Türkiye’deki Direnişe Selam

Türkiye günlerdir sokakta.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun önce diplomasının iptali, akabinde de tutuklanması Türkiye’de tüm taşları yerinden oynattı.
Bilindiği gibi Cumhurbaşkanlığı’nın en güçlü adayı olarak anılan İmamoğlu, gizli tanıkların varsayımsal ifadeleri ile tutuklanması hem Türkiye muhalefetini hem öğrencileri ayağa kaldırdı.
Milyonlarca insan sokaklara indi ve maalesef ki yine çok sert polis müdahaleleri ile karşılaştı!
Tıpkı Gezi Parkı olayları gibi!
Peki bugün sokaktaki kitleyi yönlendiren ve ses veren kimler? CHP ve muhalefet mi? Üniversiteli öğrenciler mi?
Gezi Parkı eylemlerindekiler ile aynı kişiler mi?
Peki Gezi Parkı ile bu eylemlerin farkı ne?
Öncelikle en sondan başlamak istiyorum.
Bu eylemlerin Gezi Park eylemleri ile farkı, Gezi Park eylemleri örgütsüz eylemlerdi. Şu anki eylemler başını CHP’nin çektiği muhalefet partilerinin örgütlü eylemi konumunda!
Farkı ne peki?
Adı üstünde örgütsüz eylemlerde halk doğal yollarla ortak bir hedef için toplanır ve bireysel hareket eder. Bu sebeple de provoke veya terörize edilmesi daha kolaydır.
Halbuki örgütlü eylemlerde ortak hedef için mücadele ederken belli bir eylem planı hazırlanır. Ortak sloganlar, ortak hareket etme, eylem için oluşabilecek provokasyonlara karşı önlemler planlanır.
Gelelim ikinci soruya.
Gezi parkı eylemlerinde sokaklarda olanlar ile şu anda sokaklarda olanlar birebir aynı ideolojideki insanlar değil bana göre.
Gezi park eylemlerinde daha sosyalist, entelektüeller çoğunluğu oluştururken, şu anda meydanlarda çoğunluğu oluşturanlar Kemalist ve milliyetçi kesimlerdir.
Kaldı ki toplanan öğrenci kolektiflerindeki kuşak da farklı!
Daha önceki eylemler X ve Y kuşağındaki öğrencilerden oluşurken şimdiki kuşak belki de dünyanın merak ettiği, anlamlandıramadığı Z kuşağı tarafından yönlendiriliyor.
Ve bana eylem tarzlarını ve direnişlerini gözlemlediğimde 68 ve 78 kuşaklarını hatırlatıyor!
Ne kadar ilginç değil mi?
Yıllardır apolitik olarak nitelendirilen, sosyal ilişkileri sorgulanan ve sokağa inmek veya örgütlenmek konusunda çok eleştirilen Z kuşağı bugün bana göre bu eylemlere asıl yön veren kitle!
Nasıl olduğunu ilk soruya da yanıt vererek cevaplayayım.
CHP ve muhalefetin ilk meydanları doldurduğu gün Özgür Özel pazar günü sandıklar kuracağız ve sandıklara akın edeceğiz demişti.
Öğrenciler ise “Türkiye’de hukuk ve demokrasi bitmiş ise sandık yok, sokağa!” diyerek Özgür Özel’e gönderme yapmıştı.
Bir sonraki gün Pazar sandıklar olacağı ama bu haksızlık son bulana kadar sokaklarda ve meydanlarda mitingler yapacaklarını açıklamıştı Özgür Özel.
Daha sonraki günlerde mitinglerde faşistçe müdahalelere maruz kalan öğrenciler, “miting değil, eylemlere katılmalıyız” çağrısında bulundular.
Sonraki gün mitinglerin yanına eylem kelimesi de eklenerek daha fazla “eylem” kelimesi ön plana çıkmıştı.
Bana göre belki de en iyi hamlelerden biri olan boykot geldi. Yine öğrencilerin talebi ile oldu “boykot” sözcüğü.
Hatırlarsınız Saraçhane’de Özgür Özel ilk boykot listesini hazırlarken, EspressoLab’ın boykotunu “sebebini bilmiyoruz, özellikle gençler istedi” demişti. Ama CHP ve muhalefet açıklamadan çok önce zaten gençler boykot listelerini açıklamıştı.
Çok iyi bir hamleydi bu fikir.
Eğer iktidarın yanındaki iş birlikçileri ve gücü zayıflatan bir hamleydi.
Cumartesi ise arife gün ve birçok yasak, engelleme olmasına rağmen Maltepe’de tahminen İki milyon İki yüz bin kişi meydanları doldurdu. Bazı ülkelerin nüfusudur bu rakam dikkatinizi çekerim.
İnanılmaz bir rakam…
Bana göre Türkiye artık bir miladın eşiğine geldi.
Ya siyasi İslamcılar bu darbeden sonra artık tamamen ve korkusuzca rejimi değiştirip yeni Türkiye’yi kuracaklar ya da halklar bu darbeyi devrimle değiş tokuş edip daha batılı, seküler ve laik bir Türkiye’ye dönüş yapacaklar.
Ama ortası yok! Buna garanti veririm.
Ben şahsım adına sokakları dolduran milyonlarca Türkiye halkını, bu direnişlerinden dolayı saygıyla selamlarım.