İşgal Altında Emek Mücadelesi

Son altı aylık dönemde yaşanan hayat pahalılığı Asgari Ücret’e de yansıtıldı.
Bildiğiniz gibi Ocak 2025’te Asgari Ücret Tespit Komisyonu hayat pahalılığının altında bir oran belirlemişti.
Bunun özel sektör emekçilerinin daha da yoksullaşmasına neden olduğu biliniyor. Buna rağmen, patron örgütleri yeni Asgari Ücret için de “hayat pahalılığı oranında artış mümkün değildir” şeklinde açıklamalar yapmıştı.
Belirlenen Asgari Ücret, elbette insanca bir yaşam için yeterli değil. İlk etapta yapılması gereken de Asgari Ücret’in En Düşük Kamu Maaşına Eşitlenmesi ve her iki ayda bir hayat pahalılığı oranında arttırılmasıdır.
Ancak halihazırda hayat pahalılığı altında alınmış kararlara ve patron örgütlerinin baskısına rağmen elde edilen oran da dikkate değer bir olgudur.
Özellikle de halkın yerli-yabancı, kamu-özel olarak bölünmüş, sendikasız ve örgütsüz olduğu koşullarda; patronlar tüm güçleri ile HP’nin altında bir rakam için çalışmışken, elde edilen kazanımı küçümsememek gerekir.
***
Asgari Ücret’in belirlenmesinden sonra, patronlar infial içerisinde açıklamalar yapmaya başladılar. Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda patronların temsilcisi olarak bulunan Cengiz Alp, tüm söylenenleri özetleyen bir açıklama yaptı.
Cengiz Bey “Önümüzdeki altı ayda hayat pahalılanacak, işsizlik artacak, işyerleri kapanacak” dedi.
Belki Cengiz Bey’in haberi yoktur ama hayat geçtiğimiz altı ayda da pahalılanmıştı. İstatistik Kurumu bunun yüzde 17,79 oranında gerçekleştiğini açıkladı. Zaten Asgari Ücret’e de yansıtılan bu orandır.
Dahası hayat pahalılığının nedeninin ücretler olmadığı, ücretlerin bu pahalılıktaki rolünün yüzde bir dahi olmadığı hem ülkemizde hem Türkiye’de, hem de Dünya Bankası, IMF gibi uluslararası kapitalist finans kuruluşlarında yapılan bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış durumdadır.
Cengiz Bey ise kanıksanmış bir ezbere yaslanarak bizlere sünnetçi korkusu vermektedir.
***
Tıpkı Cengiz Bey’in dediği gibi işyerleri de yıllardan beridir kapanmaktadır. Üstelik sadece Asgari Ücret’in arttığı zamanlarda değil, artmadığı zamanlarda da işyerleri kapanmaktadır.
İki yıl boyunca Asgari Ücret’in hiç artmadığı dönemlerde dahi enflasyon ve işyeri kapanmaları yaşanmıştır.
Zaten bilimde çok temel bir ilke vardır: “korelasyon nedensellik demek değildir” Bir olgunun nedenlerini bulmak için, onunla eş zamanlı veya hemen öncesinde gerçekleşen şeylere değil, bunların içsel ilişkilerine bakarsınız.
Aksi takdirde siz sabahları uyandığınız için güneşin doğduğu gibi bir düşünceye kapılmanız mümkündür.
Cengiz Bey’in enflasyon ve işyeri kapanmalarının gerçek nedenini bilmediğini hiç sanmıyorum. Kendisi ve mensubu olduğu sınıf, çok küçük bir azınlık olduklarından; kendilerine yandaş bulabilmek için gerçekleri çarpıtmak zorundadırlar.
Çünkü enflasyonun nedeninin işletmelerin kâr marjları olduğunu ve küçük işyerlerinin batmasının büyük sermayeden kaynaklandığını kabul etse, toplumda yapayalnız kalır.
