez çözüm yakın

Bu kez tarihi fırsat doğdu

Bu kez olumlu hava var

Peki ben de soruyorum…

50 yılı aşkın süredir bu adada gerçekten ne değişti?

Kaç BM Genel Sekreteri geldi geçti?

Kaç özel temsilci görevlendirildi?

Kaç lider el sıkıştı?

Kaç masa kuruldu?

Kaç ortak bildiri yayımlandı?

Kaç kez “son viraj” denildi?

Kaç kez “artık çözüme çok yakınız” manşetleri atıldı?

Peki sonuç?

Yine aynı belirsizlik…

Yine aynı statüko…

Yine aynı çıkmaz…

Yine aynı hayal kırıklıkları…

Artık Kıbrıs halkının umutlarıyla oynamaktan vazgeçilmelidir.

Çünkü bu adada yaşayan insanlar artık verilen sözlere değil, yaşadıkları gerçeklere bakıyor.

Yıllardır bize barış vaat edildi.

Ama barış gelmedi.

Çözüm vaat edildi.

Ama çözüm gelmedi.

Refah vaat edildi.

Ama gençler göç etmeye devam etti.

Güven vaat edildi.

Ama bölgedeki askerî hareketlilik her geçen yıl daha da arttı.

Ben artık bu süreçlere eskisi kadar iyimser bakamıyorum.

Çünkü bugüne kadar yaşananlar bana başka bir gerçeği gösteriyor.

Kıbrıs meselesinde en az konuşulan taraf, Kıbrıs’ta yaşayan insanların kendisi oldu.

Masalarda hep büyük devletlerin çıkarları konuşuldu.

Doğu Akdeniz’in doğal gazı konuşuldu.

Enerji koridorları konuşuldu.

Deniz yetki alanları konuşuldu.

Askerî dengeler konuşuldu.

Orta Doğu konuşuldu.

Jeopolitik hesaplar konuşuldu.

Ama Kıbrıslının geleceği…

İki toplumun çocuklarının geleceği…

Gençlerin bu adada kalabilmesi…

Ekonomi…

Üretim…

Eğitim…

Bunlar hep ikinci planda bırakıldı.

Çünkü büyük güçler açısından Kıbrıs çoğu zaman insanların yaşadığı bir ülke değil, harita üzerindeki stratejik bir noktadır.

Ve bu gerçek, yıllardır değişmedi.

Bugün yine “16 yıl sonra önemli ziyaret” deniliyor.

Olabilir.

Diplomasi elbette önemlidir.

Temaslar yapılmalıdır.

Liderler konuşmalıdır.

Ancak geçmiş ortadayken yalnızca ziyaretlerden büyük umutlar üretmek, halkın beklentilerini yeniden yükseltmek doğru değildir.

Çünkü bu filmi defalarca izledik.

Her gelişte yeni umut…

Her gidişte aynı sessizlik…

Sonra yeniden yıllarca bekleyiş…

Bugün dünyaya baktığımızda savaşların sona ermediğini görüyoruz.

Tam tersine…

Ortadoğu yeniden büyük güçlerin rekabet alanı hâline gelmiş durumda.

Gazze…

Lübnan…

Suriye…

İran…

Irak…

Doğu Akdeniz…

Bütün bu coğrafya yeni güç mücadelelerinin merkezinde bulunuyor.

Böyle bir tabloda Kıbrıs’ın yalnızca “barış adası” olarak görüldüğüne inanmakta zorlanıyorum.

Çünkü ada, bulunduğu konum itibarıyla askerî ve stratejik açıdan son derece önemli bir noktada yer alıyor.

Tam da bu nedenle birçok Kıbrıslının aklındaki soru şudur:

Yapılan diplomatik girişimlerin temel amacı gerçekten kalıcı bir çözüm mü, yoksa Doğu Akdeniz’deki yeni güvenlik ve askerî dengelerle de bağlantılı daha geniş hesapların bir parçası mı?

Bu soru küçümsenemez.

Toplumun bu konuda açık ve ikna edici cevaplar beklemesi doğaldır.

Elbette geleceğe ilişkin senaryolar kesinmiş gibi sunulamaz. Ancak bölgede artan askerî rekabet, üslerin ve güvenlik politikalarının giderek daha fazla önem kazanması, insanların bu tür kaygılar taşımasına neden oluyor.

Kıbrıs halkı, adasının yalnızca büyük güçlerin stratejik planlarında bir unsur hâline gelmesini değil, kendi geleceğini belirleyebildiği, güven içinde yaşayabildiği bir yer olmasını istiyor.

Bugün bize sürekli “barış” kelimesi söyleniyor.

Ama gerçek barış nedir?

Barış; insanların geleceğinden emin olmasıdır.

Barış; çocukların göç etmek zorunda kalmamasıdır.

Barış; ekonomik güvenliktir.

Barış; karşılıklı güvenin tesis edilmesidir.

Barış; halkların iradesine saygıdır.

Barış; adaletin egemen olmasıdır.

Bunlar olmadan yalnızca masaya oturmak, fotoğraf vermek ve umut dağıtmak gerçek barışı getirmez.

Kıbrıs halkı artık slogan istemiyor.

Yeni umut masalları da istemiyor.

Artık sonuç görmek istiyor.

Çünkü yarım asrı aşan bekleyişten sonra insanların umutlarını tüketmeye kimsenin hakkı yoktur.

Barış olacaksa gerçekten halk için olmalıdır.

Çözüm olacaksa gerçekten bu adada yaşayan insanlar için olmalıdır.

Ve her türlü çözüm önerisi de, halkın güvenliği, özgürlüğü ve kendi iradesi açısından sorgulanabilmelidir.

Çünkü sorgulamak umuda karşı çıkmak değildir; geçmiş deneyimlerden ders çıkararak geleceği daha bilinçli değerlendirmektir. Kıbrıs halkının en büyük beklentisi de budur: Söylemlerden çok, halkın yararını önceleyen somut ve kalıcı adımlar görmek.















Başa dön tuşu