“Soruşturmayı Kapatma Seferi”

Atanmış Başbakan Ünal Üstel’in günlerdir sergilediği koşuşturma, ülkede yaşanan yolsuzluk skandallarının ağırlığından değilmiş gibi, “krizi yönetme” çabasından hiç değil…
Bilakis, kendi döneminde atadığı bürokratların bir bir rüşvet, görevi kötüye kullanma ve yolsuzluk iddialarıyla tutuklandığı bir ortamda, Üstel’in önce Güvenlik Kuvvetleri Komutanı ile görüşmesi, ardından Ankara’nın kapısını çalması; kimse kusura bakmasın, memleketin değil kendi koltuğunun derdine düştüğünü apaçık gösteriyor.
Toplum çok basit bir şey soruyor:
Neden GKK ile görüşme ihtiyacı hissedilir?
Neden Ankara’ya koşulur?
Neden soruşturmaların önünün kesilmesi konuşulur?
Bu soruların her biri bizzat Üstel’in yarattığı düzenin aynasıdır.
Yıllardır kurdukları, kolladıkları, besledikleri düzen çöküyor.
Merkezi İhale’de başlayan skandal, Başbakanlık Müsteşarına uzandı; diğer kurumlarda da benzer iddialar patlıyor.
Bu çürüme bir günde olmadı.
Bu çürüme Üstel’in atadığı, Üstel’in dokunulmaz kıldığı, Üstel’in “sadık adamlarım” diye arkasında durduğu kadroların eseridir.
Şimdi bu düzenin dişlileri kırılmaya başlayınca, Üstel’in ilk refleksi ne oluyor?
“Hesap sorulsun” demek değil.
“Bağımsız yargı görevini yapsın” demek değil.
“Toplumun güvenini yeniden inşa edeceğim” demek hiç değil.
İlk refleks:
GKK ile görüş, Ankara’ya git, soruşturmanın önünü kessinler diye medet um.
Bu mudur devlet adamlığı?
Bu mudur siyasi sorumluluk?
Yoksa bu, çöken düzenin altında kalmamak için yapılan son hamle midir?
Kıbrıs Türk toplumu artık çok açık bir şey biliyor:
Yolsuzlukların, rüşvet çarklarının, kayırmacılığın, ihale oyunlarının, “ben yaptım oldu” düzeninin başı da sonu da siyasettedir.
Bugün bürokratlar tutuklanıyorsa, o bürokratları oraya kim atadı?
O düzeni kim kurdu?
Denetimsizliği kim normalleştirdi?
Sınırları kim kaldırdı?
Soruşturmanın önünü kesmek değil, tam tersine sonuna kadar gitmek, hesap vermek, siyasi bedelini ödemek Üstel’in görevidir.
Ama belli ki Üstel’in önceliği memleket değil.
Önceliği, koltuğun sallanmasını engellemek.
Siyasette sorumluluk böyle taşınmaz.
“Ben atadım, onlar yaptı, ben de şimdi onları kurtarmaya gidiyorum” kafasıyla devlet yönetilmez.
Bu ülkenin Başbakanı, kendi atadığı kadroların batırdığı düzeni kurtarmak için Ankara’ya değil, halkın karşısına çıkmak zorundadır.
Bu ülkenin Başbakanı, GKK’dan “soruşturma frenleme” değil, “hukuku güçlendirme” talep etmek zorundadır.
Ve en önemlisi:
Bu ülkenin Başbakanı, böylesine büyük bir çürüme kendi döneminde patladıysa, derhal istifa edip yargının önünü açmak zorundadır.
Siyasetin namusu bunu gerektirir.
Üstel’in GKK ziyaretleri, Ankara seferleri, kulis temasları…
Hiçbiri toplumun gerçek gündemini değiştirmiyor.
Herkes biliyor:
Bu düzen çürüdüyse, o çürümeyi yaratan sistemin başında Ünal Üstel ve partisi vardır.
Bugün yaşananlar bir “bürokrat meselesi” değildir.
Bu, yılların birikmiş siyasi yozlaşmasının patlamasıdır.
Ve hiçbir dış destek, hiçbir perde arkası temas, bu çürümeyi örtemez.
Ünal Üstel;
toplumun karşısına çıkacak,
hesap verecek,
ya gereğini yapacak,
ya da bu çürümüşlüğün baş sorumlusu olarak bu ülkenin siyasi tarihine yazılacaktır.
Soruşturmanın önünü kesmek için nereye koşarsanız koşun, toplumun gözünün önünü kesemezsiniz.



















