InstagramKöşe Yazarlarımız

Kaç Kere Müzakere?







Envai çeşit kapılarıyla süslüdür Lefkoşa.

Mavinin tonlarından yeşile, kırmızıdan morun tonlarına; camları buzlu, kiminin demir süslemeleri üzerinde tarih, kimisinde muflon kafası, kimi kemerli bir çerçeveyle süslü, kimisi çift tarafa açılan, kimisinin gönlü bir diğer kapıda, kimisi gönlünü yan mahallenin kapısına kaptırmış…

Akrepler de maviyi kırmızı görür; maviye boyalı kapıların eşiğinden geçemezmiş.

Her kapının kendisine göre bir ismi vardır Lefkoşa’da.

Ne hayatlar yaşanır kapıların ardında. Ne hikâyeler örülür, nelere şahit olunur o kapıların ardında. Ne kadar çok yaşarsa, o kadar çok şey görürmüş, duyarmış insan o kapıların ardında. Bir o kadar da şaşırmazmış artık.

Ve herkes kendi kapısının eşiğinden dışarı bir maskeyle sokağa çıkar. Özellikle de gerçek kendisine ulaşamamış, kendisiyle yüzleşememiş insanlar gezer sokaklarda envai çeşit maskeleriyle.

Hangi milliyetten olursa olsun, insanın kendi ülkesinde kendi evinin kapısını bırakıp bir mahalle ötesindeki komşusunun kapısını çalamaması; kilometrelerce uzaktan gelenlerin kapısının ardında buluşması ne garip şey.

Dün tek bir kapı belirdi.
Diplomatik bir geri dönüş kapısı.

Ekim 2020’den beri ilk kez, liderler düzeyinde ortaklaşa bir cümle söylendi:

BM Güvenlik Konseyi kararlarında tanımlanan siyasi eşitlik

Erhürman için eşitlik tanımı, BM çerçevesinde bir vurguydu diye anlıyorum.

Hristodoulides için de iki devlet dilinden uzak durma manevrası olduğunu düşünüyorum.

Ama bu kapının kilidi hâlen kapalı görünüyor.

BM’nin “güven yaratıcı önlemler bir çözümün yerini tutmaz” cümlesinin ise çok sert ve bilinçli olduğunu düşünüyorum.

Bence BM, açıkçası “bizi oyalamayın” demiş bu cümleyle.

Beş kapısı var Lefkoşa’nın.
Her biri, dünkü liderler görüşmesiyle ilgili görüşlerini kapı zillerinin üzerine yazmışlar.

Amerikan Kapısı “kontrol altında tutulabilir” yazmış.
Avrupa Birliği Kapısı “yetki ve temsilin hukuka uygunluğu” yazmış.
Türkiye Kapısı “kontrol” yazmış.
İngiltere Kapısı “denge” yazmış.
Yunanistan Kapısı “risk” yazmış kapı zilinin üzerine.

Çaldım Amerikan Kapısı’nın zilini.

İki devlet şimdilik rafa kalktı diye rahatlardı. Türkiye ile gerilim de yok, enerji ve güvenlikte kilitlenme de yok. Erhürman’ın eşik vurgusunu tehlike olarak görmemişler; bir nevi fren, dedi ev sahibi. Ne olacaktı, Ankara bu süreci kontrol altında tutmak istiyor. AB destekçi olsun, seyirci olsun ama oyuncu olmasın. Beş artı birin ertelenmesi de iyi oldu, bakma; zaten bizim Gazze, Ukrayna, İran işlerimiz var, diyerek memnun ama heyecansız gözleriyle eğiliverdi önüne.

Çıktım oradan.
Bir arka sokaktaki Avrupa Birliği Kapısı’nı çaldım.

Kapıyı açan, “Henüz oyun bitmedi” dedi.

“Sonuçta bizim kırmızı çizgimiz korundu, BM Güvenlik Konseyi kararları telaffuz edildi. Bak, bu dönüşümlü başkanlık işi bizim için sorunlu” diye uyardı beni.

Erhürman da siyasi eşitliği geniş yorumluyor” diye yaslandı arkasına.

Hristodoulides bizi oyuna çağırdı ama bunun kontrollü ve Türkiye’yi masadan kaçırmayacak şekilde olması lazım” dedi.

