InstagramKöşe Yazarlarımız

Tanınma Masalı ve Gerçeğin Çırılçıplak Hali







Ersin Tatar’ın sözlerini hatırlayalım: “Türkiye’nin bizi tanıması, 100 ülkenin tanımasına bedeldir

Peki, soralım o halde: Tanıyor mu, tanımıyor mu?

Bu sorunun cevabı aslında sadece bir diplomasi ayrıntısı değil; bir halkın kaderini belirleyen hayati bir düğümdür. Eğer Türkiye, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”ni tanıyorsa, neden dünyada hâlâ tek bir ülke tarafından tanınmayan bir yapı olarak kalıyoruz?

Neden Birleşmiş Milletler’de, Avrupa Konseyi’nde, İslam İşbirliği Teşkilatı’nda KKTC adına bir bayrak dalgalanmıyor? Eğer Türkiye tanıyorsa, neden Türkiye’nin resmi belgelerinde, uluslararası protokollerinde, diplomatik yazışmalarında hep “Kıbrıs Türk Toplumu” ifadesi geçiyor da “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” yazılmıyor?

Tatar’ın cümlesi, halkı avutmaya, gerçeği örtmeye dönük bir retoriktir. Çünkü çıplak gerçek şudur: Türkiye bizi “de facto” yani fiilen tanıyor, ama “de jure” yani hukuken, resmen tanımıyor. Tanımadığı için de BM’de “tanınma” çağrısı yapılırken, “resmi müracaat” yapılmıyor. Çünkü Ankara biliyor ki, böyle bir resmi müracaat anında reddedilecek, uluslararası sistemde Türkiye’nin zaten zor olan diplomatik zemini daha da daralacaktır.

Kısacası Tatar’ın cümlesi aslında Türkiye’nin bile dile getirmeye çekindiği gerçeği halkın gözünden kaçırma oyunudur. Bir yandan “iki devlet” söylemini tekrarlıyor, diğer yandan federasyonu reddediyor, ama uluslararası arenada bir tek kapı açılmıyor. Bu açılmayan kapıların sorumlusu da Tatar ve onun Ankara ile kurduğu bağımlı ilişkidir.

Bir an için samimiyet testi yapalım: Eğer Türkiye gerçekten KKTC’yi tanıyorsa, neden Tatar, Erdoğan’ın katıldığı uluslararası zirvelere davet edilmiyor? Neden Dışişleri Bakanlığı düzeyinde KKTC adına imzalanan uluslararası anlaşmalar yok? Neden dünyadaki hiçbir büyükelçilikte KKTC bayrağı çekilmiyor? Çünkü tanıma yok!

Birleşmiş Milletler’e çağrı yapılır ama müracaat edilmez; çünkü Ankara ve Lefkoşa’daki işbirlikçi siyasetçiler şunu çok iyi biliyor: müracaat edildiği an, uluslararası hukuktan ağır bir tokat gelir. BM Güvenlik Konseyi’nin 541 ve 550 sayılı kararları, KKTC’yi tanımama çağrısı üzerine inşa edilmiştir. Böyle bir başvuru, sadece reddedilmekle kalmaz, aynı zamanda Kıbrıs Türk toplumunun izolasyonlarını daha da derinleştirir. Bunu Ankara da, Tatar da çok iyi bilir. Ama bilmedikleri bir şey var: Halk aptal değil! Halk bu çelişkiyi görüyor.

Tatar’ın “Türkiye’nin tanıması 100 ülkeye bedeldir” sözünün içi boş bir slogan olduğunu anlamak için çok uzağa gitmeye gerek yok. Eğer gerçekten öyle olsaydı, bugün KKTC pasaportuyla dünyada tek bir ülkeye bile giremeyen Kıbrıs Türkü, bu sefalet içinde olur muydu? Eğer Türkiye’nin tanıması 100 ülkeye bedelse, neden gençlerimiz eğitim, iş ve seyahat için hâlâ “Kıbrıs Cumhuriyeti” pasaportuna muhtaç? Neden Ercan’dan uçuşlar sadece Türkiye üzerinden yapılabiliyor?

Asıl gerçek şudur: Ankara, Kıbrıs Türk toplumunu “tanıma” söylemiyle oyalarken, kendi stratejik çıkarlarını korumak için bu belirsizliği sürdürmektedir. KKTC ne tam bağımsız bir devlet olarak kabul edilmekte, ne de federal çözüm için ciddi bir çaba gösterilmektedir. Böylece Kıbrıs Türk halkı, bir “ara rejim”de, tanınmamış bir yapının gölgesinde, her geçen gün daha da yalnızlaştırılmaktadır.

Sayın Tatar’a açıkça sormak gerekir:

Türkiye bizi gerçekten tanıyor mu?

Eğer tanıyorsa, neden uluslararası platformlarda bunun hiçbir karşılığı yok?

Eğer tanımıyorsa, neden halkın gözünün içine baka baka “tanıyor” yalanını söylüyorsunuz?

BM’ye çağrı yapıp neden resmi müracaat etmiyorsunuz?

Cevap vermek zorundasınız Sayın Tatar, çünkü bu halkın kaderi sizin ve Ankara’daki ağababalarınızın ucuz sloganlarına sığmayacak kadar ağırdır.

Bugün Kıbrıs Türk halkının ihtiyacı olan şey, halkı kandırmak değil, gerçeği söylemektir. Çünkü ancak gerçek üzerinden yol haritası çizilebilir. Gerçeği saklayan, sloganla halkı avutmaya çalışan her siyasetçi, işgalin ve irade gaspının payandası olmaktan öteye gidemez.

Unutmayın: Tanıma, nutukla olmaz. Tanıma, BM’de, uluslararası hukukta, diplomaside olur. Bugün ise o tanıma yok!

Ve bu gerçek ne kadar acı olursa olsun, halkın önüne dürüstçe koyulmalıdır. Çünkü sahte umutlar, en büyük ihanettir.













Başa dön tuşu