InstagramKöşe Yazarlarımız

Bulgaristan’da Halk Konuştu, İktidar Gitti… Peki Ya Biz?







Bulgaristan’da olan biten, bir ülkenin kaderini değiştiren “olağanüstü” bir devrim değil. Ne tanklar sokağa indi, ne de karanlık senaryolar yazıldı. Olan şey son derece sıradan ama bir o kadar da güçlüydü: Halk konuştu.

Daha doğrusu, Z kuşağı konuştu.

Gençler sokaklara çıktı ve çok net bir cümle kurdu:

Bu düzen bizim geleceğimizi çalıyor

Bu kadar. Ne slogan kalabalığı, ne hamaset… Doğrudan hedefi olan bir itiraz. Yolsuzluğa, kayırmacılığa, çürümüşlüğe karşı bir itiraz. Ve siyaset, alışık olmadığı bir şeyle karşılaştı: Kulaklarını tıkayamadı.

Parlamento toplandı.

227 milletvekilinin katıldığı oturumda Başbakan Rosen Jelyazkov hükümeti istifa etti.

Oy birliğiyle.

Yani kimse “ama”, “fakat”, “dış güçler”, “istikrar” masalı anlatamadı.

Çünkü toplumun sabrı bitmişti.

Çünkü gençler artık geleceksizliğe razı değildi.

Çünkü yolsuzluk, bir “dedikodu” değil, hayatın ta kendisi hâline gelmişti.

Ve sonuç netti: Halk konuştu, iktidar gitti.

Bizde ne oluyor?

Bizde yolsuzluk iddiaları manşetlerden düşmüyor.

Bizde üst düzey bürokratlar, müsteşarlar, daire amirleri bir bir tutuklanıyor.

Bizde “istisna” denilen şey, artık kural hâline gelmiş durumda.

Hangi taşı kaldırsan altından ya bir ihale,

ya bir rüşvet iddiası,

ya bir görevi kötüye kullanma hikâyesi çıkıyor.

Ama bizde ne oluyor biliyor musunuz?

Hiçbir şey.

İktidar yerinde duruyor.

Koltuklar sarsılmıyor.

Yüzler kızarmıyor.

Sorumluluk alınmıyor.

En kötüsü ne?

Bu çürümüşlüğe karşı en sert tepkiyi vermesi gereken gençler,

ülkeyi terk etmenin yollarını arıyor.

Bulgaristan’da gençler sokağa çıktı,

KKTC’de gençler havaalanına.

Bulgaristan’da “Bu düzen bizim geleceğimizi çalıyor” diyenler ülkesini savundu,

bizde ise aynı cümleyi kuranlar pasaport sırasına giriyor.

Bu bir tesadüf değil.

Bu bir tercih.

Çünkü bizde siyaset, halktan değil koltuktan güç alıyor.

Çünkü bizde iktidar, meşruiyetini sandıktan değil, Ankara’dan, koalisyon pazarlıklarından, bürokratik dengelerden devşiriyor.

Çünkü bizde hesap verme kültürü yok, sadece hesap sorma korkusu var.

İstifa, bizde bir erdem değil; bir zayıflık gibi görülüyor.

Sorumluluk almak, “suçu kabul etmek” sanılıyor.

Oysa demokrasilerde istifa, suçun değil, ahlakın göstergesidir.

Bulgaristan’da bunu yaptılar.

Bizde ise “istifa” kelimesi sözlükten silinmiş durumda.

Bizde asıl tehlike YOLSUZLUK değil!

Evet, yanlış okumadınız.

Asıl tehlike yolsuzluk değil.

Asıl tehlike,

yolsuzluğun normalleşmesi.

Asıl tehlike,

her yerde var” denilerek meşrulaştırılması.

Asıl tehlike,

gençlerin buna karşı isyan etmek yerine, umudunu valizine koyup gitmesi.

Bir ülke, yolsuzlukla yaşayabilir belki;

ama umutsuzlukla yaşayamaz.

Bulgaristan bize bir şey öğretmedi.

Zaten bildiğimiz gerçeği yüzümüze çarptı.

Halk isterse değiştirir.

Gençler isterse dengeleri bozar.

Sokak, sandık ve vicdan bir araya gelirse hiçbir iktidar dokunulmaz değildir.

Şimdi soru şu:

KKTC’de halk ne zaman konuşacak?

Gençler ne zaman “yeter” diyecek?

Siyaset ne zaman kulaklarını açmak zorunda kalacak?

Çünkü tarih şunu gösteriyor:

Halk sustukça çürüme büyür.

Halk konuştuğunda ise, en sağlam görünen iktidarlar bile gider.

Bulgaristan’da gitti.

Bizde sıra ne zaman?













Başa dön tuşu