***
Gelelim işyerleri kapanınca “işsizlik olacağı” yalanına. Öncelikle şunun altını çizelim, evet işyerleri kapanmaktadır ancak kapanan işyerleri on kişiden az çalışanı olan küçük işyerleridir.
Çok basit bir akıl yürütme ile kendimize şunu sorabiliriz: “Madem ki asgari ücret bir krize sebep olmaktadır ve işyerlerinin kapanmasının sebebi bu krizdir; neden bu krizden sadece küçük işletmeler etkilenmekte, büyük işletmeler etkilenmemektedir?”
Soru sorulduğu anda cevap kendiliğinden görünür olmaktadır. Asgari Ücret bir krize neden olmamaktadır, hatta ortada bir kriz de yoktur.
Büyük işletmeler büyümeye devam etmekte, bırakın batma tehlikesini her geçen yıl daha fazla kâr etmektedirler.
Bizde yaşanan bir kriz değil, “servet transferidir” Küçükler batmakta, büyükler onları yutmaktadır. Küçükleri batıran da asgari ücret değil, büyük sermayedir.
Kısacası Cengiz Bey her suçlu gibi; kendi kabahatini, işçilerin üzerine atmakta, kendini temize çekmektedir!
***
Denilebilir ki “her durumda küçük işletmelerin batması işsizlik anlamına gelir” Hayır gelmez!
Büyüyen bir ekonomide küçük işletmelerin batması, onların tüm birikiminin çalışan işçileri ile beraber büyükler tarafından yutulması anlamına gelir!
Büyüme oranımız yüzde yedi ile dünya ortalamasının üzerindeyken, işletmelerin batmasının tek sebebi, büyüklerin küçükleri yutması olarak izah edilebilir!
Zaten 2023 rakamlarına göre tüm işletmelerin yüzde 90’ı olan küçük işletmelerde, tüm işçilerin yüzde 23’ü çalışmaktadır.
On kişiden fazla işçisi olan ve tüm işletmelerin yüzde 10’u olan orta ve büyük işletmelerde ise tüm işçilerin yüzde 77’si çalışmaktadır.
Kimin kimi batırdığı ve batanların işçilerinin nerede çalıştığı bu rakamlardan rahatça anlaşılabilir!
Üstelik Sosyal Sigortalara kayıtlı işçilerin yarısından fazlası kktc vatandaşı dahi değildir. Halihazırda kktc vatandaşı çalıştırmayan sermaye, bizi nasıl işsizlikle tehdit edebilir?
Çalışan işçilerin büyük bir çoğunluğunun Pakistan, Türkmenistan, Vietnam, Nijerya, Bangladeş gibi üçüncü ülkelerden geldiği biliniyor.
Ortada dedikleri gibi bir işsizlik riski olsa dahi, bu risk ancak Pakistan için geçerli olabilir.
Cengiz Bey’e sorunlarını Pakistan yetkilileri ile görüşmesini tavsiye etsek, temsil ettiği sınıf ile alay etmiş sayılır mıyız?
***
Büyük sermayedarların Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda yaşadıkları yenilginin rövanşı için kendilerine seçtikleri kulvar ise daha masa dağılmadan kendini göstermiştir.
Yine Cengiz Bey, hükümetten yabancı uyruklu işçilerin maaşlarını yüzde otuz daha az ödeyebilmeleri için gerekli yasal düzenlemenin bir an önce yapılmasını istemiştir.
Bu konuyu ilerleyen yazılarda daha detaylı inceleyeceğiz. Ve sınıf mücadelesinin önümüzdeki çatışma alanının bu olacağını şimdiden belirtelim. Ancak geçerken iki noktayı vurgulamakta yarar var:
Birincisi; bu taleple büyük patronlar yerli değil yabancı çalıştıklarını kendi ağızları ile itiraf etmiştirler.
İkincisi patronların bu talebi, ülkede bulunan yabancı sayısını azaltmaz tam aksine arttırır!
