Tetikçi Cennetinde Güvenlik Aramak

Ülke yine karanlığın sınırlarında geziniyor. Bir gazeteciye, hem de ailesiyle birlikte, “kelle başı 1’er milyon dolar vereceksiniz” denilerek yapılan tehdit…
Bu sadece bir tehdit değil; bu ülkede hukukun, güvenliğin ve devlet otoritesinin çöktüğünün resmidir. Bu ülkede artık kimsenin, hiçbir vatandaşın kendini güvende hissetmediğinin ilanıdır.
Artık mesele sadece Pınar Barut’un ve ailesinin maruz kaldığı alçak tehdit değil; bu mesele memleketin içinde sürüklendiği karanlığın ta kendisi.
Çünkü bu topraklar “tetikçi cenneti”ne döndü.
Çünkü bu ülkede faili meçhuller artık şaşırtmıyor.
Çünkü bu ülkede polis soruşturmasının nerede başlayıp nerede bittiği belli değil.
Çünkü bu ülkede yönetenler, suç örgütleriyle aralarına çizgi çekmek yerine, o çizginin üzerinde dans ediyor.
Biz bugün Pınar Barut’a ve ailesine yapılan tehdidi konuşuyoruz ama mesele bundan ibaret değil. Bu ülkede düzen tam anlamıyla fafyalaşmış durumda.
Kurumlar çürüdü, denge ve denetim mekanizmaları tükendi, iktidar ile karanlık yapılar arasındaki mesafe ortadan kalktı. Devlet, kendi vatandaşını korumak yerine sessizliğe gömülmeyi tercih ediyor.
Bu tehdit, bu sessizlik, bu çürüme…
Hepsi aynı gerçeği gösteriyor: Ülkenin üzerinde, devletin dahi kontrol edemediği başka bir yapı var.
Bu yapı, gazeteciyi hedef alıyor.
Bu yapı, toplumu sindiriyor.
Bu yapı, hukukun yerini kendi kurallarına bırakıyor.
Ve biz buna tanıklık ederken “güvenlik”ten söz etmemiz isteniyor.
Bugün Pınar Barut ve ailesi ölümle tehdit edildi. Peki yarın kim?
Soru bu kadar basit ve bu kadar tehlikeli.
Bu ülkede mafyalaşmış yapılar, tetikçiler, karanlık sermaye ve kirli siyasetin iç içe geçtiği bir zemin oluşturuldu. O zeminin üzerinde duran herkes potansiyel hedef haline geldi. Sadece gazeteci değil, siyasetçi değil, aktivist değil…
Bu ülkede herkes hedef olabilir.
Ve bu tehdit öyle sıradan bir öfke patlaması değil; organize, planlı, ekonomisi olan bir karanlık düzenin parçası. “Kelle başı 1 milyon dolar” gibi bir cümle, ancak arkası bir yerlere dayalı olanların kurabileceği bir cümledir.
Bu yüzden PGM önünde olmak bir dayanışma değil, bir hayatta kalma refleksidir.
Bugün yapılması gereken şey, tehdide karşı korkusuz durmak değil sadece.
Asıl yapılması gereken şey, bu tehdidi mümkün kılan düzeni sorgulamak, üzerine gitmek, deşifre etmek ve teşhir etmektir.
Korku duvarının arkasında duranlar, işte bu karanlık düzenin sahipleridir.
Korkmayanlar ise yarın PGM önünde duracak olanlardır.
Bu memleketin derdi artık “kötü yönetim” değil; çok daha ileri bir şey: çöküşü fırsata çeviren bir suç düzeni.
Bu düzen, gazeteciyi kurşunla değilse bile ölüm tehdidiyle susturmaya çalışıyor.
Çünkü hakikatten korkuyorlar.
Çünkü yazılan her haber, söylenen her söz, kurdukları kirli mimariye çarpan bir taş gibi.
Bugün PGM önünde olacağız.
Sadece Pınar için değil, sadece gazeteciler için değil.
Bu ülkede nefes alan herkes için.
Bu ülkenin çocukları için.
Bu ülkenin geleceği için.
Kirlenmiş, çürümüş, mafyalaşmış bu yapıya “dur” demenin zamanı geldi de geçiyor bile.
Çünkü unutmayalım:
Bugün susturulmaya çalışılan bir gazeteci ise, yarın susmak zorunda kalacak olan bir toplumdur.
Ve biz buna izin verirsek, bu ülkenin karanlığına karşı verecek hiçbir sözümüz kalmaz.
Bugün oradayız.
Karanlığa karşı omuz omuza, sözümüzü, kalemimizi ve nefesimizi savunmak için.




















