InstagramKöşe Yazarlarımız

Emekçinin Parasına Dokunma







Kıbrıs’ın kuzeyinden yine pis kokular yükseliyor. Bu kokular sadece lağım kokusu değil. Bu kokular, yıllardır emeğiyle biriktiren insanlara, emeklilik hayaliyle çalışan öğretmenlere, memurlara, işçilere atılan kazığın kokusu…

Bu kokular, bir toplumun geleceğinin yağmalanmasının kokusu…

İhtiyat Sandığı ve Sosyal Sigortalar… Bu iki kurum sadece birer bürokratik mekanizma değil. Bu iki yapı, milyonlarca saatlik emek demek.

Dile kolay! Yıllar boyunca çalışanın maaşından kesilen her kuruş, bir gün yaşlandığında başını yastığa huzurla koyabilmesi için bir kenara ayrıldı. Ama bugün ne oldu?

Bu emek birikimi, yine siyasetin ve sermayenin doyumsuz iştahının önüne atıldı!

Yeni sistemle birlikte öğretmenler de tam anlamıyla ihtiyat sandığına ve sosyal sigorta sistemine dahil edildi.

Güzel, olması gereken buydu. Ama kim yönetiyor bu parayı? Kim karar veriyor bu fonların nasıl değerlendirileceğine?

Yanıt çok net: Emekçiler değil. Bu parayı yönetenler, atanmışlar. İktidarın gölgesinden çıkamayan, siyasi hesaplar yapan, sermayenin çıkarlarına hizmet eden kişiler. Kurulan yönetim kurulları ne kadar şeffaf? Ne kadar bağımsız?

Ne kadar işçiden, emekçiden yana? Bu soruların cevabı her geçen gün daha netleşiyor.

Bugün TL, karşılıksız bir şekilde pul olurken, bu sandıklardaki birikimlerin “nemalanmadığı” yani değerlendirilmediği görülüyor.

Enflasyon yüzde 100’lere dayanmış, alım gücü yerle bir olmuşken, sandıktaki paranın değeri her gün eriyor. Bunun adı doğrudan hırsızlıktır. Emekçinin hakkını çalmaktır.

Sistemin en acımasız yönü burada ortaya çıkıyor. Bütün ömrünü devlete ya da özel sektöre hizmetle geçiren bir insan, emeklilikte biraz nefes alabileceğini düşünürken sefaletle baş başa kalıyor.

Çünkü sistemden emekliye ayrılırken alınan ortalama maaşlar, hayatını sürdürmesine yetmiyor. Alım gücü yok.

Piyasa başını almış gitmiş. Kiralar, ilaçlar, temel gıda fiyatları uçmuş. Ama emekli maaşları yerinde sayıyor.

Üstelik bunun böyle olacağı, defalarca raporlandı. Yetkililer bilgilendirildi. Öğretmen sendikaları, emekçi örgütleri, meslek birlikleri defalarca bu adaletsizliğe dikkat çekti. Eğitim Bakanı, Çalışma Bakanı, Başbakan, Meclis Başkanı…

Kapı kapı dolaşıldı. Gerekçeler anlatıldı, raporlar sunuldu, çözüm önerileri getirildi.
Ama ne oldu?

Nato kafa, nato mermer

Duymazdan geldiler. Görmezden geldiler. Sermayenin uşaklığını yapan atanmış kuklalar, emekçilerin alın teri üzerinden siyaset yapmaya devam etti.

İhtiyat Sandığı ve Sosyal Sigortalar bu ülkedeki en önemli varlıklardan biridir. Bu varlıkların doğru yönetilmesi, sadece bireylerin değil toplumun geleceğini de doğrudan etkiler.

Ama bu kurumlar, bugünkü haliyle bir karadelik olmaya doğru gidiyor. Her geçen gün daha fazla kötü yönetim, daha fazla siyasi manipülasyon ve daha az şeffaflık…

Bu yapıların başına atanmış üç-beş bürokratla değil, doğrudan emekçi temsilcileriyle, sendikaların ve meslek birliklerinin denetiminde yönetilmesi gerekir. Aksi takdirde bu kurumlar, birikmiş emeklerin değil, politik çıkarların mezarlığına dönüşecektir.

Bu memlekette alın terine saygı kalmadıysa, bu memlekette “çalışırsan kazanırsın” inancı öldüyse, orada sistem bitmiş demektir. Ve maalesef bu sona doğru hızla ilerliyoruz.

Ama hâlâ geç değil. Bu ülkenin aydınlık yüzleri, emeğin gerçek sahipleri olan öğretmenler, işçiler, sağlıkçılar, memurlar susmazsa; bu çark tersine döner.

O yüzden tekrar uyarıyoruz:

İhtiyat Sandığı da, Sosyal Sigortalar da emekçinindir!

Yönetimi de emekçide olmalıdır!
Emeğe uzanan eller kırılmalıdır!















Başa dön tuşu