InstagramKıbrısManşetSiyaset

Aygın: Bizim hikayemiz, binlerce çocuktan birine bile bir umut olduysa ne mutlu bana…







Kıbrıslı Gazeteci Esra Aygın, karma evlilikten doğan, biri 17 diğeri 13 yaşında olan iki çocuğunun, 12 yıl süren Kıbrıs Cumhuriyeti kimliği mücadelesini ve geçtiğimiz günlerde çocuklarının kimliklerini alması ile sonuçlanan bu mücadelenin hem hukuki hem manevi sürecini Özgür Gazete‘ye anlattı…

Aygın’ın çocukları, on binlerce karma evlilik mağduru çocuğundan sadece ikisi…

Bir ebeveyni Kıbrıslıtürk, diğer ebeveyni de başta Türkiye olmak üzere başka bir ülkenin vatandaşı olan karma evlilik çocukları, “KKTC” adlı yapıda yönetime gelenlerin ve Ankara‘nın Kıbrıs politikaları ile Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tutumu nedeniyle, hakları olan vatandaşlıklar için uzun mücadeleler vermek zorunda kalıyor.

Bu mücadeleler bazen o hakkın alınmasıyla sonuçlansa da, on yıllardır hukuk mücadelesi veren birçok aile ve çocuğun hala hak mücadelesi verdiği biliniyor.

Hatta bu yüzden son yıllarda; Kıbrıs’ın kuzeyinde gerek sivil toplum örgütü gerekse dernek adı altında birleşen aileler, toplu mücadele vermeye de başladı. Toplu başvurular, eylemler yapılıyor…

İşte bu mücadeleyi veren ebeveynlerden biri de Kıbrıslı gazeteci Esra Aygın’dı… Aygın geçtiğimiz günlerde çocuklarının bu mücadeleyi kazandığını sosyal medyadan şu sözlerle duyurdu;

“Bu yıl aldığım en güzel doğum günü hediyesi hiç kuşkusuz bu iki kırmızı deftercikti…

7 yılı mahkemede geçen toplam 12 yıllık bir mücadelenin ardından çocuklarım sonunda haklarını elde etti. Bu süreçte en çok içime dokunan ise, Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportunu salt bir araç, faydalanılacak, hatta satın alınacak bir nesne olarak gören kimilerine tanınan hakkın, bu güzel adanın güzel çocuklarından esirgenmesiydi…

Bu hak mücadelesinde canla başla didinen, uğraşan, bir an bile yılmayan avukatım Nicoletta Charalambidou… sana ne kadar teşekkür etsem azdır…”

Özgür Gazete, bu paylaşım üzerine şu an yurt dışında bulunan Aygın’a ulaştı. Aygın 12 yıllık bu mücadelenin hem hukuki hem manevi boyutunu Özgür Gazete’ye şöyle anlattı;

Aygın: 12 yıllık maceramız 2012’de başladı…

“2008’de kızım dünyaya geldiğinde böyle bir karma evlilik sorunu yoktu. Ebeveynlerinden biri vatandaş olan çocuklar Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu alabiliyordu.

Dolayısıyla pasaport başvurusu için acele etmedik. 2012’de oğlumuz doğunca her ikisi için başvurduk. Ve 12 yıllık maceramız başladı…

2017’de dava açtık…

5 yıl boyunca Kıbrıs Cumhuriyeti Pasaport Dairesi’ne gittik geldik. Her gittiğimizde ‘Henüz başvurunuz işleme alınmadı, sonra gelin…‘ cevabını aldık ve 2017’de dava açmaya karar verdik.

Bu idari bir davaydı ve resmi bir dairenin ‘yasada öngörülen süre içerisinde olumlu veya olumsuz hiç bir yanıt vermemesi’ ile ilgiliydi.

“Avukatımızın başarısı…”

Sanırım bizim için belirleyici olan şu oldu; Dava görülürken avukatımız Nicoletta Charalambidou, çocukların vatandaşlık için belirlenen kriterlere uyduğunu kayda geçirmeyi başardı.

Biz TC vatandaşı olan eski eşimle Amerika’da üniversitede tanıştık. Türkiye’de evlendik ve evlendikten sonra Kıbrıs’a geldik. Çocuklarımı Kıbrıs’ın güneyinde doğurdum.

