InstagramKöşe Yazarlarımız

Neyin Komisyonu Demiştiniz?







Terörsüz Türkiye” denirken itirazlar nedeniyle adı “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” olarak belirlenen teşekkül çalışmalarına başladı, daha ha demeden ikinci toplantısına gizlilik kararı kondu, halkın kafası alabildiğine karışık ama iktidarı muhalefetiyle siyaset erbabına bakılırsa her şey gayet güzel, işler yolunda.

Ad-hoc (yani geçici) “komisyon”un üye aritmetiği şöyle şekillenmişti: AKP 21, CHP 10, DEM Parti 4, MHP 4, Yeni Yol Partisi 3, HÜDA PAR 1, Yeniden Refah Partisi 1, TİP 1, EMEP 1, DSP 1 ve DP 1 üye.

İYİ Parti komisyonda yer almayacağını açıklamıştı. Böylece 48 kişilik bir düzenleme kuruldu. Yani kararlar 48 kişi üye toplamına göre alınacak.

Buna tekrar döneceğim. Ama şimdi “komisyon” neyi amaçlıyor ona da bakalım.

•Komisyonun amacı terörün Türkiye’nin gündeminden tamamen çıkartılması, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi, milli birlik ve kardeşliğin pekiştirilmesi, özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti alanlarında çalışmalar yapılması.

•Görevi, belirtilen bu amaç doğrultusunda ihtiyaç duyulan kanuni düzenlemeleri tespit edip kanun teklifi taslaklarına yönelik çalışmalar yapmak ve kamuoyunun Komisyon çalışmalarına dair bilgilendirilmesini sağlamak olacak.

•Komisyonun toplantı yeter sayısı üye tam sayısının salt çoğunluğu. Kanun teklifi hazırlanmasına ilişkin kararlar üye tam sayısının beşte üç çoğunluğu ile alınacak.

•Komisyon 31 Aralık 2025 tarihine kadar çalışmalarına devam edecek. Bu süre bitiminde üye tam sayısının beşte üç çoğunluğuyla çalışma süresini her defasında iki aya kadar uzatabilecek.

•Başkanın veya üye tam sayısının beşte üç çoğunluğuyla Komisyon çalışmalarını sona erdirme kararı alınabilecek.Siyasilere bakılırsa ortalık güllük gülistanlık.

En çok dikkat çekmesi gereken konu ise, uzun süre katılım konusunda ayak sürüyen, tereddüt yaşayan CHP’nin esas sorunun etrafından dolanıp, o TV senin bu TV benim süslü açıklamalarla bu komisyonun adeta her derde deva olacağını öne sürmesi.

Genel aftan tutun da kayyım atamalarına, adil seçim sisteminden fırsat eşitliğine, anayasa mahkemesinin yetkilerinden tutuksuz yargılamalara ve tahliyelere kadar her konu bu sihirli komisyona havale edilmiş görünüyor.

Yani on yıllardır yüce Meclis’in bir türlü beceremediğini bu teşekkül anında görüntü halletmiş olacak.

Terörün Türkiye gündeminden tamamen çıkartılması” var da neden mesela anadili hakları, Kürtçe eğitim, yer isimlerinde çoğulculuk gibi konular yok, bunları ne bilen var ne de cevaplayan. Onun yerine, yanına “milli birlik” gibi bir joker yerleştirilmiş ki, anayasal itiraz hakkı yalıtılsın, kimse ses edemesin.

Görüldüğü gibi “komisyon” arzu ederse başkan (yani TBMM başkanı) tarafından sona erdirilebilecek.
Bu da akla önceki bazı komisyonların akıbetini gündeme getirmekte.

Hani 2016 darbe teşebbüsü sonrasında muhalefet —ki aralarında MHP de vardı—fena halde bastırmış, iktidar da isteksizce bir Darbe Araştırma Komisyonu kurmuştu, hatırlarsınız.

TBMM komisyonuydu. Seçmen nasıl oldu da ülke bu darbe belasına maruz kaldı diye merak etmekteydi, cevaplar buradan çıkar diye hayli umutlananlar da olmuştu.

Ama ne oldu? Sorulan sorular bir mayın tarlasına giden yolu açtığı için midir nedir, Başkan’ın bir gün “tamamdır, bu komisyonun işi bitmiştir” mealindeki sözleri ardından faaliyet bitiverdi. Komisyon bir rapor hazırlamıştı, ama o gün bugündür bu rapordan eser yok.