Bir kâğıt uzattı sonra bana; üzerindeki notta, “Erhürman’ın ‘şartlar oluşmadı’ vurgusundan rahatsızız, süreci kilitleyecek eşikler koyuyor” yazıyordu. “Beş artı bir de ertelendi; bu belirsizlik de bizi rahatsız ediyor” dedi.

Tam kapıdan çıkarken son kez dönüp ona tekrar baktım. Temkinli ve huzursuzdu ama oyunda kalmak isteyen bir rolü benimseyeceği yüzünden belliydi.

Tam karşı sokak kapısını, Türkiye Kapısı’nın zilini çaldım.

Kapı açılır açılmaz sezdim; içeride de “süreç şu an bizim kontrolümüzden çıkmıyor” havası vardı.

“‘Şartlar oluşmadı’ bizim için kilit cümle” dedi hemen. “Kıbrıs Cumhuriyeti süreci kendi lehine sürükleyemez, BM takvim dayatamaz, AB acele ettiremez, beş artı bir otomatikleşmez şu an” diye ekledi.

GYÖ’ler günlük hayatı rahatlatıyorsa sorun yok. Siyasi statü üretmiyorsa kabul edilebilir bizim için. Rum egemenliğini genişletmiyorsa biz yeşil ışık yakarız” dedi.

Bizim için AB sürece girerse denge bozulabilir. Beş artı birin ertelenmesi bizim için olumlu. Çünkü biz yeni bir diplomatik cephe istemiyoruz.

Bu arada biz federasyonu istemiyoruz, iki devleti hedefliyoruz; ama bu hedefe BM dili ve siyasi eşitlik söylemi üzerinden, adım adım gitmek istiyoruz.

Çünkü biz hedef ile araç arasında ayrım yapıyoruz.

Araç bizim için BM süreci, BM Güvenlik Konseyi dili, ‘siyasi eşitlik’ gibi ifadeler.

Siyasi eşitlik kelimesi bizim açımızdan federasyonun içini boşaltan bir araçtır. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ‘tek egemenlik’ iddiasını sınırlar. Egemen eşitliğe giden bir ara basamak olarak görülür. Federasyon değil ama federasyon diliyle egemen eşitlik talebimiz var.

Erhürman BM çerçevesini terk etmiyor ama eşik koyuyor. Dönüşümlü başkanlığı pazarlık değil, şart olarak tutuyor. Bu bizim için tercih edilir bir çizgi. Çünkü federasyon masasına geri dönmüyor ama federasyon dilini bizim lehimize kullanıyor” dedi.

Şimdi mahallenin köşesini dönüp İngiliz Kapısı’nın zilini çaldım.

Daha oturur oturmaz onlara baktığımda, “süreç bozulmadı, taraflar kopmadı, bizim manevra alanımız daralmadı” gibi hissediyorlardı sanki.

İngiltere çözüm istemez demek yanlış olur” dedi; “ama kontrolsüz çözüm istemeyiz demek doğru olacaktır” diye düşünüyormuş.

Biz bu ‘BM Güvenlik Konseyi kararlarında tanımlanan siyasi eşitlik’ söylemini usta işi bir denge olarak görüyoruz.

Bu cümle herkesin itiraz edemeyeceği kadar muğlak. Biz muğlaklığı severiz. Çünkü arabuluculuk alanı açar” diye ekledi.

Erhürman’ın eşik koyması bizim için sertlik değil, pozisyonlama olarak okunur. Londra açısından Türk tarafı masayı devirmiyor ama koşulları netleştiriyor diye düşünüyoruz.

Bu, bizim için öngörülebilirliktir. Ve öngörülebilir aktör, İngiliz diplomasisinin favorisidir” dedi.

Beş artı bir görüşmesinin ertelenmesinden rahatsız değiliz. Çünkü bizim için de zor bir konferans olurdu. Garanti sistemi tartışmaya açılabilir. Üsler meselesi dolaylı etkilenebilir” diye düşünüyoruz.

Londra için “Bu toplantı ne kadar geç, o kadar iyi hazırlanmış olur” dedi. “Bu süreç yönetilebilir. Aceleye gerek yok” dediklerini duyar gibiydim.

Hemen yan evdeki Yunanistan Kapısı’nı çaldım.

