Hayat ve Ölüm Arasında

Eurofighter mı, yangın söndürme uçakları mı?
Türkiye’nin yeşili küle dönmekte. Doğaya hayat veren ciğerlerden yakında eser kalmayacak.
Aklı başında insanların dilinde tüy bitiren iklim krizinin sonuçları gözler önünde katlanarak yaşanmakta. Son haftalarda 200’ün üzerinde çıkan yakın yangınlar, geleceği gitgide karartan uyarılar.
Eskişehir’de 5 ormancı ve 5 AKUT gönüllüsünün yangına müdahale sırasında hayatını kaybetmesi, 14 ormancının da yaralanması en sert sinyaller olarak kayda geçti.
Bursa’da yaşananlar artık hiçbir yerin felaketlerden muaf olmadığını ortaya koydu. Bu yaz geçince gene her şey unutulacak ve gelecek yıl daha da beteri yaşanacak.
Son on yılda Türkiye’de orman yangınları sayısında ve büyüklüğünde ciddi bir artış var. Verilere göre 2015-2024 yılları arasında toplam 27 bin 300’ün üzerinde orman yangını çıktı.
2024’te 3 bin 800, 2025 başında ise ilk 6 ayda 3 bin 181 yangın kayda geçti. Muğla 3 bin 120, İzmir: 2 bin 817, Antalya 2 bin 234, Maraş bin 759 yangına sahne oldu. Zarar gören orman alanı 258 bin hektara ulaştı.
Özellikle 2021 yılında Türkiye çok büyük yangınlar yaşadı. Mesela Antalya Manavgat yangını ve Muğla’daki büyük yangınlar yaklaşık 150 binden fazla hektar alanı etkiledi, bu da son 10 yıldaki orman kaybının yüzde 61,5’ini oluşturdu.
2005-2022 yılları arasında yaklaşık 303 bin hektar orman alanı zarar gördü. Özellikle 2021 yılında 139 bin hektar ile büyük artış yaşandı.
Aynen deprem ve seller konusunda olduğu gibi, yangınlarla mücadelede hükümet ve devlet kurumlarının zihniyet ve icraatı tam anlamıyla içler acısı.
Orman yangınlarına müdahaledeki yetersizlik tartışılırken Orman Genel Müdürlüğü’nün (OGM) “Orman İstatistikleri” raporu da gündeme geldi.
Birgün gazetesinin toparlama haberine göre 2024 yılında dış faaliyete açılan 23 bin 53 hektar orman alanının 10 bin 244 hektarlık bölümünde madencilik faaliyeti yürütülmekte.
Bu, Türkiye’de azman boyutlarda yaşanan, insan kaynaklı “açgözlülük tahribatı” olarak dikkate alınması gereken bir detay.
Ama daha önemli boyutlar da var: Devlete hâkim olan hurafeci zihniyet felaket politikalarını “âmin” düzeyinde sabitlemiş durumda.
Diyanet, yangınları söndürmek için bütçe destekli “dua programları” düzenlemeyi çare olarak görmekte.
Basına yansıyan verilere göre, Diyanet’in 62 milyar 276 milyon 327 bin TL harcadığı 2025’in ilk yarısında, OGM’nin harcaması, sadece 15 milyar 963 milyon 846 bin TL’de kaldı.
Hayal alemi ile gerçeklik arasındaki uçurum da büyümekte ülkede. Realite şu: Akdeniz bölgelerinde yangın sezonu daha erken başlayıp daha uzun sürmekte artık.
Örneğin, Ekim sonlarına kadar yangın çıkabilmekte, bu ise önceki yıllara kıyasla felaket sezonunun uzadığının en somut göstergelerinden.
Dolayısıyla yangınla mücadele dua veya adak yerine köklü somut yatırımlar gerektiriyor. İklim krizinin tehdidi şaka veya dilek kaldırmıyor.
Yangınla mücadele stratejilerinin ve kaynak aktarımının güncellenmesi, yangın söndürme filolarının ve erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi zorunlu ve acil.
2025 yılı itibarıyla Türkiye’de 27 yangın söndürme uçağı, 105 yangın söndürme helikopteri ve 14 insansız hava aracı (İHA) var. Bu filoya, yerli üretimle veya ithal edilen yeni araçlar da ekleniyor.
Envanter bu kadar. Bir de Türkiye’nin yıllardır feci şekilde hırpalanmakta olan coğrafyasının yüzölçümünü düşünün.
Ülkenin özellikle Ege ve Akdeniz gibi riskli bölgelerinde meydana gelen devasa yangınlar karşısında mevcut hava gücünün yeterli olup olmadığı son derece tartışmalı.