Bir de bunun öncesinde, 2015 mutabakat arayışı komisyonu vardı. Başkan haziran seçimlerinden zayıf çıkmış, çareyi muhalefetle müzakere amaçlı bir komisyon kurmakta bulmuştu.

Yönetim görevini de eline geçen her fırsatı lastik gibi uzatıp herkesi bezdirmesiyle tanınan Ahmet Davutoğlu’nu getirmişti.

Faaliyet bir laf ebeliğine, samanda iğne aramaya döndü, bu arada ülkede katliamlarla, terör saldırılarıyla tam bir kan banyosu yaşandı ve dehşete düşen seçmen çareyi AKP ve MHP’yi iktidarda tutmakta buldu.

Şu denebilir ki, Türkiye’de kurulan komisyonların çoğu oyalama ve göz boyama amaçlıdır. Sorun çözmekten ziyade sorunları ertelemek, çürütmek, en iyi ihtimalle de pansumanla yamamak gibi bir işlevleri vardır.

Bu yeni “komisyon”un da bunlardan farklı olacağına dair seçmene, halka herhangi bir güvence verilmiş değil. Her şey her zaman olduğu gibi bulanık ve ucuz aritmetik hesapların esiri.

Evet, aritmetik. Pek çok şey bu teşekkülün afra tafrayla sunulan görevleri nasıl bir çoğunlukla alacağına odaklanmıştı.

Nitelikli çoğunluk” dendi. Güzel. Ardından “nitelikli çoğunluk” üyelerin 2/3’ün kararı olacak dendi. Bu da makul göründü. Hatta CHP lideri bunu gayet olumlu buldu.

Derkeen, uzun süre tek ayak üstünde duran ve başka pek çok önemli konuyu (mesela tutuklu belediye başkanlarının tutuksuz yargılanması ve meclise sunulan dokunulmazlık fezlekelerinin geri çekilmesi gibi konuları) önkoşul olarak öne sürmeyen CHP, tek talebinin nitelikli çoğunluk olduğunu söyledi, ardından da 3/5 olarak belirlenen “nitelikli çoğunluk”a razı oldu ve kendisini komisyonda buldu.

Şimdi basit bir aritmetik soru: 48 üye sayısının 3/5’i kaç ediyor? Cevap: 29. Peki, AKP+MHP+DEM üye oyları toplamı kaç ediyor? Cevap: 29.

Yani anılan üç partinin toplam oyu, diğer partilere ihtiyaç bırakmıyor.

Kaldı ki, herhangi bir oylamada HÜDA-PAR, DSP ve DP’nin üyelerinin de bu üçlü çoğunluğa katılması kuvvetle muhtemel.

Kısacası, kervan yola koyulmuştur. CHP bundan sonra o komisyon toplantılarında, diğer sol partilerle birlikte veya değil, aynen TBMM kürsülerinden bağırıp çağırdığı gibi, sadece laf üretecektir.

Bu bir saksı işlevidir.

Bile bile lades de diyebilirsiniz; alan memnun satan memnun da.

1980’den beri Türkiye’de hak ve özgürlükler konusunda gözlem ve katkı sunan bir gazeteci olarak şu sözlerle bitireyim.

Huzur, barış, eşitlik, kardeşlik… adına ne derseniz deyin, bunu istemeyen yoktur.

Ama ele alınan mesele öylesine derin ve çok boyutludur ki, öyle üç beş liderin söylemine ve siyasi ihtiraslarına da bırakılamaz, yalapşap kurulmuş ad-hoc komisyonlara da. Eğer ortada bir “süreç” varsa, sivil toplum, STK’ler, aileler, barolar, insan hakları dernekleri, akademia nerede?

Yurttaş katılımı, ifade özgürlüğü nerede?

TBMM Başkanı’nın açılış konuşmasında “demokrasi” ve “hukukun üstünlüğü” gibi kavramlar zikredilmişti de biz mi kaçırdık?

Dolayısıyla, korkarım, bir kez daha mahalle kavgası boyutlarından öteye geçmeyecek bir komisyon komedisi izlemek zorunda kalacağız.

Böyle olursa, “çok daha radikalleşmiş bir seçmen” de sahneye giriş yapacak.

Umarım yanılıyorumdur.













Başa dön tuşu