InstagramKıbrısManşetYaşam

Goldy İle Başlayan Yolculuk: Neden Vegan Oldum?







Hayat bazen hiç beklemediğiniz bir anda size büyük sorular sordurur. Benim için o an, köpek dostum Goldy ile yollarımızın kesiştiği gündü.

O günden beri, insan dışı bir canlının, insanın hayatını nasıl değiştirebileceğine, dönüştürebileceğine ve derinden etkileyebileceğine şahit oluyorum.

Aynı dili konuşmasak da ifadeleri anlatıyordu birçok şeyi.

Onun gözlerinde gördüğüm şey basit ama derin bir hakikatti: yaşama arzusu. Ne kadar sıradan görünürse görünsün, o bakış bana insanlığın en temel kör noktalarından birini gösterdi: Türcülük.

Goldy bana yalnızca bir canlının yaşam mücadelesini değil, aynı zamanda benim yıllardır savunduğum “hak mücadelesi” anlayışımın eksikliğini de gösterdi.

O güne kadar kadın hakları için çalışıyor, adaletin, özgürlüğün ve eşitliğin herkes için olması gerektiğini savunuyordum.

Ama “herkes” dediğimde aslında yalnızca insanları kastediyordum. Oysa adaletin gerçekten anlamlı olabilmesi için sınırları yalnızca insanlar arasında değil, türler arasında da kaldırmak gerekmez miydi?

Buradan yola çıkarak, hayvan haklarına dikkat çekmek için yürütülen Türcülük ve Veganizm projesi çerçevesinde bu köşe yazısını kaleme aldım. Türcülük ve Veganizm projesi Avrupa Birliği’nin Sivil Alan projesi altında yürütülen

Sivil Büyü Programı desteğiyle Ziba Sertbay tarafından hayata geçirilmektedir.

Hakların Tutarlılığı

Yıllardır kadın hakları mücadelesinde duyduğum öfke, hayvan hakları konusunda sessizliğe dönüşmüştü.

Kadınlar sırf cinsiyetleri nedeniyle ayrımcılığa uğradığında buna “adaletsizlik” diyordum; ama hayvanlar sadece “bizden farklı bir tür” oldukları için sömürüye ve ölüme mahkûm edildiğinde bunu doğal kabul ediyordum.

Kadın hakları ve hayvan hakları arasındaki benzerlik aslında düşündüğümüzden çok daha derindir. Kadınların bedenleri yüzyıllardır ataerkil düzenin baskısı altında “nesneleştirildi”

Kadın bedeni kimi zaman “namus” adı altında kontrol edilmek, kimi zaman reklam panolarında tüketim nesnesi haline getirilmek için kullanıldı. Hayvanların bedenleri de aynı zihniyetle parçalandı: “but,” “göğüs,” “fileto” gibi adlarla parçalara ayrılarak market raflarına dizildi.

Her iki durumda da ortak olan şey, bir bedenin özne olmaktan çıkarılıp nesneye indirgenmesi. İşte bu noktada kadın hakları ve hayvan hakları kesişiyor: ikisi de aynı tahakküm ve sömürü mantığının farklı yüzleri.

Adalet, tutarlılık ister. Kadınların bedenleri üzerinde söz hakkı savunulurken, hayvan bedenleri üzerindeki şiddet görmezden gelinemez.

Veganlığın Özü

Veganlık çoğu kişinin sandığı gibi yalnızca bir beslenme biçimi değil. Veganlık, yaşamın kendisine dair daha geniş bir farkındalık. Bir ineğin anneliğini, bir tavuğun korkusunu, bir köpeğin sevgisini görebilmek ve bunları “önemsiz” saymamak.

Bilim de bu etik boyutu destekliyor. 2012’de Cambridge Üniversitesi’nde yayımlanan Bilinç Bildirgesi, memelilerin ve kuşların bilinçli deneyimlere sahip olduğunu ve acı çekebildiğini kabul etti.

