
Yeni Kıbrıs Partisi (YKP) Sekreteryası, TC Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın Kıbrıs’ın kuzeyine gerçekleştirdiği ziyaret çerçevesinde imzalanan “Doğal Gaz Boru Hattı Mutabakat Zaptı“nı ve sonrasında yaşanan gelişmeleri değerlendirdi, bu anlaşmanın “ilhaka yeni bir halka” eklediğini savundu.
“Tayyip elini yakamızdan çek!” denilen açıklamada, atanmış Başbakan Ünal Üstel’in “Ne Avrupa vardır engel olacak ne de güney” sözlerine işaret edilerek, “Bu sözler Kıbrıs’ın kuzeyini bir toplum olmaktan çıkarıp Türkiye’nin bir vilayeti olarak ilan etmektir” denildi.
YKP açıklamasında , “Bu mutabakat zaptının imza sürecinde Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın ve alt yönetimin sessizliği ayrıca kaygı vericidir. Sandıkta değişim dediğini düşünen seçmen, aynı vesayet mekanizmasının aynı biçimde işlemeye devam ettiğini görmüştür” ifadelerine yer verildi
YKP: Bu anlaşma alt yönetimin daha da ilhak edilmesinin bir aracıdır
Açıklamada, Cevdet Yılmaz, TC Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ve Ünal Üstel’in katıldığı törende imzalanan Anamur-Teknecik Doğalgaz Boru Hattı Mutabakat Zaptı’nın (97 kilometresi denizde, 4 kilometresi karada, çift yönlü, iki adet 22 inçlik boru hattı) ve Yılmaz’ın imzanın ardından kullandığı “TC ile KKTC arasındaki bağlantısallığı perçinliyoruz” ifadesinin; YKP’nin yıllardır ısrarla altını çizdiği gerçeğin bir kez daha yetkili ağızdan itirafı olduğu söylendi.
YKP açıklamasında, “Bu mutabakat zaptı iki taraf arasında eşit koşullarda yapılan bir uluslararası anlaşma değil, alt yönetimin daha da ilhak edilmesinin bir aracıdır” denildi.
“Kararlar Ankara’da alınıp Lefkoşa’ya talimat olarak indirilmektedir”
Açıklama şöyle devam etti;
“‘Bağlantısallık’ kelimesinin arkasına saklanan gerçek artık spekülasyon değildir. Elektrikte, iletişimde (fiber optik protokolüyle geçtiğimiz ay yaşadıklarımızı hatırlayalım), mali politikada, nüfus taşıma – vatandaşlık düzenlemelerinde, iş dünyasının örgütlenmesinde ve şimdi doğalgazda; kısacası bir toplumun kendi kendini yönetmesi anlamına gelebilecek her alanda kararlar Ankara’da alınıp Lefkoşa’ya talimat olarak indirilmektedir.
101 kilometrelik bir boru hattı, bir teknik altyapı yatırımı değil, adanın kuzeyindeki enerji varlığının tümüyle tek bir devletin denetimine terk edilmesidir. Bayraktar’ın ‘KKTC net ihracatçı konuma gelebilecek‘ retoriği ise bu tek yönlü bağımlılığı yaldızlamaya çalışan bir söylemden ibarettir; kim kime ihracat yapıyor sorusunun cevabı bellidir.
“Siyasi vehametinin farkında olunmayan büyük bir gaftır”
Üstel’in 10 Temmuz’da imza töreninde sarf ettiği ‘Ne Avrupa vardır engel olacak ne de güney‘ sözü ve akabinde 12 Temmuz’da ‘Rum tarafı şikayet etmek yerine yararlansın‘ tarzı çıkışları; siyasi vehametinin farkında olunmayan büyük bir gaftır.
Bu ada Türkiye’nin dağıtım hattı değil, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların ortak coğrafyasıdır. Adanın deniz alanlarını, doğal kaynaklarını, enerji altyapısını ‘Ne Avrupa ne güney‘ retoriğiyle Türkiye’nin arka bahçesi ilan edenler, aslında Kıbrıslı Türklerin siyasi varlığını ve egemenlik iddiasını bizzat çürütüyor.
Üstel’in ‘biz‘ dediği zaman kimi kastettiği; ada halkını mı yoksa Ankara’nın atadığı bürokratlar ve iş birlikçilerden oluşan yapıyı mı, artık kamuoyu tarafından açıkça sorgulanmalıdır.
“Enerji güvenliği iki toplumlu güven artırıcı önlemlerle çözülür”
Kıbrıs Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Kombos’un mutabakat zaptını AB Dış Konular Konseyi’ne şikayet etmesi ve AKEL Genel Sekreteri’nin ‘Kıbrıs’ın enerji güvenliği ve yeterliliği S.O.S veriyor‘ uyarısı; adanın güneyinde de enerji güvenliğinin bir kaygı konusu olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu tablo bize şunu gösterir: Enerji güvenliği iki toplumun ortak sorunudur, iki toplumun karşı karşıya getirilmesiyle değil, iki toplumlu güven artırıcı önlemlerle çözülür.
Elektrikte ada içi enterkonnekte, doğal kaynakların Kıbrıslıların ortak yararına birleşik yönetimi, ortak enerji güvenliği çerçevesi; bağlantısallık adı altında tek yönlü bağımlılığı derinleştiren protokollerin gerçek alternatifidir. Türk Lirasına, Ankara’nın atadığı bürokratlara ve tek bir devletin kontrolündeki şirketlere bağımlı kaldığımız sürece bu yıkım sürecektir.
“Erhürman’ın ve alt yönetimin sessizliği ayrıca kaygı vericidir”
Bu mutabakat zaptının imza sürecinde Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın ve alt yönetimin sessizliği ayrıca kaygı vericidir. Sandıkta değişim dediğini düşünen seçmen, aynı vesayet mekanizmasının aynı biçimde işlemeye devam ettiğini görmüştür.
Külliyenin kim tarafından kullanıldığından bağımsız olarak, bu adanın kuzeyinde alınan kararların Ankara tarafından şekillendirildiği yapı değişmediği sürece, seçimlerin ve kurumların anlamı her geçen gün daha da aşınacaktır. Talimatla yönetilmeye hayır demek, sadece bir siyasi tercih değil, bu memlekette yaşayan herkesin ortak sorumluluğudur.
Yeni Kıbrıs Partisi bir kez daha altını çizer: Bu memleket, yani tüm Kıbrıs bizim; biz yani tüm Kıbrıslılar birlikte yönetelim diyoruz. Doğalgaz, elektrik, iletişim, para birimi… hiçbir şey Türkiye ile KKTC arasında imzalanan protokollerle değil, iki toplumun ortak iradesiyle ve adanın çözümü çerçevesinde konuşulmalıdır. Tayyip elini yakamızdan çek!”




















