InstagramKöşe Yazarlarımız

Dayatmalara Karşı: Laiklik ve Özgürlüğün Direnişi






Disiplin Tüzüğü‘nde durduk yerde kalkışılan okullarda başörtüsü düzenlemesine yönelik değişiklik, laiklik, demokrasi ve özgürlük tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

Bu türden düzenlemeler, toplumun farklı kesimlerini kutuplaştırma riski taşır her zaman.

İyi bir idarenin sorumluluğu, olası sosyal, ekonomik, siyasal, mali ve çevresel riskleri önceden öngörerek etki analizleri yapıp önlemler almaktır. Belli ki bu türden çağdaş mevzuat hazırlama kültürü bizim siyaset kurumu ve kamu yönetimi kültürüne çok uzak!

Şimdi hükümet bir uzlaşı arıyor. İyi de neyin uzlaşısı bu?

Siyasi sembollerin küçücük kız çocuklarının başının nasıl kapatılabileceği üzerine bir uzlaşı olabilir mi? Tartışmaları izliyorum, “yobazlık”, “dinsizlik”, “laikle-dindarlık karşılaştırmaları” havada uçuşuyor.

Laiklik bir anayasal esas, Kıbrıs’ın kuzeyinde de Türkiye’de de.

Ancak, sanki laiklik din ve inanç özgürlüğüne engelmiş, laiklik nedeniyle insanlar inançlarının gereklerini yaşayamıyormuş gibi algı yaratılmaya çalışılıyor.

İnsan üzülüyor, bugünkü siyasi kültürün, yüz yıl önce Mustafa Kemal Atatürk’ün siyasi kültüründen fersah, fersah uzak olduğunu görünce. Yirmi birinci yüzyılda bile laiklik ilkesi hâlâ içselleştirilememiş, anlaşılamamış.

Laiklik ve Dindarlık: Zıtlık mı, Uyum mu?

Laik olmakla dindar olmak birbirine zıt iki durum değil! Dindarlık, laikliği dışlamadığı gibi, laiklik de dindarlığı dışlamaz.

Fark şuradadır; farklı din ve inanışlara sahip “dindar” bir kişi, kendisi dışındaki din ve inanışlara ve onların dindarlarına saygı gösterdiğinde, laiklik ilkesini yerine getirmiş olur.

Asıl zıtlık, demokratik ve özgürlükçü olmak ile dayatmacı olmak arasındadır. Kendi dini inançları dışında başka din ve inançları kabul etmeyen, kendi din ve inancını dayatan bir yaklaşım dayatmacıdır.

Öte yandan herkesin kendi inanç ve dinine saygı duyan bir anlayış ise demokratik, özgürlükçü ve laik bir tavırdır…

Din ve inanış bireyseldir. İsteyen inancını yaşamalı, istemeyen inanmama özgürlüğüne sahip olmalıdır. Kimse buna müdahale etmemeli ve saygı göstermelidir.

Laiklik farklı din ve inanışlara sahip bireylerin bu inançlarını yaşamalarını kolaylaştıran, bunlara eşit mesafede duran, hiçbirini genel eğitim, sosyal yaşam, yargı, kamu yönetimi ve siyaset gibi kamusal alanlara taşımayan bir yönetim ve devlet anlayışıdır.

Devletin dini olamaz; toplumun dini olamaz.

Din ve inanış, bu inancın nasıl yaşanacağı tamamen bireyseldir. Dindar olmak, deist olmak, ateist olmak bireysel bir tercihtir.

Devlet, bu farklılıklara saygı göstererek, eşit mesafede durarak kolaylaştırıcı düzenlemeler yapmak ve bu farklılıkların uyum içinde bir arada var olmasını sağlamakla yükümlüdür.

Laik bir devletteki eğitimde, belli bir dine, hatta o dinin belli bir mezhebine dayalı öğretim olamaz.

Laiklik anayasal düzenin temel taşlarından biri olduğundan, din, inanç ve ahlak derslerinde yalnızca İslamiyet’in Sünni mezhebinin öğretilmesi yanlıştır.

Çocuklara anlamadıkları bir dilde “dualar” ezberletiliyor. Hristiyanlarda da benzer durumlar görülebiliyor.

Oysa çocuklar önce din ve inancın ne olduğunu anlamalıdır. Dünyada kaç çeşit inanç sistemi var? Ortak ve farklı yönleri nelerdir? Bunları öğrenmelidir.