Karşımdakiler rahat değildi. Çünkü Kıbrıs bizim için iç politika, ulusal güvenlik, Doğu Akdeniz egemenliği meselesi.

Siyasi eşitlik bizim için alarm demek.

Çünkü siyasi eşitlik dili genişlerse, egemen eşitliğe kayabilir. Dönüşümlü başkanlık özellikle bizim için kırmızı çizgiye yakındır. Ama açıkça reddetmiyoruz, sessizce izliyoruz” dedi.

Erhürman’ın eşikleri de bizi rahatsız ediyor; çünkü statüko Türkiye lehine çalışıyor, zaman Kıbrıs Cumhuriyeti lehine değil.

Güven yaratıcı önlemler bizim için bir çelişki. Bir yandan gerginlik düşsün istiyoruz ama öte yandan GYÖ’ler kalıcılaşırsa, çözüm gündemi geriye düşerse biz bundan rahatsız oluruz.

Biz BM’nin ‘çözümün yerini tutmaz (not a substitute)’ cümlesini memnuniyetle karşıladık” dedi. “BM en azından süreci sulandırmıyor.

Beş artı birin ertelenmesi bizim için olumsuz. Biz takvim isteriz, süreç isteriz, baskı isteriz. Belirsizlik en sevmediğimiz şeydir.

Açıkça söylemek gerekirse, bizim temel korkumuz bu dil normalleşirse, çözüm olmadan yeni bir statükonun kalıcılaşmasıdır

Bir evimiz olduğunu düşünelim. Evimizin bir sokak kapısı var. Sokak kapısı beş odaya açılıyor. Her odanın da kendisine ait birer sokak kapısı var. O beş odanın da kapısı tek bir odaya açılıyor.

Şimdi ister Türk olalım ister Rum, ister Maroni olalım ister Ermeni, kendi evimizin kapısını ve beş odanın da kapılarını geçtikten sonra sokağa çıkmanın hemen öncesinde, eşiğinden atladığımız kapıya gelelim.

Holguín’in gerçek görevi, taraflar arasındaki kırılma eşiğini ölçmek.

Hangi cümlede masadan kalkılır? Hangi ifade kriz çıkarır? Hangi başlık zamana yayılabilir? sorularına cevap arıyor.

Bu yüzden çok dinler, az konuşur, not alır, zorlamaz.

Holguín bir Annan Planı mimarı değil ama önemli birisi.

Çünkü Guterres’e ham veri taşır. “Bu iş olur” veya “olmaz” raporunu hazırlar. Beş artı birin olup olmayacağını fiilen belirler. Holguín bir barometredir, motor değil.

Ama bu görüşme sonrasında ve süreç için de bana göre dikkatli olunması gereken bir nokta var.

Bu masanın en nazlısı Türkiye ve Erhürman. Çünkü diğer aktörler her ne olursa olsun bu kadar nazlı değiller.

Bu süreç uzun listelerle değil, tek bir cümleyle kırılır.

Siyasi eşitlik, egemen eşitlik olarak yorumlanamaz”
(Political equality cannot imply sovereign equality)

Eğer bu cümle resmî BM belgesine, Güvenlik Konseyi metnine, beş artı bir sonuç bildirgesine açık biçimde girerse, süreç kopar.

Türk tarafı bunu geri dönüşsüz çizgi ihlali sayar. Ankara bu noktada “BM zemini bitti” der. Erhürman bu cümleyle masada kalamaz.

Süreci açan tek cümle ise:

Siyasi eşitlik, etkin ve bağlayıcı biçimde güvence altına alınmalıdır
(Political equality must be effectively guaranteed)

Eğer bu cümle muğlak ama güçlü biçimde “Guarantee (ihlâl edilmesi hâlinde sonuç doğuracak, bağlayıcı güvence)” kelimesiyle kullanılırsa;

Erhürman masada kalır. Kıbrıs Cumhuriyeti itiraz eder ama kopmaz. BM süreci ilerletir.

Aslında biz hariç herkes bu gerçeği biliyor. BM şu an çözüm üretmiyor ama hangi cümlede çözümün öldüğünü çok iyi biliyor.

Holguín o cümleyi ölçüyor. Güvenlik Konseyi o cümleden kaçınıyor. Taraflar da o cümleye yaklaşmadan manevra yapıyor.















Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu