InstagramKıbrısManşetYaşam

YKP: Bu bir kaza değil, iş cinayetidir







Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), Toprak Ürünleri Kurumu‘na (TÜK) ait, Kumyalı’da çökenin sadece bir silo değil, yıllardır işletilmeyen İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası olduğunu vurgulayarak, siloya “bakım ve onarım” adı altında; masa, sandalye ve su sebili gönderildiğini ve boyama işleri yapıldığını ancak 2 bin 500 tonu taşıyan gövdeye kimsenin bakmadığını vurguladı.

YKP açıklamasında, 35/2008 sayılı yasanın 45. maddesinin işletilmesini, yasanın kamu kurumlarını da kapsayacak şekilde derhal değiştirilmesini, müfettiş raporlarının açıklanmasını ve kamudaki tüm siloların bağımsız denetimden geçirilmesini talep etti.

Kamu İşçileri Sendikası‘nın (Kamu-iş), TÜK’te yapılan Toplu İş Sözleşmesi’nin tarafı olduğunu hatırlatan YKP, Kamu-iş’in olay sonrası sadece taziye mesajı yayımladığına dikkat çekti; “TİS tarafı olmak yalnızca maaşlarla ilgili değildir, emekçinin güvenliğinin savunulmasıdır” dedi

YKP: Bu bir kaza değil, iş cinayetidir

Yazılı açıklama yapan YKP, 24 Temmuz’da Kumyalı’da, Tarım Bakanlığı’na bağlı Toprak Ürünleri Kurumu’na ait 2 bin 500 ton kapasiteli ve tamamen dolu olan buğday silosunun çöktüğünü, siloda çalışan 46 yaşındaki emekçi Lokman Hacıhasanoğlu’nun göçük altında kaldığını, yaralı olarak kurtarılan Hacıhasanoğlu’nun hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirdiğini hatırlattı.

Açıklamada, “Ailesinin, yakınlarının ve çalışma arkadaşlarının acısını paylaşıyoruz. Ancak acımızı taziye mesajlarına hapsetmeyeceğiz: Dolu bir kamu silosu kendiliğinden çökmez, çökemez. Bu bir kaza değil, iş cinayetidir” denildi.

“Kusur, bu ülkede kamuoyuna ‘bakım’ diye duyurulanın boya ve mobilya olması. Silo, boyayla ayakta duramaz”

Faciadan yaklaşık iki hafta önce, 10 Temmuz’da bu siloda “bakım ve onarım çalışması yapıldığının” kamuoyuyla paylaşıldığını, çöküşün ardından yapılan açıklamalardan ise o çalışmanın silonun taşıyıcı sistemine ya da yapısına dair değil, personel ofisine masa, sandalye, su sebili, gölgelik çadır ve su bardağı temini, giriş binası boyanması, kantarın dış yüzeyinin yenilenmesi olduğunu gördüklerini belirten YKP, “Bunların hiçbiri kusur değildir; emekçinin insanca çalışma şartları hakkıdır ve karşılanması gerekir. Kusur, bu ülkede kamuoyuna ‘bakım’ diye duyurulanın boya ve mobilya olması, 2 bin 500 tonluk yükü taşıyan gövdenin ise yıllardır kimsenin görev tanımına girmemesidir. Silo, boyayla ayakta duramaz” dedi.

“İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası açık”

Açıklama şöyle devam etti;

“YKP bu tabloyu ilk kez anlatmıyor. Daha önceki iş cinayetlerinin ardından yayımladığımız açıklamalarda 35/2008 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın 45. maddesinin 9. fıkrasını hatırlatmıştık;

“Ölümle veya beş günden daha uzun süreli tedavi gerektiren bir yaralanma ve sakatlanmayla sonuçlanan bir iş kazasının veya meslek hastalığının, (…) iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin hükümlerine uyulmamasından dolayı vuku bulduğunun müfettiş raporuyla saptanması halinde, olayda hata, kusur veya ihmali bulunan işverenler hakkında doğrudan yargı işlemi başlatılır”

Yasa açıktır. Ancak Kumyalı’daki ölümde çok daha ağır bir hukuki gerçekle daha karşı karşıyayız: mevcut İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası hiçbir kamu kurum ve kuruluşuna uygulanmamaktadır.

“Kamuda çalışan bir emekçinin canı, hangi yasanın hangi maddesiyle korunacak?”

Yani TÜK’te yaşanan bu iş cinayetinde, yasanın 45(9). maddesinin öngördüğü ‘müfettiş raporu ve doğrudan yargı işlemi‘ mekanizması bile fiilen devreye giremez. İşte bu ülkede kamu emekçisinin hayatını korumak için yıllardır ısrarla önümüzden kaçırılan hukuki boşluk budur.

Onlarca ölümlü iş cinayetinin özel sektörde bu madde uyarınca yargıya taşınmamış olması bir sorunsa; kamu kurumlarında bu maddenin uygulanma sorumluluğunun bile sorgulanmaması, aynı sorunun katmerlenmiş hâlidir.

Daha önce de sorduk, yine soruyoruz: Özel sektör için bu müfettiş raporları hazırlanıyor mu, hazırlanıyorsa neredeler? Ve şimdi ekliyoruz: Kamuda çalışan bir emekçinin canı, hangi yasanın hangi maddesiyle korunacak?

Bu kez işveren doğrudan devletin kendisidir. Silo bir kamu kurumuna aittir, denetim yetkisi de aynı devlettedir. Yani devlet aynı anda hem işveren, hem müfettiş, hem de soruşturmacıdır.

“Bakım bütçesini her yıl bir sonraki yıla erteleyen anlayış  bu ölümün siyasi sorumlusudur”

Böyle bir düzende ‘soruşturma başlatıldı’ cümlesi tek başına hiçbir güvence taşımaz. Kamu kurumlarına yıllardır yatırım yapmayan, bakım bütçesini her yıl bir sonraki yıla erteleyen anlayış bu ölümün siyasi sorumlusudur.

Bu ölümün ardından emek örgütleri sesini yükseltti: Tel-Sen olayı ‘ihmal zincirinin sonucu’ olarak tanımlayıp tüm kamu tesisleri için bağımsız denetim istedi; EL-SEN, kamu kurumlarının yatırımsız ve bakımsız bırakıldığını, liyakat yerine siyasi sadakatin esas alındığını hatırlatarak hükümeti istifaya çağırdı; BES ve BASIN-SEN olayı doğrudan “iş cinayeti’ olarak niteledi.

Tabipler Birliği, devletin öncelikle kendi çalışanının yaşam hakkını korumakla yükümlü olduğunu vurguladı. İnşaat Mühendisleri Odası yerinde teknik inceleme yaparak birkaç gün içinde rapor hazırlayacağını açıkladı.

“Kamu-İş, TÜK Toplu İş Sözleşmesi’nin tarafı, yetkili sendika konumunda”

TDP, CTP ve HP olayın tüm yönleriyle aydınlatılmasını istedi. Bu tepkilerin içinde özellikle EL-SEN’in hatırlattığı bir uyarı vardır: Teknecik Elektrik Santrali’nde iki ayrı makineden toplam ağırlığı bin 300 kilogramı aşan biyel kolları ve karşı ağırlıklar makine dışına fırlamış, çalışanlar şans eseri kurtulmuştu.

O ‘ramak kala‘ uyarıları dikkate alınsaydı, bugün Kumyalı’da bir emekçinin cenazesini kaldırmıyor olabilirdik. Kıbrıslı emek örgütleri ve siyasi kesimlerin bir kısmı üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirdi.

Ancak ilk sözü ve en yüksek sesli tepkiyi işyerinin emekçilerinin örgütlü olduğu sendikadan, yani Kamu-İş’ten duymamız gerekirdi. Kamu-İş, TÜK Toplu İş Sözleşmesi’nin tarafı, yetkili sendika konumundadır; ancak silo çökeli, bir emekçi hayatını yitireli bugüne kadar kamuoyu ile paylaşılmış tek bir açıklaması, tek bir taziye ötesi girişimi olmamıştır.