Siz aynı ürünün bir markette on başka bir markette yedi lira olduğunu bilirseniz hangisini alırsınız?
Eğer yabancı işçilerin ücreti yüzde otuz daha az olursa, patronlar yerli mi yoksa yabancı mı çalıştırırlar?
Eğer patronlar, daha fazla yabancıyı bu ülkeye doluşturmayacak olsalar, neden yabancıların ücretlerinde indirim talep etsinler?
Daha detaylı bir analiz yazısına kadar herkes kendine bu soruları sormalı ve patronların yeni saldırısına beynini, kafasını hazırlamalıdır!
***
Son olarak tüm bu tartıştıklarımız, sadece büyük patronları ve onların ortak işlerini gören bir komiteden ibaret olan hükümeti değil; Kıbrıs milliyetçilerini de rahatsız etmektedir.
Her zaman söylüyoruz, isteyerek veya istemeyerek milliyetçilik her zaman patronlara hizmet eder!
Kıbrıs milliyetçileri diyorlar ki “Kıbrıs’ın kuzeyi işgal altındadır. Bütün kurumlar işgal devletinin idaresindedir. Bu ülkede hak, hukuk, demokrasi, sendika varmış gibi yaparak celladımızdan hak talep etmek yanlıştır”
Bu kişilerin hasta olunca işgal hastanelerine, hırsızlık yaşadıklarında işgal polisine, çocuklarını okutmak için işgal okullarına, bir haksızlığa maruz kaldıklarında işgal mahkemelerine, ulaşım için işgal yollarına, fikirlerini ifade etmek için işgal basınına, elektrik için işgal santrallerine müracaat ettiklerini biliyorduk.
İşgal altında şirket kuranları, “Rum” malına inşaat yapanları, bunu satanları, kiralayanları, yurt açanları da var bu arkadaşların!
Hatta çalışmak için işgal devletine başvurdukları yetmezmiş gibi, terfi almak için birbirleri ile kavga ettiklerini de biliyorduk!
Yani işgal altında tüm bunlar yapılabiliyordu, normaldi bildiğimiz kadarıyla. Bu satırların yazarı olarak ben bir istisnayım tabi, benim işgal altında bakkaldan sakız almam bile çelişkidir!
Beni boşverelim, biz sanıyorduk ki işgal altında yapılamayacak tek şey; seçime girmek, aday olmak ve oy vermektir, geriye kalan her şey serbesttir!
Ancak emek mücadelesinin yükselmesiyle birlikte öğrendik ki, işgal altında emek mücadelesi de seçime girmek kadar sakıncalıdır, yasaktır, yapılamaz!
İngiliz sömürge yönetimi altında düzenlenen en büyük eylemlerden olan 1948 Maden Grevi, işgal altında yapılmamış gibi okuyacaksınız bu satırları.
Kamu sendikaları kendi özlük hakları için eylem-grev yaptığında, bu konuşmaları yapanların sustuğunu unutarak okuyacaksınız bu satırları!
Daha uzun yanıtlar geçmişte verildi, yine de verilir. Ama bu arkadaşlara en güzel cevabı Bağımsızlık Yolu Parti Meclisi üyesi Melisa Koloz yoldaşım verdi.
Aynen alıntılıyor ve burada bırakıyorum;
“İşgal altında çalışmak zorundayık ama çalışma koşullarının iyileştirilmesi için mücadeleyi işgalden sonra veriyoruk? Yani işgal altında emek sömürüsü olur ama mücadelesi olamaz! Patronlar öper alnına koyar, havada karada kapar sizin mücadeleyi ha!”
Son sözüm de şu olsun;
Al Kıbrıs milliyetçilerini vur patronlara! Emekçilere ikisinden de fayda yok! Emekçilerin kurtuluşu kendi eserleri olacak.
Emekçiler kendilerini kurtarırken Kıbrıs milliyetçilerini de kurtaracak!



















