InstagramKöşe Yazarlarımız

Sıradaki Ülke Hangisi?







Dünya, hukukun değil gücün konuştuğu bir döneme resmen girmiş bulunuyor. Uluslararası hukuk, insan hakları, devletlerin egemenliği, sınırların dokunulmazlığı…

Yıllarca kitaplarda anlatılan, kürsülerde savunulan, zayıf ülkelere “ahlak dersi” olarak dayatılan bütün bu kavramlar bugün bir enkazın altında kalmıştır. Ve bu enkazın son örneği Venezuela’dır.

Bugün Venezuela’da yaşanan şey bir “operasyon” değil, açık bir işgaldir. Emperyalizmin en çıplak, en pervasız, en utanmaz hali…

ABD, bütün dünyanın gözleri önünde, “uyuşturucu ile mücadele” gibi artık kimsenin inanmadığı bir bahaneyle bir ülkeyi bombaladı, seçilmiş ya da atanmış fark etmeksizin ülkenin liderini evinden aldı ve fiilen şunu söyledi:

Bundan sonra burayı biz yöneteceğiz

Bu bir iddia değil, bu bir gerçektir.

Elbette bazı ülkeler “endişe duyduklarını” açıklayacak, bazı diplomatik kınamalar yapılacak, birkaç göstermelik BM toplantısı düzenlenecek. Ama sonuç değişmeyecek.

Çünkü güç dengesinin bu kadar bozulduğu bir dünyada, haklı olmak değil güçlü olmak belirleyicidir. Emperyalist ABD, Venezuela’nın artık uzun yıllar fiili sahibidir.

Bunun nedenini anlamak için derin analizlere gerek yok. Aklı olan herkes biliyor:

ABD Venezuela’ya petrol için girdi.

Uyuşturucu bahanesi ise sadece kamuoyuna sunulan bayat bir masaldır. Irak’ta “kitle imha silahları” vardı, Libya’da “insan hakları” vardı, Afganistan’da “demokrasi” vardı. Şimdi de Venezuela’da “uyuşturucu” var.

Bahanenin adı değişir, yağmanın özü değişmez.

Dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip bir ülkenin, ABD tarafından “tesadüfen” hedef alınması mümkün mü? Elbette değil.

Emperyalizm hiçbir zaman insani gerekçelerle hareket etmez. Emperyalizm çıkar için hareket eder; petrol için, enerji için, pazar için, jeopolitik üstünlük için.

Ama bu işgalin en tehlikeli tarafı yalnızca Venezuela değildir.

Asıl tehlike, emsal oluşturmasıdır.

Bugün ABD, uluslararası hukuku hiçe sayarak Venezuela’yı bombalayabiliyorsa, yarın başka bir güçlü devlet de aynı yöntemi kullanacaktır. Bundan sonra kimse kimseye “hukuk” dersi veremez. Çünkü o defter kapanmıştır.

Bu nedenle şunu söylemek abartı değildir; Çin’in Tayvan’ı işgali artık sadece bir zaman meselesidir.

Venezuela’dan sonra Pekin yönetiminin önünde hiçbir ahlaki ya da hukuki engel kalmamıştır. “ABD yaptıysa biz neden yapmayalım?” sorusu artık meşrudur. Dünya, güçlünün örnek olduğu bir düzene girmiştir.

Aynı şekilde, ABD ve Batılı ülkelerin Rusya’ya dönüp “Ukrayna’dan çık” deme hakkı da fiilen bitmiştir. Çünkü bugün Venezuela’da yapılan, dün Ukrayna’da yapılanı ahlaki olarak savunulamaz hale getirmiştir. Uluslararası hukuk ya herkes için vardır ya da hiç kimse için yoktur. Seçici hukuk, hukuk değildir.

Bu tablo bize çok net bir şeyi göstermektedir:

Dünya düzeni çökmüştür.

Birleşmiş Milletler etkisizdir. Uluslararası sözleşmeler kağıt parçasıdır. İnsan hakları söylemi, sadece çıkarlarla uyumlu olduğu sürece hatırlanan bir vitrindir. Güçlü devletler artık maske takma gereği bile duymadan yumruğu masaya vurmakta, zayıf devletleri açıkça dövmektedir.

Venezuela operasyonu, yalnızca bir ülkenin işgali değildir.

Bu operasyon, uluslararası hukukun iflas belgesidir.

Ve bu iflasın bedelini yalnızca Venezuela halkı değil, yarın başka coğrafyalardaki milyonlarca insan ödeyecektir.

Çünkü hukukun olmadığı bir dünyada hiçbir ülke güvende değildir. Bugün Venezuela, yarın Tayvan, öbür gün başka bir ülke…

Son söz şudur:

Emperyalizm artık gizlenmiyor.

Artık utanmıyor.

Artık gerekçe üretme zahmetine bile girmiyor.

Ve bu yeni dünyada, adalet arayanlar değil, gücü olanlar kazanmaktadır.

Geriye ise yalnızca şu soru kalıyor:

Sıradaki ülke hangisi?















Başa dön tuşu