Bir Kovulma Meselesi…

“Beğenmezseniz güneye gidin” işgalci zihniyetin özüdür.
“Güney” ve “Kuzey” ayrımıyla bizleri kendi ülkemizde dışlama içgüdüsüdür, Kıbrıs’ı işgalcilerin değil, Kıbrıslıların vatanı yapan gerçeği inkâr etmektir. Bu zihniyetin dönecek memleketi var ama unuttukları tek şey biz zaten memleketimizdeyiz.
Kıbrıs’ın işgal altındaki yarısında eğitim kurumlarında başörtüsü meselesi üzerinden başlayan tartışmalar, yalnızca bir öğrencinin okula alınmamasıyla sınırlı değildir.
Bu olay, yıllardır sistemli bir şekilde sürdürülen kültürel dönüşüm politikalarının yeni bir yansımasıdır.
Bugün mesele yalnızca bireysel bir hak meselesi değil, toplumun yönünü belirleyecek bir ideolojik çatışmadır.
İşgal bölgesindeki mevcut siyasi yapı, Ankara’nın belirlediği sınırlar içinde hareket eden, halkın iradesinden kopuk bir yönetim mekanizmasıdır. İşgal altındaki bir coğrafyada laiklikten, özgürlüklerden bahsetmek mümkün müdür?
Eğitimin niteliği her geçen gün gerilerken, öğretmen sendikaları baskı altına alınırken, laik eğitimi savunanlar hedef gösterilirken, başörtüsü serbestliği adı altında yürütülen bu süreç neyin özgürlüğüdür?
Başörtüsüyle okula giremeyen öğrenci üzerinden yaratılan bu tartışma, eğitimin ve ülkenin gerçek sorunlarını gölgelemek için kullanılan bir araçtır.
Kamusal alanın muhafazakârlaştırılması, yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamaz. Bunun arkasında, Türkiye’nin kolonisi üzerindeki ideolojik hegemonyasını derinleştirme çabası vardır.
Özgürlük adı altında sunulan bu değişiklikler, halkın kendi kültürel değerlerinden uzaklaştırılmasına ve dini kimlik üzerinden ayrıştırılmasına hizmet etmektedir.
Bugün başörtüsü meselesini savunanlar, yarın karma eğitime karşı çıkacak, ileride bilimsel eğitimin ‘manevi değerlerle’ uyumlu hale getirilmesini talep edecektir.
Bugün eğitimde serbestlik diyerek okulları dini sembollerle donatanlar, yarın öğretmenlerin ve öğrencilerin yaşam tarzına müdahale etmekten çekinmeyecektir.
Asıl sorun, Kıbrıs’ın kuzeyinin bir sömürge düzeni altında olması ve Kıbrıslıların tamamen asimile edilmek istenmesidir.
Türkiye’nin dayattığı ekonomik, kültürel ve siyasi politikalar, Kıbrıs Türk toplumunu kendi kimliğinden koparma, onu kontrol edilebilir ve bağımlı bir yapıya dönüştürme amacını taşımaktadır.
Eğitim sistemine yapılan müdahaleler, nüfus yapısının değişimi, yerel halkın ekonomik olarak baskılanması ve kendi ülkesinde azınlık konumuna itilmesi, işgalin yalnızca askeri bir mesele olmadığını, kültürel ve sosyal bir dönüşüm projesi olduğunu göstermektedir.
Tüm bunlar yaşanırken, sendikalar dışında muhalefetin büyük bir kısmı bu süreçte tarafsız bir pozisyona sığınarak kayıtsız kalmayı tercih etti.
Muhalefetin suskunluğu, halkın geleceğini belirleyecek bu kritik meselede büyük bir sorumsuzluktur.
Seçim zamanı koltuk derdine düşen ancak ülkenin asıl sorunları karşısında sessiz kalan siyasiler, işgale karşı halkın yanında saf tutmak yerine, meseleyi ‘yorumlanabilir’ bir çerçeveye sıkıştırarak mücadeleyi erozyona uğratmaktadır.
Laik eğitimin, toplumsal kimliğin ve bağımsız bir geleceğin savunulması, seçim kaygılarının gölgesinde kalamaz.
Üstelik bu koşullarda dahi muhalefet, yaşananların esas nedeninin işgal olduğunu dile getirmekten kaçınmaktadır.
Bunun yerine, meseleyi basit bir bireysel hak tartışmasına indirgemekte ve işgal gerçeğini göz ardı etmektedir.
Oysa burada temel mesele, Kıbrıslıların kendi kaderini belirleme hakkının elinden alınması ve Ankara’nın politikalarının yerel yönetimler tarafından sorgusuz sualsiz uygulanmasıdır.
Muhalefet, toplumun gerçekleriyle yüzleşmek yerine, statükoyu bozmamak adına suskun kalmayı seçmekte, adeta bu kültürel dönüşüme rıza göstermektedir. Bu rıza, yalnızca pasif bir sessizlik değil, aynı zamanda sürece dolaylı bir onay anlamına gelmektedir.
Bu mesele, bireysel haklarla açıklanamaz. Kuzey Kıbrıs’ta halkın kendi kaderini tayin hakkı elinden alınmışken, ekonomik ve siyasi olarak Türkiye’ye bağımlı hale getirilmişken, eğitimin dinselleştirilmesi sadece bir başlangıçtır.
Asıl mücadele, işgale karşı bağımsız bir ülke ve laik bir toplum için verilmelidir. Çünkü bağımsızlık olmadan özgürlük olmaz; özgürlük olmadan da laik eğitimden söz edilemez.