InstagramKöşe Yazarlarımız

Nihai Hedef: Chp’yi Parçalamak, Meclis’te Bölmek, “Beka”Yı Sağlamak







Eylül Türkiye’de hızlı başladı.

Meclis’in açılmasına yaklaşık üç hafta kala, kesintisiz şekilde süren “AKP-MHP Siyaset Mühendisliği AŞ” faaliyetlerinde -gelişmeleri yakından takip edenlerin beklediği üzere- yeni ve daha da dramatik bir aşamaya geçilmekte olduğu açık.

Mühendisliğin geçen sonbaharda hedefi, ikinci büyük muhalefet partisi olan DEM idi.

Burada iktidar lehine epey mesafe katedildi.

Kürt cenahında artan kafa karışıklığı dikkat çekici.

Şimdi asıl hedef, içi karmakarışık da olsa hala belli ölçülerde siyasi muhalefeti aktif tutan, daha geniş bir yelpazede kanaat önderlerinin “son umut” olarak sarıldığı CHP.

Ana muhalefet partisinin İstanbul İl Kongresi’nin mahkemece iptali ve il teşkilatına görevden el çektirilmesi şok üretti. Bunun, Başkan Erdoğan’ın “turbun büyüğü”, başsavcısı Akın Gürlek’in “yüzyılın en büyük yolsuzluk dosyası” dediği süreçte, CHP kurultayının iptali davasının provası olduğuna hiçbir şüphe yok.

Karar’da yer alan habere göre kurultay davasına bakan mahkeme, İstanbul İl Örgütü davasının dosyalarını istedi. Yani 15 Eylül’de kurultay işlemlerini “tamamen hükümsüz” ilan etmesi anlamına gelen “mutlak butlan” kararına “mutlak” gözüyle bakabiliriz.

Malum, bir süre önce MHP lideri Devlet Bahçeli yargıda kararların bir an önce verilmesi yönünde açıklama yapmış, bu ifadeler Türkiye medyasında iktidar ittifakı aleyhinde hayal ürünü gelişmeler bekleyen bir kısım “hüznü zan” sahibi yorumcular tarafından “ittifakta çatlak” (!) şeklinde tamamen yanlış değerlendirmelere yol açmıştı.

Oysa, doğru anlaşılması gereken, ipin çekilmesi, “direniş odağı” CHP’nin iradesinin bir an önce kırılmasıydı.
Olmakta olan tam da bu.

Bu fotoğrafın içine 4 Eylül’de aniden gerçekleşen, bir saate yakın baş başa süren Erdoğan-Bahçeli görüşmesini de eklemeliyiz.

Yapılan açıklama kısa ama iki liderin hem içerdeki hem de Suriye’deki gelişmeleri ele aldığını ve “yol haritası”nı güncellediğini de ekleyelim.

İşler fena gidiyor, hem de çok fena.

2013 Gezi “kırılması” ardından geliştirilen, “baskıcı ittifakın bekasını tahkim amaçlı, sürekli ve kontrollü kaos siyaseti”nde, peş peşe gelen olağanüstü dramatik gelişmeler ve adımlar ardından, “sıra CHP’ye geldi

Faşizmin farklı formatlardaki küresel tarihini okumuşlar için bunlarda şaşılacak hiçbir şey yok. Acı olan, Türkiye’deki merkezcil siyasi muhalefet erbabının ve onu çevrelemiş kanaat önderlerinin konfor alanını bu kadar geç terk ediyor oluşu.

Nihayet şimdilerde, “ülke batıyor, hukuk çöktü, tek parti düzeni gelmekte” diyenlerin sesleri bir koroya dönüşebildi.

Ve nihayet şimdi, devlet çemberi içinde yaşayagelmiş “yaşlılar” da devreye girmekte.

Bunlardan biri, CHP’nin “eskilerinden” Hikmet Çetin.

Sözcü’nün haberinden “Hikmet Abi’nin doğrudan Bahçeli’ye seslendiğine” dair haberi okuyoruz.

Çetin, “Türkiye’nin hukuk dışına çıktığını, Türkiye’nin demokrasiden koptuğunu ve yapılmakta olanın hukuki değil siyasi bir yön aldığını, duyarlılığını ortaya koyması gerektiğini söylemiş. Devlet Bey’i bir duruşa çağırmış. Böyle devam ederse kimse siyaset yapmayacak (demiş)

Bahçeli ise Hikmet Çetin’e şu yanıtı vermiş:

Ben zaten bu işi bir an evvel bitirin diyorum. Bu işle hukuktan sorumlu yardımcım Feti Yıldız ilgileniyor
Çetin’in “siyaset yapmak”la neyi kastettiği de belli değil.

Bahçeli’nin hukuki olduğu öne sürülen süreçlere siyasi olarak müdahalesine kimsenin artık ses etmez hale gelmesi de başka bir garabet.

Siyaseten arafta bırakılmış DEM’de yaşanan sessizlik de öyle.

Telaş, çaresizlik korku, kaygı, panik, aymazlık, gözü dönmüşlük ve öfke.

Bir yüzyılı devirmiş “Yeni Türkiye”den bugün yansıyanlar böyle.

Dönelim siyaset mühendisliğinin Suriye yüzünden tıkanmakta olan diğer boyutuna, “süreç” denilen şeye.
Sıranın CHP’ye gelmesi gibi, bu “şey” ile iktidar ittifakının hangi stratejik hedefi gütmekte olduğu da tam anlaşılmış veya dillendirilmiş değil.

Ama baklalar usulca da olsa yavaş yavaş ağızdan çıkıyor.