Dinler tarihini, dinlerin tarih boyunca nasıl şekillendiğini, nasıl değiştiğini öğrenmelidir. Kitaplı dinlerin ne olduğunu, dinlerin felsefesini ve kültürünü, ortak yanları ve farklı yönlerini objektif olarak öğretilmelidir.

Bu bilgilere sahip olan birey, özgür iradesiyle bir dine ya da inanç sistemine bağlı olup olmayacağına kendisi karar verebilir.

Din Eğitiminde Devletin Rolü

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına göre, din eğitimi konusunda ailelerin hakları ve devletin sorumlulukları arasında bir denge kurulmalıdır.

Mahkeme, ebeveynlerin çocuklarına kendi dini inançlarına uygun bir eğitim verme hakkını tanırken, bu hakkın çocukların kendi inançlarını geliştirme özgürlüğünü kısıtlamaması gerektiğini de vurgular.

Devletin, din eğitiminde tarafsız ve çoğulcu bir yaklaşım benimsemesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Farklı inançlara eşit mesafede durmalı, hiçbir dini veya inançsızlığı dayatmayan bir eğitim sistemi oluşturmalıdır

Dindar aileler, çocuklarına dini eğitimini istedikleri gibi verebilir. Okullarda da din ve inanç eğitimi modülleri olabilir. Ancak bu başkalarının çocuklarına kendi din ve inancına yönelik öğretileri vermesine karışmadan yapılmalıdır…

Devletin dini olamayacağından, bireylerin ve ailelerin çocuklarına kendi inanç ve din öğretilerini vermesine de karışamaz. Devletin görevi, tüm din ve inançlara, tüm dindarlara eşit mesafede olmaktır. Laiklik budur…

***

Asıl mesele, bu tür sembolik adımların ardında yatan daha büyük bir sorunu görebilmektir! Mesele, toplum mühendisliği ve irade aşındırma çabalarıdır.

Hedef “orada olan her şeyin burada da olmasıdır”

Bu hedefe yönelik adımlar artık gözümüze soka soka, açık bir şekilde atılmaktadır. O kadar ki, kendi yurdumuzdan kovuluyoruz artık!

Sanki “çomaksız, istedikleri gibi gezilebilecek köpeksiz köy” burası.

Etnik ve inanç ayrılıkları her gün biraz daha derinleştiriliyor. İnsanları, etnik kökeni ve inançları farklı diye ayrıştırılıyor, kutuplaştırılıyor ve birbirine düşürülüyor. Bu şekilde yandaş toplama ve siyasi güç kazanmaya dayalı bir siyasetin rehinesi haline geldik adeta.

Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu türbülanslı süreç malum! Yaşananları kaygıyla izliyoruz, her gecenin mutlaka bir gündüze kavuşacağını bilerek ve umut ederek.

Orada olan her şey burayı da etkiliyor.

Bu yüzden orada demokrasinin olmadığı, laikliğin ortadan kalktığı, dini esaslara dayalı bir rejimin Kıbrıs’ın kuzeyinde daha da keskin ve açık dayatmalar getireceği, buradaki yaşamın da zora gireceğine dair toplumsal endişe ve tepkiler var.

Ne Zaman Uyanıp Harekete Geçeceğiz?

İrademizi sahip çıkmak, bu karanlık düzene karşı çıkmak için daha ne kadar bekleyeceğiz?

Bir gerçek daha var yüzleşmemiz gereken. Bu toplum, sadece dış müdahalelerin kurbanı değil. Kendi içimizde birbirimizi çekiştiren, kusur arayan, siyasi fırsatçılık peşinde koşanların ellerinde zayıflıyoruz.

Şimdi, aynı soruna karşı mücadele eden kesimlerin, birbirlerinde kusur arama, birbirini çekiştirme, birbirine çelme atma, birbirini itibarsızlaştırmak için uğraşma, siyasi fırsatçılık yapma zamanı değildir.

Önyargılardan, peşin hükümlerden, kaprislerden, ihtiraslardan, kıskançlıklardan ve egolardan arınmış bir şekilde birleşmek ve dayanışmadır tek yol.

Şimdi ayağa kalkma, asgari müştereklerde birleşme, kol kola girme, dayanışma zamanı.

Demokrasi, insan hakları, özgürlük hukukun üstünlüğü, adalet ve laiklik gibi temel değerler etrafında kenetlenmeliyiz. Çünkü yalnızca bu değerler, bizi aydınlık yarınlara taşıyabilir.













Başa dön tuşu