Vatan mı, Rant Alanı mı?

Bir halkın vatanı, sadece harita üzerindeki sınırlarla değil; içinde büyüdüğü toprağıyla, yürüdüğü sahiliyle, gölgesinde soluklandığı ağacıyla anlam kazanır.
Ama Kıbrıs’ın kuzeyinde artık her ağaç, her kıyı, her boşluk birilerine “arsa” olarak görünüyor.
Vatan, bu zihniyetin elinde bir parselasyon dosyasına, bir rant projesine dönüştürülmüş durumda.
Ülkeyi yönettiğini iddia edenler, bu halkın hakkını değil, patronlarının iştahını temsil ediyor.
Ülkenin en güzel sahilleri “kamu yararı” yalanlarıyla yandaşlara peşkeş çekilirken ne bir halk oylaması yapılıyor ne de bir çevresel değerlendirme.
Her şey kapalı kapılar ardında, üç beş kişinin menfaati doğrultusunda planlanıyor. Yat limanıymış, marina olacakmış, 5 yıldızlı otel gelecekmiş…
Halkın plajına şezlong atması yasakken, denizin içine otel temeli atanlara göz yumuluyor. Bu bir kalkınma planı değil; bu, halktan çalarak kurulan bir yağma düzenidir.
Ülkenin doğası, kimliği, geleceği açıkça satılıyor. Ama kimse hesap vermiyor. Çünkü hesap soracak bir devlet yok.
Çünkü devlet dedikleri yapı, Ankara’dan atanan memurların ve yerli işbirlikçilerin emlak ofisine dönmüş durumda.
Belediyeler susturulmuş, meslek odaları dışlanmış, halk ise “zaten hiçbir şey değişmez” psikolojisiyle felce uğratılmış.
Bu düzenin adı işgal, bu düzenin adı sömürü, bu düzenin adı ihanettir. Vatanseverlik nutukları atıp vatanın altını üstüne getirenler, bu halka düşmanlık etmektedir.
Adanın kuzeyi, bir vatan değil; birilerine göre sadece bir yazlık projedir ve işgal altında olan bir toprak parçasından başka bir şey değildir, kısaca beleş kazanç. Ama unutmamalıyız: Her ihale bir iz bırakır.
Her suskunluk, bir gelecek kaybıdır.
Şimdi sormak gerekiyor: Bu toprakları çocuklarımıza mı bırakacağık, yoksa tapusunu başkalarına mı vereceğik?
Gerçi bizim mi değil mi oda başka bir tartışma konusu.
Cevap, ne kadar ses çıkardığımızda gizli.
Çünkü vatan satılırken susanlar, bir gün kendi gölgesini bile satın almak zorunda kalır.




















