Yasaklılar Listesi ve Kıbrıslı Türkler

Demek ki sıra şimdi de Kıbrıslı Türk ekonomist Mertkan Hamit’e gelmiş. Ve onun da bu listeye girdiğini öğrenebilmesi için, bizzat Türkiye’ye adım atmaya çalışması gerekiyormuş. İşte ancak o an öğreniliyor bu kara listeye girilip girilmediği.
Ne bir tebligat, ne bir resmi yazışma, ne bir mahkeme kararı. Her şey kapıda öğreniliyor.
Üstelik bu uygulama yeni değil ama giderek daha seçici, daha keskin, daha ideolojik hale geliyor.
Beğenilmeyen, eleştiren, sorgulayan, itiraz eden herkes için bir sınır çizilmiş durumda. O sınırı geçenler “içeri” alınırken, bazıları ise artık sınırdan içeri bile alınmıyor.
Türkiye’de yaşanan otoriterleşme sürecinin bir yansıması olarak karşımıza çıkan bu uygulama, artık yalnızca içeride muhalif olanları cezalandırmakla kalmıyor. Bu cezalandırma hali dışarıya da ihraç edilmiş durumda.
Türkiye Cumhuriyeti, kendi iç siyasi gündemini Kuzey Kıbrıs’a da ihraç ederken, “yerli muhalif” kavramını “Kıbrıslı muhalif” kimliklere de genişletmiş görünüyor.
Mertkan Hamit’in Türkiye’ye sokulmaması bu anlamda yalnızca bireysel bir vaka değildir; bu durum Kıbrıslı Türk toplumuna dönük daha büyük, daha kapsamlı ve daha tehlikeli bir zihniyetin dışa vurumudur.
Kıbrıslı Türkler, Türkiye ile tarihsel, kültürel, dini ve siyasal bağlara sahip olabilir. Ancak bu bağlar, bir tahakküm ilişkisine dönüştüğünde, özgürlükten söz etmek imkansız hale gelir.
Türkiye, bir süredir Kıbrıslı Türkleri yalnızca “uyumlu” olanlarıyla ilişkilendiriyor. İtaatkâr olanlar makbul sayılıyor, sorgulayanlar ise adeta bir tehdit gibi algılanıyor.
Mertkan Hamit’in durumu da tam olarak bu: Eleştirel bir ekonomist, düşüncelerini açıkça ifade eden bir aydın, alternatif bir perspektif sunan bir akademisyen. Ve bu yüzden “istenmeyen kişi”.
Şimdi şu soruyu sormak gerekiyor: Bir insanın bir ülkeye girişini ne belirler? Suç mu işlemiştir? Bir tehdit midir? Hayır.
Mertkan Hamit örneğinde olduğu gibi, yalnızca düşünceleri, yazdıkları, söyledikleri ve muhalif kimliği nedeniyle yasaklanmaktadır.
Türkiye, kendi halkına reva gördüğü sindirme politikasını Kıbrıslı Türk aydınlarına da uygulayarak, aslında Kıbrıs’ın kuzeyinde yürüttüğü siyasetin niyetini de açığa vuruyor: Kendi çizdiği sınırların dışında fikir yürüten kimseye yaşam hakkı tanımamak.
Bununla birlikte, Türkiye’nin bu yaklaşımı yalnızca bireyleri değil, bir toplumu hedef alıyor. Kıbrıslı Türk toplumunun kendi iç dinamikleri, kendi kararları, kendi özgün yapısı giderek boğulmak isteniyor.
Türkiye’ye biat etmeyen, kendi kaderini tayin etmek isteyen, federal çözümü savunan, laikliği, özgürlüğü, insan haklarını önceleyen herkes, artık potansiyel bir “yasaklı” adayıdır.
Mesele yalnızca Mertkan Hamit değildir. Mesele, onun ne dediğinden öte, neyi temsil ettiğidir.
Bugün Mertkan Hamit’e Türkiye’nin kapıları kapanmış olabilir. Ama bu kapanış, aslında bir fikirden, bir direnişten, bir özgürlük talebinden duyulan korkunun dışa vurumudur.
Çünkü Kıbrıslı Türklerin bir kısmı artık boyun eğmiyor, sadece verilenle yetinmiyor, sorguluyor, talep ediyor ve ses çıkarıyor. Ve bu ses Türkiye’nin hoşuna gitmiyor.
Şimdi dönüp bir kez daha düşünmek gerekiyor: Türkiye, gerçekten Kıbrıslı Türklerin refahını, güvenliğini, özgürlüğünü önemsiyor mu?
Yoksa tüm bu ilişkiler, sadece Ankara’nın siyasal ihtiyaçlarına göre şekillenen, Kıbrıslı Türkleri “bağımlı” hale getirme stratejisinin bir parçası mı?
Sonuç olarak, Mertkan Hamit’in Türkiye’ye alınmaması, Kıbrıslı Türkler açısından bir uyarı işaretidir.
Bu yalnızca bir sınırdan geri çevrilme olayı değildir; bir zihniyetin, bir sistemin, bir baskının göstergesidir. Yasaklar büyüyor, listeler uzuyor, susturma politikası artık sınır tanımıyor.
Ve bu noktada yapılması gereken, korkuya teslim olmak değil, daha yüksek sesle düşünmek, daha cesurca yazmak ve daha güçlü bir dayanışma inşa etmektir.
Çünkü özgürlük, ancak onu talep edenler sayesinde kazanılır.




















