Kahraman mı? Acı Gerçeğin Habercisi mi?: Holguin’in Kıbrıs Gerçeği

Kıbrıs’ta yıllardır aynı cümleler kuruluyor.
“Çözüm geliyor…”
“Bu kez farklı…”
“Son fırsat…”
“Tarihi süreç…”
Ama her defasında geriye kalan tek şey; daha fazla güvensizlik, daha fazla belirsizlik ve daha fazla statüko oluyor.
Şimdi yeniden Birleşmiş Milletler devrede.
Yeniden diplomasi trafiği hızlandı.
Yeniden umut pazarlanıyor.
Ve yeniden herkes kendi siyasi ezberini, kendi propagandasını halka gerçek diye satmaya çalışıyor.
Oysa belki de ilk kez, söylenen sözlerden çok söylenmeyenleri okumak gerekiyor.
Çünkü Kişisel Temsilci Maris Angela Holguin’in verdiği mesajlar, yalnızca müzakere çağrısı değildir.
Asıl mesaj şudur:
“Dünya değişiyor. Siz değişmezseniz, sizin adınıza başkaları karar verecek”
Acı olan da budur.
Kıbrıs hiçbir zaman yalnızca Kıbrıslıların meselesi olmadı.
Bunu kabul etmek istemeyenler olabilir.
Milliyetçiler buna öfkelenebilir.
Statükodan beslenenler rahatsız olabilir.
Ama gerçek değişmez.
Kıbrıs; Doğu Akdeniz’in enerji yollarıdır.
Kıbrıs; NATO’nun güvenlik hesaplarıdır.
Kıbrıs; Avrupa Birliği’nin sınırıdır.
Kıbrıs; Türkiye’nin güvenlik politikasıdır.
Kıbrıs; Yunanistan’ın dış politikasıdır.
Kıbrıs; İngiltere’nin üsleridir.
Kıbrıs; Amerika’nın Orta Doğu stratejisidir.
Ve bütün bunların arasında Kıbrıslılar, yıllardır kendi gelecekleri hakkında en az söz sahibi olan halklardan biri hâline gelmiştir.
Acıdır ama gerçek budur.
Bugüne kadar hazırlanan bütün çözüm planları dışarıdan geldi.
Hiçbiri Lefkoşa sokaklarında yazılmadı.
Hiçbiri halkın ortak iradesiyle hazırlanmadı.
Masalar kuruldu.
Haritalar çizildi.
Liderler değişti.
Temsilciler değişti.
BM Genel Sekreterleri değişti.
Ama değişmeyen tek şey vardı.
Kıbrıslılar yine bekledi.
Birileri gelsin…
Birileri çözsün…
Birileri karar versin…
Peki ya biz?
En zor soru budur.
Yıllardır herkes birbirini suçladı.
Kıbrıslı Rumlar Kıbrıslı Türkleri…
Kıbrıslı Türkler Kıbrıslı Rumları…
Sağ solu…
Sol sağı…
Türkiye’yi…
Yunanistan’ı…
İngiltere’yi…
Amerika’yı…
Avrupa Birliği’ni…
Birleşmiş Milletler’i…
Herkes suçlandı.
Bir tek kendimize dönüp bakmadık.
Gerçekten ortak bir gelecek kurmak için ne yaptık?
Gerçekten fedakârlık yapmaya hazır olduk mu?
Gerçekten geçmişle yüzleşebildik mi?
Gerçekten çocuklarımızın geleceğini kendi siyasi ezberlerimizin önüne koyabildik mi?
Cevap ne yazık ki hayır.
Statükonun en büyük destekçisi kim?
Çoğu insan bunun yalnızca siyasetçiler olduğunu sanıyor.
Hayır.
Statükonun en büyük destekçisi, statükodan çıkar sağlayan herkestir.
Kuzeyde milliyetçilik üzerinden siyaset yapanlar…
Güneyde korku siyasetiyle oy toplayanlar…
Makamını kaybetmek istemeyen bürokratlar…
Çözümsüzlük sayesinde kariyer yapan siyasiler…
Barış söylemini yalnızca seçim dönemlerinde kullananlar…
Çözüm masasında başka, kürsüde başka konuşanlar…
Hepsi aynı düzenin farklı parçalarıdır.
Çünkü çözümsüzlük de büyük bir ekonomidir.
Makam üretir.
Yetki üretir.
İhale üretir.
Nüfuz üretir.
Ve en önemlisi; hesap vermeyen siyaset üretir.
Büyük güçler neden şimdi yeniden devrede?
Çünkü dünya değişiyor.
Ortadoğu yeniden şekilleniyor.
Enerji hatları yeniden planlanıyor.
Doğu Akdeniz artık yalnızca deniz değildir.
Askerî dengelerin merkezidir.
Enerji güvenliğinin merkezidir.
Küresel rekabetin merkezidir.
Dolayısıyla Kıbrıs’ın geleceği de yalnızca Lefkoşa’da belirlenmeyecektir.
Bunu görmek için kahin olmaya gerek yok.
Uluslararası siyasetin işleyişini anlamak yeterlidir.
Büyük devletler dostluk üzerine değil, çıkar üzerine hareket eder.
Bugün “iki devlet” diyenler yarın başka bir formülü destekleyebilir.
Bugün “federasyon” diyenler yarın farklı bir modeli savunabilir.
Çünkü devletlerin kalıcı dostları değil, kalıcı çıkarları vardır.
Peki Holguín aslında ne söylüyor?
Belki de yalnızca şu gerçeği hatırlatıyor:
“Gerçekçi olun.”
Duygularla değil, güç dengeleriyle düşünün.
İdeolojik sloganlarla değil, uluslararası sistemin nasıl çalıştığını anlayarak hareket edin.
Çünkü dünya sizin duygularınıza göre değil, çıkar hesaplarına göre ilerliyor.
Bu acı olabilir.
Ama gerçek budur.
Asıl mesele çözüm değildir.
Asıl mesele, çözümü kimin yazacağıdır.
İşte korkulması gereken nokta burasıdır.
Kıbrıslılar kendi geleceklerini yazacak ortak iradeyi ortaya koyamazsa…
Boşluğu mutlaka başkaları dolduracaktır.
Ve o zaman ortaya çıkacak düzen, halkların değil; büyük güçlerin ihtiyaçlarına göre şekillenecektir.
Belki adına yine “barış” denecektir.
Belki “istikrar” denecektir.
Belki “yeni dönem” denecektir.
Ama o düzenin sahibi Kıbrıslılar olmayacaktır.
Kıbrıs elli yılı aşkın süredir bekliyor.
Bekledikçe çözüm yaklaşmadı.
Tam tersine, çözümsüzlük normalleşti.
Bugün hâlâ aynı sloganları tekrar ederek farklı bir sonuç beklemek, yalnızca zaman kaybettirir.
Gerçek barış; sloganlarla değil, cesaretle gelir.
Gerçek çözüm; propaganda ile değil, yüzleşmeyle gelir.
Gerçek gelecek; dış aktörlerden medet umarak değil, kendi iradesini ortaya koyabilen toplumların eseri olur.
Ama bunun için önce şu soruya dürüstçe cevap vermek gerekir:
Biz gerçekten kendi geleceğimizi belirlemek istiyor muyuz, yoksa başkalarının hazırladığı senaryolarda figüran olmaya razı mıyız?
Kıbrıs’ın kaderini belirleyecek olan soru işte budur.
Ve tarih, bu sorudan kaçanları değil; bedel ödemeyi göze alarak değişim için sorumluluk alanları hatırlayacaktır.




