“Toplu iş sözleşmesinin altına imza atmak emekçinin hayatının ve güvenliğinin savunulmasıdır”

YKP olarak Kamu-İş’e saygıyla ancak açıkça hatırlatmak isteriz: iş cinayetlerine karşı ilk siper, işyerinde örgütlü sendikadır. Toplu iş sözleşmesinin altına imza atmak yalnızca ücret ve statü değil, aynı zamanda emekçinin hayatının ve güvenliğinin savunulmasıdır.

Bir üyesinin hayatını kaybettiği faciada sendikanın sesinin duyulmaması, hem üye emekçilere hem de mücadele geleneğine karşı bir sorumluluk boşluğudur.

Kamu-İş’i, bu boşluğu vakit kaybetmeden doldurmaya, İSG Yasası’nın gereklerinin ve müfettiş raporlarının talepçisi olmaya, kamu kurumlarında iş güvenliği konusundaki yasal boşluğun giderilmesi için diğer sendikalarla ortak mücadele yürütmeye davet ederiz.

Yeni Kıbrıs Partisi’nin talepleri

(1) Kumyalı silosunun en son ne zaman yapısal denetimden geçtiği, taşıyıcı sisteminde daha önce risk saptanıp saptanmadığı ve 10 Temmuz’da tam olarak hangi işlerin yapıldığı belgeleriyle açıklansın.

(2) Olayla ilgili müfettiş raporu 35/2008 sayılı Yasa’nın 45. maddesi uyarınca hazırlansın, kamuoyuna açıklansın ve ihmali saptananlar hakkında doğrudan yargı işlemi başlatılsın.

(3) Son beş yılda ölümle ya da beş günden uzun tedavi gerektiren yaralanmayla sonuçlanan iş kazalarına ilişkin müfettiş raporları yayımlansın; hazırlanmamışsa ilgili daire ve bakanlık yetkilileri hakkında görevi ihmalden işlem yapılsın.

(4) Kamuya ait tüm silo, depo, tesis ve iş makineleri bağımsız denetimden geçirilsin, denetim sonuçları kamuoyuyla paylaşılsın.

(5) 35/2008 sayılı İSG Yasası tüm kamu kurum ve kuruluşlarına da uygulansın.

(6) İnşaat Mühendisleri Odası’nın hazırlayacağı teknik rapor, resmî soruşturmanın gölgesinde bırakılmadan eksiksiz biçimde kamuoyuyla paylaşılsın.

“100 bin çalışan başına 4,3 ölüm; OECD ortalamasının yaklaşık üç katı”

Lokman Hacıhasanoğlu, bir emekçiydi. Bu adada üreten, taşıyan, yükleyen herkesin canı eşit değerdedir; kimsenin nereden geldiği sorulmaz. Emek örgütlerinin bu ölümü ‘ihmal zinciri‘ ve ‘iş cinayeti‘ olarak tanımlamasını doğru buluyor, kamu tesislerinin bağımsız denetimden geçirilmesi talebini destekliyoruz.

Tabipler Birliği’nin paylaştığı veri tablonun boyutunu gösteriyor: Kıbrıs’ın kuzeyinde 2025 yılında yaklaşık 164 bin kayıtlı çalışana karşılık 7 emekçi iş kazalarında yaşamını yitirmiştir. Bu, 100 bin çalışan başına 4,3 ölüm demektir; OECD ortalamasının yaklaşık üç katı.

Yeni Kıbrıs Partisi bir kez daha altını çizer: iş cinayetleri kaza değil, tercihtir. Bakım bütçesini erteleyen, denetimi kâğıt üzerinde bırakan, yasanın 45. maddesini yıllardır rafta tutan ve İSG Yasası’nı kamu emekçisine kapatan her yetkili bu ölümün ortağıdır. Bu ölümün hesabı taziye mesajlarıyla değil, mahkemede sorulacak!”















Başa dön tuşu