(Kıbrıs Cumhuriyeti, karma evliliklerde, “ülkeye yasa dışı girilip girilmediğine” bakıyor. Kuzeyden ülkeye girişleri “yasa dışı” olarak kabul ediyor)

“Mahkeme başvurumuza yanıt verilmesini emretti”

İdari dava geçtiğimiz yılın sonlarında sonuçlandı ve mahkeme başvurumuza yanıt verilmesini emretti. Dava sürecinde, kriterlere uyduğumuz Bakanlıktan gelen temsilci tarafından da kabul edildiğinden, olumsuz bir yanıt alma şansımız düşüktü ancak yok değildi.

Olumlu yanıt almasaydık davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne (AİHM) taşıyacaktık.

“Hiçbir devlet geçmişin günahlarının bedelini çocuklara ödetmemeli…”

Her devletin kendi vatandaşlık kriterlerini belirleme hakkını anlıyorum ve saygı duyuyorum. Buradaki temel sorun, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kendi belirlediği kriterlere uyan kişilere de vatandaşlık vermemesi…

Bir diğer sorun, ne anne ve babalarını ne doğdukları yeri ne de geçmişte yaşananları seçemeyecek, değiştiremeyecek çocuklara bedel ödetilmesi. Hiçbir devlet geçmişin günahlarının bedelini çocuklara ödetmemeli. Bunu vicdanım kaldırmıyor.

“Bir kadın babanın kim olduğunu bilmeden de çocuk doğurabilir…”

Ama benim için bir temel sorun daha var;

Bir kadın olarak, herhangi bir otoritenin bana çocuğumun babasının kim olduğunu, nereli olduğunu sorma hakkını asla kabul etmiyorum.

Yaşadığımız modern dünyada, bir kadın babanın kim olduğunu bilmeden de çocuk doğurabilir. Doğurabilmeli de. Sadece kendisi bunu seçtiğini için ve kimseye hesap vermek zorunda kalmadan…

Dolayısıyla benim mücadelem sadece bir Kıbrıslı olarak çocuklarımın hakkı olan vatandaşlığı almaları mücadelesi değildi. Çocuklarıma, baba kim olursa olsun veya baba var olsun veya olmasın, kendi vatandaşlığımı verebilme mücadelesiydi.

“Bizim hikayemiz, binlerce çocuktan bir tanesine bile bir umut olduysa ne mutlu bana…”

Bizim hikayemiz, vatandaşlık almayı bekleyen binlerce çocuktan bir tanesine bile bir umut olduysa ne mutlu bana.

Bu pasaportu para ile satın alanları veya cebinde Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu ile dünyayı gezip iş milliyetçiliğe geldiğinde mangalda kül bırakmayanları kabul eden, ancak çocuklarına bedel ödeten bir sistemin mağdurlarıdır bu çocuklar.

Kıbrıs sorununun mağdurlarıdırlar…

“Kıbrıs Cumhuriyeti, yüreği barış dolu 2 güzel çocuk daha kazandı”

Benim çocuklarım hep Kıbrıslıydı. Nerelisin diye sorulduğunda ‘Kıbrıslıyım’dan başka bir cevapları olmadı hiç bir zaman. Bu pasaportu alamasalar da her zaman ‘Kıbrıslı‘ olacaklardı.

Ancak bu bir hak mücadelesiydi. Bir inattı… Kıbrıs Cumhuriyeti, yüreği barış dolu 2 güzel çocuk daha kazandı.

Pasaportlarımızı sonunda aldığımıza dair sosyal medyada yaptığım paylaşımın ardından sevincimize ortak olan, tebrik eden, mutlu olan kişilerin en azından yarısı Kıbrıslı Rumlardı. Aralarında çok yakın, can arkadaşlarım olduğu kadar hiç tanımadıklarım da var…

“Öğrendiğim şey; ülkelerin resmi devlet politikaları ile insanları ayırmak…”

Bugüne kadar bu ülkenin ve gazetecilik mesleğinin bana öğrettiği bir şey varsa o da, resmi devlet politikaları ile insanları ayırmak, kişileri asla devletlerinin duruşu ile yargılamamak oldu.

Elbette Kıbrıslı Türklere hiç bir hak tanınmasını istemeyen kişiler vardır güneyde. Kuzeyde benzerleri olduğu gibi…

Kıbrıslı Rum dostlarımdan, hatta yeri geldiğinde hiç tanımadıklarımdan hissettiğim dayanışma, sevgi, empati en büyük güç kaynaklarımdan ve umutlu olma nedenlerimden biridir.

Biliyorum ki bir gün bu güzel adada, kimin hangi dili konuştuğuna, dininin, kökeninin ne olduğuna bakılmaksızın “Kıbrıs’ın çok dilli, çok kültürlü, rengarenk, dünyalı çocukları” barış içinde yaşayacak…













Başa dön tuşu