Gendini Kurtarmayanı Kimse Kurtarmaz

Bir memlekette hırsızlar ödüllendiriliyorsa, dürüstler dışlanıyor, susturuluyor, yaftalanıyorsa; o memlekette gelecekten söz etmek yalnızca bir temenniden ibarettir.
Çünkü çürümüşlük, sadece tepede değil, köklerde de başlar. Kokuşmuş düzenin içinde her gün bir yenisini duyduğumuz yolsuzluklar, torpiller, sahtecilikler artık haber değeri taşımıyor bile.
Çünkü alıştık. Ne acı değil mi? Alışmak… En büyük felaket bu.
Oysa her şey gözlerimizin önünde yaşanıyor. Hiçbir şey gizli saklı değil. Yani mesele “bilmemek” değil, “görmezden gelmek”
Herkesin gözü açık ama gönlü kapalı. Çünkü itiraz etmek, ses yükseltmek cesaret ister. Risk ister. Ve bu memlekette en zor bulunan şey, tam da bu: Cesaret.
Yıllardır seçimden seçime umut satan bir sistemin parçası olduk. Her seçimde değişim vaadiyle kandırıldık. Fakat
51 yıl geçti, ne değişti?
Ne kafes kırıldı ne zincir çözüldü.
Hâlâ aynı sorunlar, hâlâ aynı ezberler. Kıbrıs sorunu mu? Her seçim döneminde gündeme gelir, sonra unutturulur.
Masada bir adım atılmadan, her seferinde “karşı taraf suçlu” denilerek geçiştirilir.
Neden mi?
Çünkü çözüm, bu düzenin işine gelmez. Çünkü bu düzen çözümsüzlükten besleniyor.
Statüko, kendini var eden bu sistemle ayakta duruyor. Ve ne yazık ki bu sistemi yaşatan yalnızca siyasetçiler değil.
Halkın önemli bir bölümü de bu yapının devamından yana.
Çünkü bu sistemde bir şekilde nemalanan çok. Bir maaşla, bir terfiiyle, bir kayırmayla gönlü alınanlar, suskunluğu seçiyor.
Peki neyi tartışalım şimdi? Seçimi mi? Yoksa seçimden seçime hatırlanan demokrasiyi mi?
Belki de her şeyin sahte olduğu bir yerde, en büyük yalanların üzerine oturtulmuş siyasetçilerin vaatlerini tartışmalıyız. Çünkü bu memlekette samimiyet artık sadece bir nostalji.
Kıbrıs ve Kıbrıslı için gerçekten bir şey yapan, elini taşın altına koyan kim var? Adını duyabildiğimiz kaç kişi var?
Kaç kişi iradesini gerçekten halktan alıyor? Kim halkın sesini duyurmak, haklarını savunmak için mücadele veriyor?
Sayılar az. Çok az.
Ve şimdi, nüfusunun kat kat üstünde bir yapının gölgesinde var olmaya çalışan, kendi memleketinde söz hakkı dahi tanınmayan bir toplumdan bahsediyoruz. Yani bizden.
Her geçen gün biraz daha silikleşen, sesi kısılan, özne olmaktan çıkan bir halktan.
Ama hâlâ beklenti içinde olanlar var. Hâlâ birilerinin çıkıp kurtaracağına inananlar… Gözleri yolda olanlar… Dostlar, artık kendimizi kandırmayalım.
Dışarıdan bir kurtarıcı beklemek, yalnızca tembelliktir. Kolaya kaçmaktır. Çünkü o “birileri” hiç gelmedi, gelmeyecek.
Gerçek şu: Tek kurtarıcı sensin. Biziz. Gendimiziz.
Bu memleketi değiştirecek olan, dürüst kalabilen, sesini çıkarabilen, korkmadan itiraz edebilen insanlar olacak. Ve bu kolay değil. Hiç olmadı. Ama imkânsız da değil.
Artık uyanmanın, silkelenmenin ve bu düzeni değiştirmek için adım atmanın zamanı. Her şeyden önce kendimize güvenmeliyiz.
Çünkü bu toprakları, bu halkı, bu geleceği bizden başka kimse kurtarmayacak.



