Yani mesele sadece vicdan değil, aynı zamanda bilimsel bir gerçek: Hayvanlar hissediyor, tıpkı bizim gibi.

Hayvanların yaşadığı acıyı görmezden gelmek, bir canlının yaşama hakkını kendi çıkarlarımız uğruna hiçe saymak demektir.

Veganlık ise bu görmezden gelmeye son vermek, başka bir canlının yaşamını kendi keyfimizin önüne koymamaktır.

İklim Krizi ve Veganlık

Ama iş burada da bitmiyor. Veganlık yalnızca etik bir duruş değil; aynı zamanda gezegenin geleceği için en güçlü adımlardan biri.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre hayvancılık sektörü, küresel sera gazı salınımlarının yüzde 14,5’inden sorumlu.

Bu oran, tüm ulaşım sektöründen daha yüksek. İklim krizine karşı mücadelede soframızdaki seçimler en az ulaşımdaki seçimler kadar kritik.

•Sığırdan 1 kg ‘et’ üretmek için yaklaşık 15 bin litre su gerekiyor. Aynı miktar mercimek için bu yalnızca bin 250 litre.

•Dünya üzerindeki tarım arazilerinin yüzde 77’si hayvancılığa ayrılıyor, ama bu alanlardan insanların aldığı kalorinin oranı yalnızca yüzde 18.

•Oxford Üniversitesi’nin 2016 tarihli çalışması, dünya genelinde bitkisel beslenmeye geçiş yapılırsa 2050’ye kadar 8 milyon erken ölümün önlenebileceğini ve sera gazı emisyonlarının yüzde 70’e kadar azaltılabileceğini gösteriyor.

Kısacası veganlık, yalnızca hayvanların değil; bizim sağlığımızın, çocukların geleceğinin ve gezegenimizin varlığının da savunusu.

Kesişen Mücadeleler

Kadın hakları, hayvan hakları ve iklim adaleti… Aslında hepsi aynı kökten besleniyor: eşitlik ve adalet arayışı.

Kadınların özgürlüğünü savunurken hayvanların yaşam hakkını görmezden gelmek, iklim krizini durdurmaya çalışırken sofradaki hayvansal ürünleri sorgulamamak, hep eksik bir adalet duygusunun yansımasıdır.

Goldy bana şunu öğretti: Bir hayvanın gözlerindeki yaşama arzusunu gördüğünüzde artık o yaşamı “önemsiz” sayamazsınız.

Kadınların özgürlüğü için verdiğimiz mücadele, gezegenin geleceği için verdiğimiz mücadele ve hayvanların yaşam hakkı için verdiğimiz mücadele aslında aynı bütünün parçalarıdır.

Gerçek adalet, yalnızca insanlar arasında değil; tüm canlılar arasında eşitlik sağlandığında mümkündür. Çünkü adaletin sınırları, sınırlarla tanımlanamaz.

Bir Çağrı

Bugün vegan olmam, kişisel bir tercih olmanın ötesinde bir çağrı niteliği taşıyor. Daha adil, daha merhametli, daha sürdürülebilir bir dünya istiyorsak, bu dünyayı yalnızca insanlar için değil, her canlı için adil kılmalıyız.

Goldy ile başlayan yolculuğum bana şunu öğretti: Değişim küçük bir farkındalıkla başlar, ama büyüdükçe dünyayı dönüştürebilir.

Belki siz de kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:

Eğer bir başka canlının hayatını almadan yaşayabiliyorsam, neden almaya devam edeyim?

Adalet herkes için değil, her canlı için. Tür fark etmeksizin.

Son olarak, Kıbrıs Türk toplumuna yönelik AB Yardım Programı altında desteklenen Veganizm ve Türcülük projesi hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz, Ziba Sertbay’a veya veganlık hakkında genel bilgi almak isterseniz, Kıbrıs Vegan İnisiyatifi adlı sosyal medya hesabımızdan bize ulaşabilirsiniz.

Fezel Nizam













Başa dön tuşu