Bununla ilgili en dikkat çekici gelişme, Saray’ın hukuk danışmanlarından Mehmet Uçum’un Habertürk’e verdiği mülakat.

Burada gördüğümüz cevaplar gerek “komisyon komisyonu”nun (!) vakit kazanmak için nasıl pışpışlandığını, ama daha önemlisi, “çatışma çözümü” diye yutturulmaya çalışılan “süreç süreci”nin (!) bir aşamada nasıl “şark usulü” bir anayasa pazarlığına bağlanacağını anlatmakta.

Uçum bir “Geçiş Süreci Kanunu” gereğinden bahsediyor, ama on yıllardır kemikleşmiş Kürt talepleri (kimlik, anadili, yerel yönetimler) konusunda sınırları da çiziyor.

Şöyle diyor.

Etnik kimliğine ve dini aidiyetine bakılmaksızın Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne hukuken bağlı olan herkes Türk vatandaşıdır” şeklinde bir hüküm konulması söz konusu olabilir

Türkçe’nin devletin dili yani tek resmi dil olması, eğitim dili olması tartışma konusu değildir. Bununla birlikte Türkçe’den başka dillerin öğretimine ilişkin usul ve esasların kanunla düzenleneceğini içeren anayasal bir hüküm getirilebilir

Üniter yapıyı destekleyecek, yerel meclisleri yerel bütçe taslakları ve denetim konusunda güçlendirecek; merkezin yerel icrada sorumluluğunu artıracak bir yerel yönetimler reformu gündeme gelebilir

Bunlar için de anayasa değişikliğinin (Md. 42, 66 ve 127) gereğini vurguluyor.

Bu açıklamada yeni olan ne? Hiçbir şey.

Yıllardır kanıksanmış beylik laflar, “sade suya tirit” öneriler.

Peki, bütün bunlar masaya gelse de iktidar ittifakı karşılığında ne talep edecek? Bu yok, sorulmamış da.

Oysa, iktidarın bu süreci araçsallaştırma sonucunda mutlaka bir talebi olacak: Cumhurbaşkanlığı adaylığına tekrar tekrar başvurmak için sınırları kaldırmak, Erdoğan’a “ömür boyu başkanlık” yolunu açmak.

Bu ittifakın bekası için “olmazsa olmaz”dır.

Gündem şimdi bu şekilde ısıtılıyor.

CHP’ye “biçilen kaftana” geleceğim, ama buradan yola çıkarak önce anayasa “reformu” konusundaki TBMM aritmetiğine bakalım.

Evet, referandum için 360 milletvekili yeterli; evet, AKP ve MHP milletvekili toplamı şu anda 319’da. Ama 12 bağımsız ve bir DSP’liyi eklesek de 360 çıkmıyor.

Ülkede kutuplaşma, öfke ve bıkkınlık had safhada iken referanduma gitmek iktidar ittifakı için göze alınmayacak ölçüde büyük risk.

Erdoğan – Bahçeli ikilisinin hedefi, “kılçıksız şekilde” değişikliklerin TBMM’den 400 vekil oyuyla geçmesi.

Bunun için DEM -Öcalan kartı kullanılarak- “pişiriliyor. Ama orada da aritmetik AK-MHP-DEM toplamında 375 civarında kalıyor ve 12 bağımsızın hepsi ve DSP’den tek oy eklense de “kısa kalıyor

Dolayısıyla, mühendislikte ana hedef, CHP.

Geçen Ekim ayında başlatılan (hayli başarılı) “DEM’in zokalanması” ardından, CHP’yi hedefleyen yolsuzluk davaları, tutuklamalar ve dosyalar üzerinden itirafçı devşirmeler ile gelişen ana muhalefet çalkantısı da “baş mühendis” Erdoğan’ın öngördüğü çizgide ilerlemekte:

Gözünü ihtiras bürümüş, DNA’sı avanta dağıtma üzerine şekillenmiş genişçe bir kesim CHP’li birbirine girmiş durumda.

Bir diğer CHP’li kesim ise sanki ülkede adalet veya hukuk gibi mekanizmaların zerresi kalmış gibi, hala bir takım sonu gelmez, anlaşılması mümkün olmayan “legalist” tartışmalarla iktidarın “zaman kazanma” değirmenine su taşımakta. “Birleşelim” diyen akil kesimin sesi ise çıkmıyor.

Ve şu sıralarda kanaat önderleri arasında mealen şu yorum da yaygınlaştı:

CHP kapatılacak, kapısına kilit vurulacak, tek parti sistemine geçilecek

Yanlış.

Mühendislik bürosunun hedefi, kısa vadede yargı üzerinden CHP’yi iyice iç kavgaya sürüklemek, kördüğüme dönüştürmek, kurultay iptali ardından da yargısal manevralarla yönetim sürecini bir yıl ötesine (yani 2026 sonuna) kadar uzatmak.

Ve CHP Meclis’teki 137 milletvekilinin kavga-gürültüyle iki (belki de üç) parçaya ayrılmasını sağlayarak, bir parçanın “kılçıksız anayasa değişikliği” için TBMM’de 400’e desteğini garantilemek.

Bu, yani “döve döve terbiye” olur mu? Gayet muhtemel. Tabii kurultay kararı ardından CHP içinde bir strateji bütünlüğü, kenetlenme sağlanamazsa -ki çatlak çok büyük.

Peki DEM ne yapacak?

Orası, iktidara “fiilen” ortak edilen Öcalan’ın ne diyeceğine bağlı.

Her hal-ü karda mevcut sistem krizinin daha da derinleşeceğini, çok daha karanlık günlerin ülkeyi beklediğini söyleyebiliriz.















Başa dön tuşu