Uzmanlar filonun teknolojik olarak güncellenip kapasitesinin artırılmasıyla afetlerde yaşanan insan kayıplarının ve yıkımının azaltılabileceğini ısrarla savunuyor, ama tınan yok.
Bu noktada “hayat mı, ölüm mü?” ikilemine gelip dayanıyoruz. İnsanların can güvenliği mi önemli, ölüm kusan savaş makinelerine yatırım dalgası mı?
Türkiye’de yaşanan “militarize devlet” konseptinin ve küresel iklim krizine bakıştaki kafa karışıklığının geldiği noktada bu soru, ister istemez geleceği de belirleyecek.
Dolayısıyla şu soruyu da sormanın zamanı gelmiş olabilir: Savaş uçakları mı hayat kurtarıyor ve doğal dokuyu koruyor, yangın söndürme filoları mı? “Öyle bir mukayese olur mu?” demeyin.
İklim krizi insanlığı öyle bir noktaya sürükleyecek ki, saldırı/savunma amaçlı savaş makinelerinin kullanım amaçları bir noktada anlamsızlaşacak.
Tükenmiş, hayat kaynakları kurumuş bir düzlemde neyin savaşını vereceksiniz? Çocuk ve torunlarınız böyle bir dünyayı onlara bıraktığınız için size teşekkür mü edecek?
Bu yüzden, Türkiye’nin (gündemde olan) Almanya’dan 40 adet Eurofighter Typhoon savaş uçağı satın alma girişimi, yalnızca savunma politikası değil, toplumsal öncelikler, insan güvenliği, çevre koruma ve bölgesel iş birliği açısından da tartışmaya açılması gereken hayati bir mesele.
Türkiye ve Yunanistan, Ege’deki sınır ve egemenlik anlaşmazlıkları nedeniyle uzun süre askeri rekabete sahne oldu, malum.
Ancak son yıllardaki büyük depremler ve orman yangınlarında ortaya çıkan gerçeklik, yeni bir “doğa için ortaklık” modelinin öncelikli ve güven yaratıcı olabileceğini öneren cinsten.
Doğu Akdeniz özelinde buna elbette kuzeyi ve güneyiyle Kıbrıs’ı da eklemek zorundayız.
Ülkeler artık arama-kurtarma ve afet yönetimi alanında iş birliğine yönelme yollarını arıyor.
Ege’nin iki yakasında büyük trajedilere yol açan yangın risklerine karşı çıkarılacak “ortak yangın söndürme filosu” gibi modellerin askeri harcamalara göre çok daha insani, kapsayıcı ve geleceğe yönelik bir yatırım olarak öne çıkması gerekiyor.
Türkiye, Almanya ve İngiltere başta olmak üzere Eurofighter Typhoon üreten konsorsiyumdan toplamda 40 adet Eurofighter Typhoon savaş uçağı alacak.
Bu alım için toplam maliyetin 4,75 milyar euro seviyesinde olacağı belirtiliyor. Ancak bazı kaynaklarda silah ve lojistik paketleriyle birlikte bu maliyetin 10 milyar euroya kadar çıkabileceği de vurgulanıyor.
Bu uçakların Türk Hava Kuvvetleri’nin modernizasyonuna önemli katkı sunacağı; NATO kapasitesine de ciddi bir destek olacağı belirtiliyor.
Deprem, sel, yangın gibi felaketlerin geometrik şekilde arttığı bu çağda Türkiye’nin güvenliği, yalnızca jeopolitik tehditlerden korunmayla ölçülecek türden değil.
Bu tür argümanlar, iklim krizinin derinleşmesini ve insan eksenini ıskalayan boş zihin egzersizleri: İklim değişikliğiyle tetiklenen afetlerin yol açtığı kayıplar, günümüzde barış zamanlarının en ağır can ve doğa kayıplarının açık sonuçları.
Bu nedenle askeri harcamaların bu denli büyük ölçeğe ulaşması, kamuoyunda ve uzman çevrelerde alternatif öncelikler bağlamında eleştiriliyor.
Milyarlarca euroyu savaş uçaklarına harcamak yerine, modern yangın söndürme uçakları ve afet yönetim altyapılarına yönelmek hem doğayı hem hayati insan kaynaklarını korumada çok daha yaşamsal katkı sağlayabilir.
Her yeni felaket ve her ağır kayıpta yitirilen hayatlar gösteriyor ki asıl güvenlik, doğayla barışık, dayanışmacı ve insani kapasiteye yatırım yapan bir gelecek vizyonu ile sağlanabilir.
Askeri harcamaların yönlendirilmesi ile afetlere hazırlık ve bölgesel iş birliğinde yeni bir sayfa açmak; sadece Türkiye için değil, tüm Akdeniz havzası için kalıcı barışa ve refaha giden yolun anahtarıdır.



















