InstagramKöşe Yazarlarımız

29 Yıldır Kapanmayan Bir Yara: Kutlu Adalı Cinayeti







6 Temmuz 1996… Kıbrıs’ın kuzeyinde bir yaz gecesi…

Evine dönen bir gazeteci, bir araştırmacı, bir düşünce adamı, bir halk sevdalısı, eşiyle vedalaşıyor kapıda.

Ardından birkaç el silah sesi yankılanıyor Lefkoşa sokaklarında. O seslerle birlikte sadece bir can değil, bir dönemin vicdanı, bir halkın umudu ve sorularla dolu bir gelecek de susturuluyor: Kutlu Adalı katlediliyor.

Aradan tam 29 yıl geçti. Ancak ne bu cinayetin failleri bulundu ne de toplumun vicdanı rahatlatıldı.

Hatta zamanla, bu cinayetin üzerine örülen sis perdesi daha da kalınlaştı. Sorular çoğaldı, cevaplar azaldı.

Resmî açıklamaların yüzeyselliği, dosyanın rafta tozlanması ve her yıl temmuz geldiğinde yeniden alevlenen adalet çığlıkları…

Tüm bunlar bize sadece bir gerçeği hatırlatıyor: Bu ülkede bazı cinayetler “çözülmemek” üzere işleniyor.

Kutlu Adalı, sadece bir gazeteci değildi. O, yazdığıyla düşündüren, düşündürdüğüyle rahatsız eden, rahatsız ettiğini de cesurca yazan bir aydındı.

YENİDÜZEN gazetesinde yazdığı köşe yazılarıyla toplumun belleğini diri tutmaya çalıştı.

Özellikle Kıbrıs’ta artan askerî yapılaşmayı, yasa dışı faaliyetleri, kültürel asimilasyonu ve demografik yapıyı hedef alan politikaları açık açık eleştirdi.

Gözünü budaktan sakınmadan, elini taşın altına koyarak yazdı.

Onu susturmak isteyenler, susturmanın yolunu da eski yöntemlerle aradılar: Silahla. Kurşunlarla…

Ama unuttukları bir şey vardı: Bir kalemi susturmak kolay olabilir ama o kalemin yazdıkları, o fikirler, hele ki bir halkın vicdanına işlemişse, asla öldürülemez.

Kutlu Adalı cinayeti, yalnızca bir aydın cinayeti değil, aynı zamanda bir devlet cinayetidir.

Yani devletin ya doğrudan ya da dolaylı olarak sorumluluğu olduğu bir suikast.

Zira yıllar boyunca elde edilen bilgiler, yapılan açıklamalar, özellikle de son yıllarda ifşa olan belgeler ve itiraflar, bu cinayetin planlı, organize ve devlet içindeki karanlık yapıların izlerini taşıyan bir suikast olduğunu ortaya koydu.

Meclis’te oluşturulan araştırma komisyonları, Türkiye’deki kimi karanlık figürlerin adının geçmesi, Sedat Peker’in ifşaları, Kutlu Adalı’nın ailesinin yıllarca verdiği mücadele…

Tüm bunlara rağmen değişmeyen tek şey şu oldu: Fail ya da failler hâlâ bulun(a)madı.

Bugün hâlâ Kutlu Adalı dosyasına bakanlar, bir soruşturma dosyasından çok bir utanç belgesine bakıyor. Eksik ifadeler, toplanmayan deliller, dinlenmeyen tanıklar, araştırılmayan ipuçları…

Bu tablo bize bir şeyi haykırıyor: Bu cinayet, çözülmemek için tasarlanmış olabilir. Belki de birilerini korumak için…

Belki de daha büyük karanlıkları örtmek için… Belki de sadece “düşünceye karşı bir gözdağı” olarak kalması istendiği için…

Kutlu Adalı’nın katledilmesinin üzerinden 29 yıl geçti. 29 yılda Kıbrıs çok şey yaşadı: Seçimler, müzakereler, hükümet değişiklikleri, krizler…

Ama hiçbir değişim, bu cinayeti unutturamadı. Çünkü unutturulmak istenen şey, bir insanın yaşamı değil sadece.

Unutturulmak istenen şey, bir toplumun hafızası, direnişi ve gerçeği arama cesaretiydi.

Bugün Kutlu Adalı’yı anmak, sadece bir yas tutmak değil, bir adalet talebidir. Bu topraklarda düşüncenin, özgürlüğün, ifade hakkının ve insan yaşamının değeri için verilen bir mücadelenin adıdır Kutlu Adalı.

Ve bu mücadele, bir anma töreniyle sınırlı kalamaz. Her köşe yazısında, her özgür sözde, her sokak eyleminde, her adalet çağrısında Kutlu Adalı’nın kalemi yaşamaya devam ediyor.

Kutlu Adalı’yı vuran kurşunlar, yalnızca bir bedeni hedef almadı. O kurşunlar, bir halkın iradesine, bağımsız düşüncesine, adalet arzusuna sıkıldı.

Ama ne yazık ki, o kurşunları sıkan eller hâlâ ortada yok. Yani sadece bir katil değil, bir adalet boşluğu da hâlâ aramızda dolaşıyor.

Kutlu Adalı’nın mezarı başında edilen her dua, sadece bir ölümün ardından gelen sessiz bir ağıt değil; aynı zamanda yüksek sesle haykırılan bir adalet çağrısıdır:

“29 yıldır susanlar değil, konuşanlar haklı çıkacak. Ve biz, konuşmaya devam edeceğiz”













Başa dön tuşu