InstagramKöşe Yazarlarımız

Masada Oturanlara Bakın







Ülkenin içinde bulunduğu hemen her sorun ya da toplumsal itirazda, çözüm üretmek adına kurulan masalara bakıldığında asıl muhatabı bulmak neredeyse imkânsız.

Çünkü masada çoğu zaman sorunu yaşayanlar değil, sorunu uzaktan izleyenler oturuyor.

Asgari ücret belirlenirken, işçiyi temsilen bir sendika dışında karar merkezindeki masada kaç tane gerçekten asgari ücretle geçinen insan var?

Esnafı ilgilendiren vergi düzenlemeleri yapılırken masada kaç tane dükkânını ayakta tutmaya çalışan gerçek esnaf bulunuyor?

Kırsal kalkınma adına plan ve projeler hazırlanırken, kırsalda yaşayan kaç kişi bu sürecin parçası oluyor?

Eko turizm, hayvancılık, arıcılık ya da balıkçılıkla ilgili kararlar alınırken, bu işleri fiilen yapan kaç kişi o masada söz sahibi?

Sorunumuz tam da burada başlıyor; Çözüm ürettiğini iddia eden masalarda, sorunun gerçek sahipleri yok. Arazide problemi birebir yaşayan insanlar masada olmadığı sürece kalıcı çözümler üretilemez. Yapılanlar ancak geçici pansumanlardan ibaret kalır.

Köylerde yaşayan bir ailenin en temel ihtiyacı olan eğitim ve sağlık giderleri dahi merkezden yönetilmeye çalışılıyor.

Peki bu ailelerin gerçek ihtiyaçlarını, yaşadıkları sıkıntıları kim dinliyor? Kaç kişi köyde yaşayan bir ailenin sofrasına oturup derdini yerinde görüyor?

Merkezde yaşayan, kira ödemek zorunda kalan bir ailenin geçim mücadelesini gerçekten masaya yatıran bir yapı var mı?

Üzerine iki çocuk da okula gidiyorsa, o ailenin yaşam alanı neredeyse sıfırlanıyor. Çünkü kazanılan para karşısında alım gücü dibe vurmuş durumda; gelir artmıyor, gider katlanıyor.

Özellikle kırsalda atılacak her adım ve yapılacak her yatırım ekonomik olarak geri dönüşü olan, sürdürülebilir adımlar olmak zorundadır. Bu yatırımlar birkaç kişiye değil, her haneye dokunmalıdır ki insanlar ayakta kalabilsin, köyler boşalmasın.

Bu anlayışın yerelden genele yayılması şarttır. Süreç; muhtarlık, belediye ve meclis üyelerinden başlayarak milletvekilliği ve bakanlık seviyesine kadar uzanmalıdır. Temsil tabeladan değil sahadan gelmelidir.

Yerel yönetimler politika üretmek zorundadır. Merkezde, kapalı salonlarda oturarak sahada oluşan sorunlara çözüm bulmak mümkün değildir.

Çözüm; her an sahada olmak, dinlemek, temas etmek ve konunun gerçek muhataplarıyla sürekli istişare hâlinde olmaktan geçer. Aksi hâlde merkezi yönetimin sessizliği devam eder, bedelini ise yine halk öder.

Bu bakımdan yerel yönetimlerin yükünün daha da arttığını ve sorumluluk alanını daha da genişlemesi gerektiğini derinden yaşıyor ve görüyoruz.

Güneşin Doğduğu Yerden, Herkese Selam Olsun.













Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu